belki ilginizi çeker
  1. · narodnik
  2. · köyden de köylülerden de nefret etmek
  3. · görükle
  4. · hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir
  5. · köy enstitüleri
  6. · medeni insanlarız anadolu da yaşamıyoruz
  7. · nuri iyem
  8. · rte türkiye nin ikinci atatürk üdür
  9. · köylüyü küçümseyip farmville oynayan insan
  10. · wondrous itü sözlüğün hitleridir
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · annenin gençlik fotoğrafları
  2. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  3. · zongul ducks
  4. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  5. · umutların yitirildiği anda hayata giren sevgili
  6. · aşk ı memnu
  7. · 22 kasım 2009 izmirlilerin pkk tepkisi
  8. · rekat sayan seccade
  9. · 3g

köylü milletin efendisidir  

 sayfa  / 2
  1. bugün dünyanın kabul ettiği ekonominin temel taşının tarım olduğu gerçeği karşısında kendisini tekrar doğrulatan söz. köylü kelimesi nasıl bir aşağılama içerir anlaşılmaz ama aşağılansa, aşağılansa en çok düşeceği seviye aşağılayanın seviyesidir. zira şehirlerde yaşananları görünce temizliğini koruyan köylerimiz garantimiz gibi duruyor.
    (yuziko, 15.03.2005 00:03)
  2. "proleterya milletin efendisidir" diye yorumlanır zaman zaman
    (azwepsa, 15.03.2005 10:34)
  3. artık ülkemizde ne tarım ne de köylüye gereken önem verilmediğinden zaten artık ne köylünün ne de şehirlinin inanmadığı laf. zamanında iyi söylenmiş ama.
    (gblack, 15.03.2005 10:40)
  4. atatürk'ün vecizelerinden biridir. herkes çok doğru bir söz diyor, niye, çünkü atatürk söyledi ya, mutlak doğrudur. doğru diyenlerin hiç biri köylü değildir ve doğru diyenleri köye sürsen "ben bu işkenceyi hakedecek ne yaptım" diyeceklerdir. günlük hayatta karşılaştıkları köylülere ya nefretle ya da acıma duygusuyla bakarlar. apartmanlarında veya okullarında kıroluk yapan bir adam görseler "ne olacak, köylü işte" derler. atatürkçü geçinen jandarma kuvvetleri köylerde "efendilerine" tepeden ve aşağılayarak bakma rezilliğini çok rahat gösterebiliyorlar. ben köylülüğü yaşadım,15 yaşımda kurtardım köylülükten, iyiki de kurtardım, iyiki de"milletin efendisi" olmamışım. köy ve köylülük özünde cehalet ve geri kalmışlık içerir, imrenilesi değil tez kurtarılası bir özelliktir.
    önemli not: çocukluğunun veya gençliğinin bir döneminde köyü ve köylülüğü yaşamayanlar eksi oy vermesin, kabul etmiyorum.

