|
|
- (bkz: the village)
- çoğu insanın ömrünün bir kısmını ya da tamamını geçirmek için can attığı muhteşem yerler
geri kalmıştır buralar çünkü buraları geliştirmek için açılan köy enstitüleri kapatılmıştır. en yakın okul en yakın şehirde olmuştur köy çocukları okumasın diye. öyle ya parasızsan niye okuyasındır.
köyler samimiyetin dostluğun sembolü olmuştur insanlar için hatta insancıklar* için (bkz: @304798) ama benim en iyi dostum içkim sigaram diyen şehirliler bunu anlayamaz onlar için paraları olmasa onları terkedecek insan yığınları daha önemlidir *
köylerde yaşamak isteyen insanlar şunu bilmeli köylerde kolay ekmek yok repodan, faizden, bahisten para kazanamassınız oralarda; geri kalmışlardır ya internet bağlantısı yoktur orada. sabah güneş gelmeden başlar gün ve o* gitmeden bitmez; gün sizi sadece çalışmaya davet eder.
köylüleri beğenmeyen şehirlilerin oturmuş oldukları son model koltuklarda orman köylüsünün alın teri vardır, yedikleri somon balıklarını, karidesleri balıkçı köylerinden yola çıkanlar avlarlar.
içtikleri şarapların yapıldığı üzümlerin şehirdeki gökdelenlerin teras katında mı yatiştirildiğini sanır acaba insaları sınıflara ayırmaya meraklı güruh
- eğer ananeniz ya da babaanneniz bir köyde doğmuş ise, muhtemelen o köyün hemen hemen hepsiyle akrabasınızdır. herhangi biri söz konusu olduğunda şu tarz konuşmalar geçer:
- yaşar gelecek
+ kim yaşar?
- söküklü'nün yaşar
+ haa, gızıl yaşar desene
- tamam işte koca yaşar...
ayrıca, çoğunluğu lâkap açısından geniş bir yelpaze sunar.
bildiğim 2 ege köyü; söğüt ve çamlı'yı harmanlayarak örneklendireyim:
fıs fıs hüsam: tarım ilaçları satar. asıl adı hüsamettin
cet memet: köy-şehir minibüs hattı şoförü. hızlı gittiği için cet(jet) denir
möörsüz: (mühürsüz) eski muhtar
deli memet: kendisi balıkçı ama biraz dengesiz
alman ahmet: kendisi hayatında bir kere, 1 hafta için almanya'ya
gezmeye gitmiştir.(anladın sen)
kuş isa: eşek şakasına maruz kalıp uçacağını sanarak damdan atlamış saf bir adam
topal hanif: topal bir kasap
lütfü hoca: köydeki herkesi elinden geçirmiş emekli öğretmen. baba adam.
terzi: bir düğünde oynarken pantolonu kıçından yırtılmış, aslen berber
çakal: zamanında yukarıdaki bakkaldan mal alıp 50 metre aşağıdaki bakkala satmış
gelin: düğünü yağmur yüzünden iki kere ertelenmiş evli, yaşlı bir teyze
ek: ben köyümü özledim.(mavio, 06.07.2005 19:47 ~ 05.08.2005 13:19)
- her yaz yaptığım gibi gidip temiz havasından bir miktar istifade ettiğim yer, ortam, kuş-böcek-çiçek senkronizasyonu falandır.
ancak her gidişimde insan ilişkilerinin daha da bozulduğunu görmek açıkçası oldukça üzücü. kapitalist sistemin bir getirisi olarak da değerlendirebileceğimiz gibi sosyal yapılarında oluşan çatlaklar giderek artıyor. insanlar -bazen farkında olmadan, sisteme boyun eğmiş halde elinden bir şey gelmediğinden ya da doğasına aykıramadığından- cimrileşiyor, bencilleşiyor; komşuyu falan geçtim; kardeşler arası küskünlükler, yer, tarla, at, avrat kavgaları şaşırtıcı boyutlara tırmanıyor. bir bakıyorsun kahvehanelerde dedikodular kadınların yaptıklarını da aşmış; şaşırıyorsun. kime sorsan "öteki yaramaz adam", "beriki puştun teki" diyor geçiyor, iyi adam kalmamış diyorsun. neredeyse herkeste bir fesatlık, kıskançlık. köyler eskiden birlikteliğin, yardımlaşmanın, sıcak sosyal ilişkilerin sembolüyken şimdi yaşanması güç yarı açık ceza evleri haline gelmiş; kimseyi dinleyesin gelmiyor, yalnızlığı seçiyorsun, sende de bir alayım havamı da gideyimcilik ister istemez baş gösteriyor.
