sevgiye ve aşk'a inanan kızdır. öncelikle okumaya eğitim ve kültür düzeyine değil insanlığa önem vermişse ve karşısındaki kişi buna layık biriyse, olabilir.
şehirde okuyan ve üniversite yıllarında tekme üstüne tekme yiyen gönlünü mercan kayalıklarına çeviren ve memlekete döndüğünde ilk gördüğü saf insanla hayatını birleştiren kız.muhtemelen sonu bi aldatılmayla bitecektir ve bunun acısını çekecek tek kişi saf köylü arkadaş olacaktır.
köylü erkeğin aşırı korumasını, delice kıskanmasını ve maçoluğunu seven kız olabilir; bu da bir zamanlar baba tarafından aşırı ihmal edildiğini gösterir ki iç uyum olmadıktan sonra kızın bitirdiği üniversite hayatı açısından bir hiçtir. çok büyük ihtimalle bu evlilik için birazdan sunacağım iki finalden biri gerçekleşir: ilki, köylü erkek kızı çalıştırmaz, kızımız evinde oturur çocuk bakar ve "nerden evlendim ben bununla be" duyguları içindeyken ekonomik özgürlüğü olamdığı için boşanamaz. ikinci finalse kızımız iş sahibi olur ve 30lu yaşlarının sonunda adamdan boşanır.
üçüncü ve olması dilendiği halde pek olmayan son ise, "ömür boyu mutlu yaşarlar"..
köylü kızla evlenen proflar varken bu neden olmasın. tabi ki bu çok okumuş erkeklerin zihniyeti, çok okumuş kızlardan daha farklı. belli yaşa gelmiş erkek artık evlenmek ister bulamayınca annesine köyden kız getirtirir. paket halinde gelen kız programlanmış bir robot gibi hayatını evlilik üzerine kurar, aklı başına gelince ki biraz geç, dünya tersine dönebilir bazen...
tercih meselesidir.."kime ne?"dir..insanlar üniversiteler bitirir ama mesela bir çobanın tecrübesine ulaşamamış olabilir..
hani bir prof bir kayıkçı kiralamış yola çıkmışlar prof atıp tutuyor, kayıkçıyı hiç yerine koyuyormuş..ben, diyormuş, balık türlerini eşek familyalarını neyse zartı zurtu bilirim sen kayıktan başka ne bilirsin?bana saygı duy diyormuş..kayıkçı bakmış uzaklara: "yüzme bili min?" demiş "yok" demiş prof.."eyi" demiş kayıkçı.."ben biliyem.. az sonra fırtına çıkacak"
üniversitede sevişgen atraksiyonlu hayatından utanç duyup sert bir şekilde kendini kapatıp yola gelen kız olabilir. veya dünyada tükenmiş aşkları görüp gerçekten saf ama bir o kadar da sadık sevgiye absürd yoldan hasret kalmış bir kızda olabilir. ikincisinde adamın, evinin erkeği olacağından kuşku yok, ama o kızın o hayatı kaldırabileceğinden emin değilim. tutup bir gün adam,ayağımı yıka derse bu kız napar; gerisini siz tahmin edin, biz de dudağımızı amanııın diye ısıralım.
evlendiği erkeği aşağılayanlara inat ona daha bir sevgiyle ve gururla bağlanacak kızdır. onu "törecidir o en küçük yanlışta kafana sıkar, hanzodur o nezaketten, görgüden anlamaz" tarzı genellemelere kurban edenlere karşı sonuna kadar savunacak kızdır. ne demiştir mustafa kemal atatürk: "köylü milletin efendisidir". ulu önder bu lafı söylerken bir bildiği vardı muhakkak. yoksa ben mi bilmiyorum.
tanıdığım biri olduğu için "baş tacıdır, tercihini yapmıştır, allah yardımcısı olsun, mutluysa allah mutluluğunu bozmasın" diye tanımlarım. kendisi ilkokul öğretmeni olan bayan tanıdığımın eşi çiftçidir ve takriben 17 yıldır evliler. boylarınca bir oğulları var, iki sene evvel fen lisesi'ne girdi. kendileriyle daha geçen gün bir düğün yemeğinde görüştüm. çiftçi abim elime bir tabak yemek tutuşturup göz kırparak "benim hanıma bırakır mısın" dedi. götürdüm ve "yan masadan yolladılar" dedim, eşini gösterdim, eşi el salladı, kadın sanki liseli aşıklara olur gibi kızardı, gülümsedi, eşine el salladı, dudak okumama göre "teşekkür" diyebildi. çakal arkamdan ayran da göndermiş. jest duble oldu.
halbuki hatırlarım, evlenme süreçlerinde onlarca insan araya girip "denk değilsiniz, olur mu, ilkokul mezunu adamla üniversite mezunu kız evlenir mi" dedi. şimdi el ele geldikleri düğünde "ulan ikinci defa size bir düğün yapsak mı ne yapsak" diyesim geldi. bu kadar mı yakışır bir çift. nazar değmez inşallah.
köyünden kalkıp binbir zorlukla üniversiteye gitmiş okulu bitirip memleketine dönüp çocukluk aşkını bulup evlenmiş kızdır. zira çocuğa şart koşmuştur ki kendisi üniversite de okurken o da boş durmayacak adam olacak, kadını bir malzeme olarak değil de bildiğin insan olarak görecektir.aşkları o kadar büyükse oğlan aklını başına alır adam olur ve mutlu güzel bir yuva kurulur.
köylü kızla evlenen üniversiteli erkekten bir farkı yoktur aslında... bunu geçtik aşkın sınırı yoktur. yok üniversiteli üniversiteliyle, liseli liseliyle bunlar hikayedir. önemli olan anlaşıp anlaşamamaktır, gerisi ıvır zıvırdır, kulak asmamak lazımdır. bir insanın mesleğiyle ya da kariyeriyle değil kendisiyle evlenirsiniz. bunlar size sadece daha iyi bir yaşantı sağlar. ama huzur olmadıktan sonra da iyi bir yaşantının önemi yoktur. gerekirse beraber çalışılır kendi hayatınız için, beraber katlanılır bir şeylere evlilikte budur zaten iyi günde herkes yanınızda olur. hem seviyor hem seviliyorsanız, anlaşıyor beraber güzel zaman geçiriyorsanız zaten bakmazsınız hangi üniversitede okuduğuna, maaşının ne kadar olduğuna...
köylü olmayan erkekler, siz biz, ayrıcalıklı, üniversitede okuyan, mezun olmuş olanlar çok matah şeylerdir sanki... en azından köylü erkek üniversite mezunu ile evlenmiş üniversite mezunu kız demiyecek kadar haddini bilir en azından, belki sizden de daha iyi anlıyorudur aşktan...
doğruyu yapmış, metropol piçlerine kanmamış kızdır. köylüyü aşağılayan zihniyetin götüne koyası gelir insanın bu durumlarda. ha evet bende köylüyüm. anamı da alıp gideyim mi? peki tamam.