    edit: kısa sürede en sevilmeyenler listeme 2. sıradan giriş yapan girim olmuştur. bu da demektir ki sözlükte çok sayıda köylü var.
    (galliani, 28.05.2006 21:31 ~ 26.03.2009 20:24)
  5. emekçinin sermayeciden üstün olduğunu söyler.sol ve sağ görüşler dünyada genel hatlarıyla burda ayrılsa da çiftçinin sırtına basarak iktidara gelmiş bi sağ görüş savunucusu da bu efendiye sahip çıkar ülkemizde.tabi sahip çıkmak anasını bellemekse...e tabi bu ülkede en çok imam hatip okulunu açmış kişi şimdi türbanlılar arabistan'a diyorsa, bu efendiler artık bu kişilerin zamana göre para eden siyaseti yaptığını da bilmeli, bilmeli ki demokrasi uygulansın 50 sene tepemizde taşımayalım birilerini.
    (bkz: adalet partisi)
    belki bi ilişkisi vardır(bu işi yapan adalet koyuyo adına galiba):
    (bkz: adalet ve kalkınma partisi)
    (heleloyloyloy, 08.08.2006 13:15)
  6. köylü:açız.
    yetkili:efendim?
    köylü:açız, ekmek istiyoz.
    yetkili:ama efendim.
    köylü: bu kotalarda nereden çıktı, hani ab'ye uyunca refah artacaktı?
    yetkili:lütfen efendim.
    köylü:maliye bakanının oğlu niye amerikadan mısır alıyo? burada yetişmiyo mu?
    yetkili:(daha alt yetkiliye)çevik kuvveti çağırın.
    köylü:bu zapsu yüzünden biz neden fındığımızı bedavaya verelim?
    yetkili:eee yetti be. oturun efendi efendi. amir bey verin gazı verin jopu, efendi dedik başımıza çıktı adamlar.
    (libertar, 09.08.2006 02:50 ~ 20.03.2007 21:56)
  7. yüce önder gazi mustafa kemal atatürk'ün sözüdür. gel gelelim bir devlet başkanı'nın(!) * köylüye, çifçiye verdiği değer ise;

    (bkz: artizlik yapma lan bana)
    (bkz: lan terbiyesizlik yapma)
    (bkz: ananı da al git buradan)
    (kunduz, 17.05.2007 01:09 ~ 01:11)
  8. mustafa kemal atatürk'ün bu sözü, yıl 2007'de şuna dönüşmüştür:

    (bkz: bu millet hep size mi çalışacak)
    (epilofs, 17.05.2007 01:13)
  9. (bkz: köylü yüzüklerin efendisidir)
    (cagrilanyakup, 21.06.2007 23:08)
  10. işte o müthiş anı

    altlarında, nuri conker'in bir arkadaşının arabası vardı. eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, çekmece'ye doğru gidiyorlardı.

    birden atatürk'ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. yaşlı bir adamdı bu. sapanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.

    atatürk şoföre durmasını söyledi.

    indiler. köylüye seslendi:

    "kolay gelsin ağa!.."

    köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:

    "kolay gelsin"

    "işler nasıl ağa? bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?"

    köylü isteksiz konuştu:

    "tanrı'nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. kabahatin acığı bizde, acığı yukarda! biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi."

    "bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. öküzün yok mu senin?"

    "var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar."

    "hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? olmaz böyle şey! muhtara şikayet etseydin..."

    köylü güldü:

    "muhtar başında deel miydi memurun, a bey?"

    atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:

    "kaymakama gitseydin."

    köylü iyice güldü.

    "sen de benle gönül mü eyleyon beyim?" dedi.

    atatürk konuşmayı sürdürdü.

    "e peki, istanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini... onun işi bu değil mi?"

    köylü atatürk'ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz.

    kestirip attı:

    "bırak şu sağarı allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?"

    atatürk sordu:

    "adın ne senin ağa?"

    "halil... köylük yerde sorsan, halil ağa derler..."

    "demek varlıklısın?.. ağa dediklerine göre."

    "acık çiftimiz- çubuğumuz varken adımız ağa'ya çıkmış."

    "peki halil ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. benim bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. sen aldılar diyorsun. hadi kaymakam şöyle, vali öyle diyelim; e peki bir başvekil ismet paşa var bilir misin?"

    "bilmez olur muyum, beyim?"

    "tamam öyleyse, hemen her hafta istanbul'a geliyor. florya köşkü'ne iniyor. köşk de şuracıkta. bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona... herhalde çaresini bulurdu."

    "sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun. ama bak şimci, tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya...tutalım ki kodular, koskoca ismet paşa'mızı göstertmezler ya. tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! heç işitmez beni..."

    nuri conker, lafa karışmak istedi, atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.

    "e peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!" dedi

    "atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. o da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!.."

    köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.

    "sen ne diyorsun bey?" dedi.