bu belirttiğim durumlar da batıdan doğuya doğru azalıyor diyebilirim. trakya'da hat safhaya ulaşmış iken orta anadolu'ya, karadeniz'e ya da daha doğuya doğru kaydığımızda azalıyor, yardımlaşma, bağlılık vs. artıyor.
aynı durumlara şehirsel açıdan bakacak olursak görüyoruz ki pek farklı değil aslında ama şehirde daha bir kime kime dum dumalık mevcut olduğundan pek farkedilmiyor ya da çoktan kabul edilmiş, laçkalaşmış olduğu için pek önemsenmiyor.
dip not: çok pis genellemiş olabilirim; kınayanlar kardeş kardeş oynamaya devam etsin, hayat bayram olsun.
bir de, iki de:
(bkz: doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar)
(bkz: siz kovmuyorsunuz ben istifa ediyorum)
- not: bu köy telakkileri iç anadolu ve trakya köylerindeki izlenimlerdendir, doğu anadolu'nun çok daha hiyerarşik yapılanmış köyleri bu bahisten hariçtir, onlar bu zaafları pek göstermezler, onların sıkıntıları müstakil olarak incelenmelidir.
köy insanımıza bilinçli olarak sevdirilmeye çalışılmış bir iğrençlikler manzumesidir. köyü hiç bilmeyen kalemler köyden sitayişle bahseder hep, köyü bilenlerse tiksinti veya acımayla.
doğuyu oryantalistlerden dinlersen aşıkı olursun, binbir gece masalları gibidir doğu, bitmek tükenmek bilmeyen zenginlikler otağıdır, haremler, cariyeler, rakkaseler vardır, gerçekte ise böyle bir doğu hiçbir zaman var olmamıştır. köy de öyledir işte! bilinçli olarak insanımıza köylülük fikrini aşılamaya çalışan şerefsizler ve onlara alet olan köylerden bihaber şehirli kalemler köyleri iyi bir haltmış gibi göstermeye çalışmışlardır.
filmlerde, dizilerde, hikayelerde köyler hep huzurun, rahatın, temiz hava, taze sütün olduğu, gelincik çiçekleriyle dolu çayırlarında güzel köylü kızların kovalamaca oynayıp çiçekler topladığı bir masal diyarı gibi gösterildi. gerçek köylerimizinse bununla uzaktan yakından alakası yoktur.
köyde büyümediğim için çok şanslı hissediyorum kendimi. köylerde rahat, huzur sıfırın üstüne hiçbir zaman çıkmamıştır. köylüyü saran iğrenç para fikri onun biz şehirlilerin haz ikliminde dolaşmasına da asla izin vermez. köylü ufak hesaplar peşinde koşan, dedikodu ile gün geçiren bir acuzedir çoğu zaman.
köylerimizdeki saçma namus telakkisi, asılsız dindarlık mevhumu köylerin yaişanmazlığını göstermesi açısından iki güzel örnektir. köyler ülkenin dini yaşantıdan en bihaber kısımlarıdır, camiler hemen her zaman boştur, doğruı dürüst abdest almayı bilene rastlamak bile güçtür fakat köyler hep dindar yerlermiş gibi algılanmıştır. ülkemizde dindarlık ve fakirlik birbirinin muktezası gibi gösterildiğinden böyle bir kanı yerleşmiştir zihinlerimize. gerçekte şehirler köylerden çok daha dindar ve bilinçlidir.