    "mustafa kemal paşa atatürk'ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü gerek... hem, tut ki gördük. yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?.."

    halil ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, atatürk'ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu. konuşacak bir şey de kalmamıştı. atatürk köylünün omuzuna elini koyarak, "senden hoşlandım halil ağa" dedi.

    "bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. açık yürekli bir
    vatandaşsın. ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma ara!.."

    döndüler, arabaya bindiler. halil ağa, onları uğurladı.

    "meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez. fakat bu, devlet baba'ya borçtur. ödenmesi gerek... otomobil hareket etti. atatürk'ün canı sıkılmıştı.

    "bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin!.." dedi. dönüş yolunda atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. yüzünde ince bir keder vardı.

    "yahu çocuk, şu halil ağa'nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple çift sürüyor, hala da 'devlet baba' diyor. ne mübarek millet, bu millet!.."

    köşke döndüklerinde atatürk yaverine emretti:

    "şimdi" dedi: "istanbul'da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..

    bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. ayrıca vali muhittin üstündağ ile ismet paşa'yı bul, onlara da haber ver."

    yaver odadan çıktı. atatürk, nuri conker'e döndü:

    "şimdi sen de arabayla çıkıp o halil ağa'ya gideceksin. ona benim kim olduğumu söyleme. tüccar, zengin bir adam filan dersin. 'seni sevdi, sana öküz alıverecek' diye bir şeyler söyle, kandır. kuşkulandırmadan al getir buraya."

    o akşam atatürk'ün sofrasında başbakan ismet inönü, bakanlar, milletvekilleri ve istanbul valisi muhittin üstündağ'dan oluşan yirmi beş konuk vardı.

    atatürk, "bu akşam soframıza efendimiz gelecek" dedi. "kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum."

    bir süre sonra içeri başyaver girdi ve atatürk'ün kulağına bir şeyler söyledi.

    atatürk "buyursun!" dedi.

    başyaver kapıyı açıp da halil ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu, yanı başında da ismet paşa'nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı. dizlerinin bağı çözülmüştü. atatürk onu görünce ayağa kalktı. arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. atatürk son konuğunu, "hoş geldin halil ağa" diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:

    "işte beklediğimiz, efendimiz" dedi.

    nuri conker, halil ağa'yı atatürk'ün sağ başına oturttu, kendisi de yanındaki sandalyeye geçti. atatürk, sofradakilere, o gün köşkten conker'le birlikte nasıl kaçtığını, halil ağa'yı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü, sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra şöyle dedi:

    "şimdi gerisini halil ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. ben sorduklarımı baştan soracağım halil ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak."

    halil ağa'ya döndü:

    "bak beri, halil ağa" dedi. "sen bu akşam benim baş misafirimsin. senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. konuşmamızdan sonra sana hiçbir zarar gelmeyecek. öküzünü de alacağım. ama şimdi ben tarlada sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın. işte soruyorum:

    'bakıyorum sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. öküzün yok mu senin?"

    halil ağa dudakları titreyerek atatürk'ün ayağına kapanacak oldu. atatürk önledi:

    "yoo, bak böyle şey istemem. soruyorum cevap ver."

    soru - cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı. ürkütücü sorulara gelmişti sıra. atatürk sordu:

    "peki istanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi bu değil mi?"

    vali muhittin üstündağ, hali ağa'nın ancak iki metre ötesinden kendisine bakıyordu. nasıl desin? ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı:

    "vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda. eteğine düşsek derdimizi duyurabilir miyiz ki..."

    "olmadı bu, halil ağa... bana dediğin gibi, dosdoğru..."

    "böyle demedik mi beyim?.."

    "ya, ben mi yanlış anladım?.. dur soralım bakalım nuri'ye. nuri,böyle mi dedi bize halil ağa?"

    nuri conker karşılık verdi. "hayır paşam!.."

    "gördün mü?.. demek aklında yanlış kalmış. hani bir şey dediydin sen, vali neden duymazmış?.. aynen bana söylediğin gibi söyle."

    halil ağa kekeleyerek konuştu:

    "köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır, paşam" dedi. "kusura kalma gayri..."

    atatürk gülmeye başladı:

    "diplomatsın ki, yaman diplomatsın, halil ağa... ama şimdi diplomatlık sırası değil, doğruyu konuşacağız... söyle bana, orada dediğin gibi..."

    halil ağa gözünü yumup, başını yere eğdi:

    "şaşırmışım, ağzımdan yanlışlıkla 'bırak bu sağarı' diye bir laf kaçırmışım..."

    sofrada gülüşmeler başlamıştı.

    "hadi buna da oldu diyelim. geçelim gerisine:

    "e, peki bir başvekil ismet paşa var, bilir misin?"

    halil ağa ismet paşa'nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:

    "şanlı ismet paşamız bilinmez olur mu hiç? o bugüne bugün..."

    atatürk halil ağa'yı durdurdu.

    "bırak şimdi övgüleri" dedi. "ben lafın gerisini getireyim:

    tamam öyleyse, hemen her hafta istanbul'a geliyor, florya köşkü'ne iniyor, köşk de şuracıkta. bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona. herhalde
    bir çaresini bulurdu."

    halil ağa yine kaçamak yanıt verdi:

    "kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!.."

    atatürk'ün sesi iyice sertleşti:

    "beni uğraştırma, halil ağa" dedi. "erkek adam sözünü yalamaz. ne dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!.."

    halil ağa ürktü, toparlandı. başını yine yere gömüp konuştu:

    "şanlı paşamıza da sağar dedikti ya..."

    "yalnız sağar değil, 'sağarın sağarı' değil miydi?"

    halil ağa yere eğik başını acıyla salladı:

    "öyle dedikti paşam, doğrusun!.." diyebildi.

    atatürk, ismet paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine getirdi.

    "son soruyu sorayım şimdi" dedi. "bunun da karşılığını ver, öküzünü al git."

    "koca yaz şuracıkta atatürk oturmuyor mu? gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. o da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?"

    "hiç bırakır mı aslan paşam benim!.. erip erişir de tarlama dek gelir, halimi dinler."

    "bırak bunları halil ağa, dediğini tekrarla." halil ağa birden diklendi.

    her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu. atatürk'ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.

    "işte bunu demem paşam" dedi. "ağzıma ataş doldur, işte bunu demem!"

    atatürk gülmeye başladı:

    "zorlatacak bizi bu halil ağa, laf anlamıyor." dedi. "mustafa kemal paşa atatürk'ümüzün yüzünü görmek için, peygamber gücü gerek demiştin, yanılmıyorsam. 'görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek' demiştin." halil ağa'nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. taş kesilmiş, duruyordu. atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:

    "'atatürk de işi içkiye vurmuş, sarhoşun biri' demeye getirdin ya fazla üstelemeyeyim" dedi.

    "şimdi bak beni dinle, halil ağa... seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi: şu gördüğün altı bay hükümet... yani, biri başbakan, ötekiler de bakan! memlekete göz kulak olacak, işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler. bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sıvanırlar, isviçre'den mi olur, italya'dan mı olur, fransa'dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluştururlar, türkçe'ye çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler büyük millet meclisi'ne... bu millet meclisi dediğim, şu altı baştan senin yanına kadar olan beyler. kanun bunlara gelir. bunlar da 'hükümet elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca zorlanmama gerek yok' derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir kanun!.. ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan halil ağa'nın öküzünü çeker, satar... halil ağa da tarlasını bir yanda merkep, bir yanda öküz, ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. ama üretim düşermiş, ekim zorlaşırmış, kimin umurunda... sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar, işitirim, tasalanırım! e, hakça söyle bakalım şimdi halil ağa... sen benim yerimde olsan, efkar dağıtmak için, bunları bu beylerle konuşmak için
    içmez misin? ama sonra da halil ağa tutar, sana 'sarhoş' der..."

    halil ağa'nın dili çözülmüştü:

    "öyle diyen yok haşa!.. dinden çıkmak gibidir... buldun mu bunu, hacısı da içer, hocası da içer..."

    atatürk sordu:

    "peki sen de içer misin?"