hem mesela köylerdeki namus fikri, ne kadar sığ, ne kadar ilkeldir. bir kız birine kaçıp samanlıkta iş bitirildiyse kız o elemana verilir ve iş çözülür, oysa ayı köylüler birbirini seven iki kişinin birbiriyle konuşmasına bile izin vermezler, cinayet sebebi yapabilirler bunu. köydeki bu yanlış telakkiler eşekleri taciz etme gibi iğrenç ve aşağılık bir olguyu da literatüre geçirmiştir.
köylüler memleket meselelerinde en duyarsız zümrelerdir. anlama yetilerindeki kıtlığın da etkisiyle milli meselelere ve sorumluluklara onlarda rastlamak güçtür. mesela su kavgasından dolayı ölen binlerce insan vardır köylerde. askerde subaya artistlik bile yaparlar ama köye gelen uzman çavuştan tir tir titrerler, köylünün en büyük korkusu da ormancı korkusudur.
hasılı köyler ve köylülük fikri türkiye'nin ilerlemesini yıllarca engellemiştir. bahtiyarız ki bugün bu köy fikri bugün çok zayıfladı.
- yeri, biçimi, büyüklüğü, köy işleriyle belli olmuş kır yerleşmesidir. çeşitli biçimde köy vardır;
+ küme köy
+ toplu köy
+ sıra köy
+ yolboyu köyü
+ dağınık köy
başka bir sınıflandırma da şu şekildedir;
+ dağ köyü
+ ova köyü
+ kıyı köyü
+ yayla köyü
ekonomik geçimleri bakımından köyler ise şu şekilde sınıflandırılır;
+ balıkçı köyü
+ bahçeci köyü
+ ekinci köyü
+ hayvancı köyü
+ el sanatları köyü
+ işçi-tarımcı köyü
+ zenatçi-tarımcı köyü.
- iç anadolu'da bulunanların kuraklık ve verimsiz topraklar nedeniyle aşırı derecede göç verdiği yerleşim merkezleri.
- (bkz: köy yağmurunda yıkanmak)
- köy, kokuludur.
köy meydanına giriş yaptığınızda gözlerinizi kaparsınız. burnunuza hafif bir maya kokusu gelir. teyzeler ekmeklerini yeni yeni fırınlarından çıkarmışlardır.gözlerinizi açtığınızda ise top oynayan terli 5-10 çocuk, kurutulmuş biberden yaptıkları kolyeler ile minik kızlar görürsünüz ilk. daha sol tarafta kalan ise köyün kahvesidir. içerde zarlar atılır, kartlar açılır. gülünür, eğlenilir. köyün abileri amcaları orda stres atarlar, mola verirler. köşede köyün en yaşlıları oturur. dişleri olmadan da gülen yaşlı dedeler çekirdeklerini umursamadan karpuz yiyip siz geçerken size selam verirler. ellerini öper ve bir tabak karpuz da siz alırsınız. biraz beklediğinizde yoldan geçen köyün genç kızlarını görürsünüz. bazıları bahçelerde çalışmış evine döner ,bazıları ise eve su taşır döke döke.bembeyaz tenleri, kapkara saçları ve gözleri vardır. siyah üzerine küçük gelincik baskılı başörtüleri parlak saçlarından aşağı kaymıştır. hava sıcaktır ve köy güzelliğini gösterir.
az ilerde tarlalarda çalışan genç erkekleri görürsünüz. çoğu sıcaktan üzerlerini çıkarmış, çapalarıyla, kürekleriyle toprağı işlerler. geçim derdindelerdir ama şehirde olduğu gibi isteksiz ve anlamsız ifadelerle bakmazlar etrafa. severek yaparlar işlerini. yanık tenli, kaslı delikanlıdırlar bunlar. yemek yeme molası verirler siz gölgede karpuz yerken. buz gibi ayran içip pidelerini yerler bir kenarda. ardından tekrar işlerine koyulurlar.
insanlar,şehirdekilere göre daha huzurludurlar. hepsinin kendilerine ait kuralları, yaşam biçimi vardır. belki daha ilkeldir. belki töre denen illete saplanmışlardır ama bir başkadır işte. insanların görünmeyen yüzüdür. bana göre ve benim köyüme göre, güzel yüzüdür.
köy, seslidir.
karanlık çöktüğünde köyde koyun kuzu sesleri duyulur. çobanlar dağlarda kendilerini göstermeye başlarlar. arkalarından da heybetli sivas kangalları gelir. çobana yoldaş olurlar. havlarlar uzaklardan, sesi kulaklarınıza gelir.dilek ağacının altında kendinizi rüzgarın uğultusuna kaptırmışken gece bir çığlık ile bölünür. köyde evlerin lambaları birer birer yanmaya başlar. doğum heyecanıdır bu. köyün ebesi apar topar evinden çıkar ve doğumun gerçekleştiği eve koşar. birkaç saat sonra bebek sesleri duyarsınız.
şehrin ne havası ne suyu kalıyor; o dağdan esen papatya kokulu hafif rüzgarı veya derelerden akan buz gibi suları düşününce. şimdi olmasa bu bilgisayarlar, televizyonlar, arabalar, gürültüler, oradan oraya koşturan insanlar. sadece köyün en eğlenceli düğününden kalan kınalı ellerim ile köy evinin arka bahçesinde yetişmiş domatesi sürekli tuzlayarak, ısırarak yesem.
şimdi pizza, hamburger, patates kızartması olmasa. halaların açtığı mantılar, çoban salatası ve mangalda pişen sucuklar olsa soframda.
şimdi zaman dursa. ve köyümü hiç değişmemiş halde bulsam yeniden.
- her yıl giderlerdi köye. babaannenin dokuz çocuğunu sığdırabilecek büyüklükteki evine, babanın "baba ocağı"na gidilirdi hiç sektirilmeden.
muhtemelen 5-6 yaşlarındaydı, yine fındık zamanı gelmişti, babaanneye yardıma gidilecekti. aslında bu sefer biraz isteksizdi. yeni korkular türetmişti kafasında, aklı yeni yeni ermeye başlamıştı.
ev eskiydi, tahtadandı, gıcırdayan bir merdiveni vardı ve geceleri kısık "fare tıkırtıları" gelirdi kulağına.
arabaları yoktu o zamanlar, patika yoldan gelmişlerdi... özenerek giydiği eteğinin açıkta bıraktığı bacaklarını ısırgan otları yakmıştı. gözünden yaşlar süzülüyordu ama ne annesine ne babasına söylemiyordu, koskoca kız olmuştu artık, mızmız hallere bürünmek yakışmazdı.
çeşmeye vardıklarında ilk o koştu , kana kana içti buz gibi suyundan, arkada cırcır böcekleri hoşgeldin dercesine köyün sessizliğini bozdular.
eski eve gelince bayram havası yaşandı, yemekler hazırdı zaten, el öpme merasiminden sonra köy yufkasıyla yapılmış en sevdiği şekerli- fındıklı böreği afiyetle midesine indirdi. babaanne, en küçük torunu yedikçe koyuyordu önüne bir tane daha...
yemek faslından sonra akran kuzenleri çektiler yanlarına onu, mahallenin tüm çocuklarını aldılar, fütursuzca koşturmaya başladılar, şehrin o iç sıkıcı havasından sonra, köyün taze ot kokusunu çekti içine, özgürce kollarını yana açarak koştu.
yorulunca böğürtlen dallarından böğürtlen topladılar, ağızlarını burunlarını boyadılar ama umurlarında bile olmadı, nasıl olsundu, çocuktu daha onlar, hiçbişeyi umursamayan sadece kendi küçük dünyalarında, küçük şeylerle mutlu olan çocuklardı.
hava hafif kararmaya başlayınca anneler 3'er saniye aralıklarla çocuklarının isimlerini bağırmaya başladılar, üstlerini çok kirleten çocuklar pataklanarak evlere sokuldu, kimisine de çeşmeden su alma cezası verildi.
o saatten sonra herkesi toplamak zordu artık, ama onun için sorun değildi, kuzenleri yeterdi ona, akşam yemeğini yedikten sonra, babaannenin dizinin dibinde sohbet başladı, çaylar doldukça boşaldı, boşaldıkça doldu.