    "hiç bulunur da içilmez olur mu, paşam?.. içeriz ki, tıpkı şerbet gibi!.."

    atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. kendi kadehini halil ağa'ya uzattı:

    "hadi bakalım halil ağa" dedi. "sağlığına içelim."

    halil ağa, "koca allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün paşam, sağlık düşürsün" dedikten sonra halil ağa, edeple başını kenara çevirdi, eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. yüzü kızarmış, gözleri parlıyordu. ellerini dizlerinin üzerine koyarak atatürk'e döndü:

    "yunan'ı denize döktün paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. benim gibi bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez ki... nideyim ben şimdi? bırak ki oh paşam, ayağını öpem..."

    halil ağa atatürk'ün ayağını öpmek için davranınca, atatürk onu sıkıca tuttu ve bu hareketi yapmasını önledi. halil ağa bu kez, atatürk'ün ellerine sarıldı, ellerini öpmeye başladı: "bayrağımız gibi sen de başımızdan eksik olma inşallah! sana her kim düşman ise, onun yeri senin ayağının altı olsun!.. gayri bana izin, koca paşam!.."

    "yemek yemedin!.."

    "yemek kolay... meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim."

    atatürk nuri conker'e işaret etti.

    conker kalkıp halil ağa'nın yanına geldi, kalktı halil ağa, önce atatürk'ü, sonra sofradakileri selamlayıp kapıya doğru edeple geri geri çekildi. kapı kapandığı zaman atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:

    "efendimizin halini gördünüz mü beyler?" dedi. "devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? mübarek millet bu, adam millet bu... şimdi bu adam milletin karşısında 'adam olmak,' bize düşüyor!.."

    sofrada kesin bir sessizlik vardı. kimse gözlerini atatürk'ten
    ayıramıyordu:

    "halil ağa'nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak halil ağa'nın öküzünü satıyor. ikisi de bence birbirinden farksız... böyle bir kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım. hükümet nasıl bir yönetim içindedir? sonra unutmayın ki, olay istanbul'da geçiyor. bunun van'ı var, bitlis'i var, kıyı bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor? bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!.."

    kaynak: http://www9.gazetevatan.com/...

    ya işte böyle. aradaki farka dikkatinizi çekerim. kiminle mi? anladınız siz onu.
    (gölge, 29.10.2007 23:14)
  11. köylüye hiçbir şey vermeyen, onları sistematik bir şekilde sınıf haline getirmeyenlerin, yine köylüleri avutmak için söyledikleri sözdür. milletin efendisi falan değillerdir. devletin gözünde köylü; her koşul altında " allah devletimize zeval vermesin" diyen koyunlaştırılmış kitledir. kimse kimseyi kandırmasın.
    (maslow, 11.02.2009 18:10)
  12. (bkz: kültür devrimi)
    (tobiyas makkenzi, 11.02.2009 18:13)
  13. kemal atatürk 'köylü milletin efendisidir' demiş, aslında bu sözü söylediği zamanlarda türkiyenin %80 köymüş,ve 'halk kendisinin efendisidir' demek istemiş, gelgelelim bu yanlış anlaşılmış o zamandan bu zamana ne halka ne bunların sac ayağı olan köylüye, çiftçiye zerre değer verilmemiş...gökten üç elma düşmüş...üç elma da hükumeti teğet geçmiş,,hepsi köylünün kafasına düşmüş...
    (lepistes, 14.02.2009 17:45)
  14. kapıcılara hep efendi denmesiyle doğrulan söz
    (cagrilanyakup, 15.05.2009 10:31)
  15. (bkz: o eskidendi artık hepsi bitti)" onmousedown="return bkc('3455493','+%60o+eskidendi+art%FDk+hepsi+bitti%60')">o eskidendi artık hepsi bitti)