bir iki saat sonra çocukların gözleri kapanmaya başladı. herkese yatağa git emri verildi, yine kuzenler birlikte yatacaklardı.
sabun kokulu çarşafların arasına attılar kendilerini...önce biraz boğuştular yatakta, sonra tabandaki delikten aşağı odadaki annelerinin konuştuklarını dinlemeye çalıştılar hissettirmeden, ama bu da çok uzun sürmedi, yorgunluktan bişey yapacak halleri kalmamıştı, bu sefer uyumak için yattılar yatağa...
tam uykuya dalacaktı ki kuzeninin çığlığıyla irkildi! kuzeni hem bağırıyor hem de eliyle soba borusunu işaret ediyordu. oraya bakınca fındık faresinin kendisine saf saf baktığını farketti, bir çığlıkta o attı...
sevimli(!) fare de korktu ve kafasını uzattığı yere saklandı.
çok korkmuşlardı artık uyku falan kalmamıştı gözlerinde, kendilerinden 3-4 yaş büyük abilerinin seslerini duydular dışarı da...onlar da yanlarına indiler.
bir de ne görsünler!! ellerinde ışıldak gibi bir kavanoz!!
abileri buldukları tüm ateşböceklerini kavanoza koymuşlar yukarısına da hava alsınlar diye bir delik açmışlar.
o kadar hoşlarına gitti ki bu, onlar da ateş böceği avına çıktılar. yukarılarından geçen yarasalara bile aldırmadan saatlerce ateş böceği aradılar.
yorgunluktan bitap düşünce de fareyi unutmuş bi şekilde odalarına dönüp mutlu mesut uyudular.
köy onun aklında hep böyle kaldı, büyüdü, okudu, kazık kadar oldu, o günkü mutluluğunu, huzurunu hiç bulamadı başka yerde...ama o günü de hiç silemedi hafızasından.
yıllar geçti ne babaanne kaldı o evde, ne de o ev...
köy yine aynı yerindeydi ama o eski tadı yoktu artık...
ateş böcekleri de, küçük fındık faresi de...
- (bkz: kalkınmaya öncelikli yöre)
kaynak: kıçım
- film olarak köy (the village), hatırladığım kadarıyla izlemeye katlanılmayacak kadar sıkıcı ve saçma bir film(di)...izlenebilecek en kötü filmler arasndaydı birçok insan için hatta...
- farsça kûy'dan gelir.
(aytok, 16.09.2007 01:52)
- bir çocuğun çocukuluğunu yaşayabileceği en güzel ortam. doğa ile hayatın iç içe olduğu hayata neşe ve heyecan katan, ağaca çıkmanın, hayvanların, insanların saflığının, çalışmanın öğrenildiği en güzide yerdir.
- anadolu nun iyi niyetli,en temiz insanların bulunduğu metropol den uzak şirin,konuk ve yardımsever vatandaşlarımızın yaşadığı yerlerdir.yiyecekleri insanları kadar temiz ve zararsızdır aynı zamanda.
- sirinliği,tatlılığı bize güzel gelen yerdir.. evet çok güzeldir, yağmur sonrası toprak kokusu süperdir, havası çok güzeldir içiniz açılır hatta havası sizi erken kaldırır,uyumak istemezsiniz.
ama oradaki insanlar artık yavaş yavaş buralara kaçmaya başlamıştır,kış aylarının çok sert geçmesi, hayvanlarla uğraşması artık bıktırmıştır milleti.
ben yine her yaz 15 günlük bile olsa gideceğimdir. onlar buraya kaçsa bile.
- (bkz: livera)
- .
.
.
seneler geçmemiş sanki aradan;
gezmişiz bu yerde daha dün gibi!
ne varsa: ağaçlık, akarsu, meydan…
hepsi ta o zaman gördüğün gibi!
değişen bir benim, bu bahtı kara!
yadırgar sanırım beni manzara;
yabancı kalmışım aşinalara
köyüne geç dönen bir sürgün gibi!” (faruk nafiz)
mazi tadında ve mazi ayarında, memleket kelimesiyle eşanlamlı olduğunu düşünür yanılırım...
|