    (bkz: geriye dön atam)" onmousedown="return bkc('3455493','+%60geriye+d%F6n+atam%60')">geriye dön atam)
    (hari poter, 15.05.2009 10:34)
  16. (bkz: köylü milleti efendisizdir)
    (mental retardasyon, 10.07.2009 01:39)
  17. atatürk ün cumhuriyet döneminde ekonominin bir numara kurtarıcısı olduklarını belirttiği sözdür. şimdi ise en fazla anası da alıp gider.
    (cromm, 10.07.2009 01:42)
  18. mühendis milletin efendisidir.(bkz: sabri arık)
    (tommyknocker, 10.07.2009 03:36)
  19. çok doğru bir tespittir ve gelecekte de köylü milletin efendisi olacaktır.
    (castiel, 10.07.2009 03:47)
  20. (bkz: narodnik)
    (marchus, 10.07.2009 03:48)
  21. (bkz: @2535333)
    (özellikle nick konusunda çok hassas olan yazar, 10.07.2009 03:49)
  22. köy enstitüleri zamanında söylenmiş çok güzel ve anlamlı bir söz. şimdi mi ?
    tartışırım.
    (rene, 10.07.2009 03:49)
  23. yüzde doksanı köylü olan milleti gazlamak için söylenmiş popülist vecize.

    en laikçi şehirliye sorsan köylüyü, 'şehrin içine sıçtılar' der. 'dağdan indi, bağdakini kovdu' der, 'cahiller sürüsü' der. eskaza eline para geçen köylü de mahkumdur 'sonradan görme' olmaya, şehirlinin nazarında!
    (zülkarneyn, 07.08.2009 18:43)
  24. varoş kültürüyle köy kültürünü, şehir kültürünü ayırtedemeyen kişilerin yorumladığı tümcedir.

    arkadaş köylü şehire göçünce ister ekonomik geliri olsun düzgün ister olmasın köylü olarak mı kalıyor?

    gecekondularda, kenar mahallelerde yaşamak zorunda kalan köylülerin bir sonraki nesilleri veya da yanlarında getirdikleri nesilleri köylü olarak mı sayılıyor? ekonomik sıkıntıların, şehir kültürünün olumsuz yönlerinin, eğitimsizliğin ve nicesinin o köylü kökenli insanları köylülükten çıkartıp arabesk kültüre evirmesi çok da almıyor.

    ama bunun yanında ekonomik koşulları iyi sağlanmış, iyi eğitim almış ve köyden göçmüş ailelerin de şehirlerde büyüyen çocuklarının 15 nesil boyunca şehirde yaşayanlardan daha erdemli ve şehire ne gibi güzellikler kattığını da görmeyen yoktur.

    tutup da yok laikçiler, maikçiler diyerek bu sözü yorumlayıp saptırmaya ne gerek vardır?

    laikçiler sizin gibi konuyu tek yönlü mü ele alıyor goç?

    hem sen bir ton şehirliyi ortama uyumsağlamaya imkan vermeden, gerekli şartları sağlamadan köye yolla bakalım o şehirliler köyün içine etmiyor mu? köylü olabiliyorlar mı?

    özelllikle istanbul'un göç sorununu bu şekilde yorumlamak olsa olsa aklı olmayan birinin yapacağı iş olmalı.

    (bkz: taş yerinde ağırdır)
    (selim pusat, 07.08.2009 19:16 ~ 19:16)
  25. toprak reformu olmadan bu sözden bahsetmek sahtekarlıktır.
    (benim meskenim dağlardır, 07.08.2009 19:18)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil