|
|
- (bkz: muhlis bey)
- çoğu hanım kızımızda var olan bi özellik. ayrım yapıyorum çünkü erkekler korksalar da belli etmezler,etseler de "anamm köpek" diye değişik tepkiler vermezler galiba..
bazı köpeklerden korkulabilir. hatta korkulmalıdır şu irice dili beş metre dışarda olup tüm dişleri görünenlerden mesela. özellikle tasmasız olanlara yanaşılmamalıdır. çünkü gerçekten tehlikeli olabilirler. ancak şu minicik cep teriyeri cinsivari köpeklerden korkmak nedir? "aay köpek!" diye uzaklaşıp ters ters bakmak nedir? biraz mantıklı olmaz mı insan? 20 yaşına gelmişsin. el kadar şey ısırsa napar bi mantıklı ol. kendini bi ısır en fazla ne kadar acıyor ki senin dişlerin daha büyük..
bi insan çocukluğunda kötü bi köpek macerası yaşamış da olabilir. sorulduğunda söylenen neden budur. "beni çok kötü köpek kovalamımştı küçükken, ondan beri çok korkuyorum.." yahu korkuyosan da adam akıllı tepki vermeden uzaklaş. cilveli korku çığlıkları atma sokaklarda. hayvanları sevelim biraz. başka dünyalardan gelmiş yaratıklar gibi bakmayalım.(absinthe, 02.08.2007 01:45 ~ 12.03.2008 09:41)
- erkeklerde kızlardan daha fazla olduğuna inandığım hede;
uzaktan bakınca tam tersi gibi görünür ama bir doberman besliyorsanız/beslediyseniz arkadaşlarınız samimiyetinize güvenerek iç yüzünü gösterecektir. evet.
- nedeni köpeğin senden korkmasıdır
- (bkz: köpek fobisi/!gakko)
(gakko, 02.08.2007 02:16 ~ 02:40)
- ısıran bir hayvan olduğunu bilmenin kazandırdığı duygu.
- (bkz: cujo)
- (bkz: köpek kokusu)
(budur, 04.08.2007 19:34)
- aşılması güç bir korkudur bu. bir de köpekten korkan insanlarla dalga geçenler ya da "ne korkuyorsun canım küçücük şey" diyenler vardır ki bunlar bir pitbull'la aynı ortamı paylaştırılmalı, çekirdek çitlenerek davranışları izlenilmelidir.
- çok gereksiz bir duygudur. siz ne kadar korkarsanız, hayvancık da o kadar tedirgin olur. oysa ki o, sizden daha zararsızdır. böyle kişiler gördüğümde bir rotwailler sahibi olmak ve onunla üstlerine yürümek istiyorum.
- hiçbir şeye benzemez.
yaklaştı. korkmuyorum halbuse o zaman. hayvan - deli gibi - severim. geçtim yanından. o da benim. o da ne! bir hırlama sesi ve acıma hissi, arkamdan. n'olduğunu anlamadan. elimi bir attım, salyalar. arkasını dönmüş gidiyor, umru değil, köpoğlu! sonra bir mirkelam koşuşu tutturuyorum. nereye. bilmiyorum. canım yanıyor. lan bu beni niye ısırdı! yanıyorum. bir bostancı turu atıp, eve gidiyorum. misafirler var, kalabalık. annemi buluyorum. - acıyla onu da anmıştım zati - ' köpek ısırdı, ühühühü' diyorum. panikliyor kadıncağız. ahali derhal haberdar. toplaşıyorlar arkama. ulan n'oluyor! şort inmiş aşağı. seyreyliyorlar! kanıyor, evet. 'ağzının tadını …' diye başlayan cümleler. ne! doğru hastane. pansuman, kuduz aşısı silsilesi. derken mahalledeki arkadaşlar da duymuş tabi. geçmiş olsunlar havada uçuşuyor. ben mütemadiyen ‘ nereni ısırdı’ soruları ile muhatap. ‘ gıçımııııııı’ diye höyküren iç sesimle beraber, ‘ ehehehe bacağımı canım işte’ diye yanıtlıyorum. o da orda. ilk aşkım. seyreyliyor uzaktan. pis pis sırıtıyor. o da ne! yaklaşıyor. aha da geldi. ‘ geçmiş olsun’ diyor. ben ‘ ehehehe sağ ol, köpecik işte, n’apalım’ lara devriliyorum. ‘ göster bana onu’ diyor. hönk. ‘ ehehehe, gerek yok, sizin apartmandaki ermanla okan taş atıyorlardı, ona sinirlenip, bana patladı herhal’ diyorum. derken, bir rüzgar hissediyorum. akabinde erman ve okan nakavt. mahalle bu ‘yiğitlik örneği’ ile çalkalanıyor. ‘ beni seviyoooo’ tesellisiyle ben köpeğe minnettar, aslanlar gibi günaşırı pembe kuduz aşılarımı oluyorum. hiç te acımıyor. sonrası mı? sonrası fos. neyse efendim;
o gün bu gündür bende bir köpek korkusu zuhur etmesine mani olamıyorum. yaklaşamıyorum, titriyorum gördüğümde. panter emel’i anıyorum ziyadesiyle. en sevmediğimi bile sarıp sarmalıyorum. arkamdan vurdu köpoğlu. nasıl güveneyim lan daha ona! izini taşıyorum hala.. onun beni sevmesi için de ejderha ısırığı gerekmiş zati.
de get.(muglak, 17.09.2007 18:56 ~ 08.10.2007 23:38)
- köpek sahiplerinin anlamadığı, üstüne üstlük üzerlerine alındığı korkudur bu. elinde o tasma olmasa, onun ucunda da bütün dişlerini, dişlerinin arasından sarkan dilini gördüğüm o köpek olmasa ben niye korkayım senden güzel kardeşim? "korkmayın bir şey yapmaz" cılara verilecek cevap zaten bulunamaz,sanki hiçbir köpek bir insanı ısırmamış gibi, savunmaya geçmek isteseniz de, "anlaşman mı var kardeşim köpek işte, sever de ısırır da " diyemezsiniz. biz de köpekleri seviyoruz, ama uzaktan. biz sizin köpek sevginize saygı duyarken, bizim korkumuza saygı duymamak bencillik olmuyor mu sorarım size?
- marketin ağzına köpek bağlayan zihniyetin sahip olmadığı korkudur. kardeşim acıkmışım ekmek alıcam, bir saat bekledim ha gittin ha gidicen diye.
- bir maç çıkışı ara sokaklara parkettiğimiz arabaya doğru yürürken, karanlık bir sokakta tam dibimde "rrrrrrrrrr" sesini duymamla, yıllardır koşmayan göbekli bedenime depar attırıp, parketmiş bir minibüsün üzerine atletik bir şekilde, tek hamlede çıkmamı sağlayan korku.
(busburak, 17.09.2007 23:02 ~ 24.09.2007 01:44)
- bir nevi göt korkusudur. köpeğin dişleri yumuşak yeri iyi bilir.
- saçmadır.aslında köpeğin size nasıl yaklaştığına bağlıdır ya da tam tersi.
- yaşanmışlıklarla doğru orantılı bir korkudur. başına köpeklerle ilgili kötü birşey gelmemiş kişilerde ve köpek besleyenlerde görülmez.
askerliğini 90'lı yıllarda doğuda komando olarak yapmış, çatışmalarda birçok arkadaşlarını kaybetmiş, iri yarı arkadaşım, küçükken köpek ısırdığı ve karnından iğneler yaptırmak zorunda kaldığı için, köpek görünce ödü patlar, köşe bucak kaçar. o kocaman izbandut gider, yerine korku dolu gözlü, süklüm püklüm biri gelir.
- yenilmesi belirli bir cinse kadar olan korkudur. ilk başta hepsinden korkulurken yavaş yavaş türe göre seçim yapılır. golden retirever'dan korlulmazken pittbuldan korkulmaya decam edilir. bu korkunun en büyük özelliği kafada mutlaka soru işareti kalmasıdır. golden retrieverden korlulmamasına rağmen bilinç altında soru işareti mutlaka vardır. gece hayatına düşükn olan korku sahiplerine eve dönüş sırasında dehşet dolu dakikalar yaratır, kişinin yolunu değştirmesinde bir numaralı etkendir. alınan alkol miktarı ile tesr orantılı olsa da hiç bir zaman sıfır noktasına ulaşılamaz.
- + -> kız
- -> erkek
+aşkım evlenince köpeğimiz olacak değil mi?
-efendim efendim
+köpek diyorum hayatım. eve alırız değil mi diyorum
-hıımm.. nasıl desem ki
+ne diyeceksin aşkım
-şeeyyy
+neeyyy??
-benim köpeklerle aram pek yoktur (bir de köpekten korkuyorum değil de, köpekle aram yoktur. halbuki gergedanla çok iyi anlaşıyor arkadaş neyse...)
+nasıl yani yaa
-öyle işte bitanem, sevmiyorum köpekleri.
+ama ama
-kuş alsak olmaz mı hayatım?
+sende bir tane var, ne güzel sessiz sakin. öteni napalım
-?!%&?/!
+kıh kıhh
kısaca köpek delisi bir kız arkadaşınız varsa sorun yaratabilecek durumlardan biridir. ancak ikna kabiliyetinize bağlı olarak tehdit oluşturmaktan çıkar...(elera, 04.03.2008 23:23 ~ 19.06.2008 15:19)
- nefret ettiğim özelliğim, tamam diyelim ki ben anormal bir insanım ve köpek korkum var.
peki bunu anlayan her manyağın beni gördüğü tüm köpeklerin önüne atması ya da korktuğumu anlayan köpek sahipleri tarafından "ay ısırmaz canım, korkma, bak hiç bir şey yapmıyor "demesi nedir.*
rahat rahat parklarda dolaşamadığım, kaldırımlarda piskopat gibi sürekli bi o yana bi bu yana gitmeme sebeptir*
- pis bi şeydir.
de per'cik küçükkene, küpküçükkene haylaz mıymış acep her velet gibim? haylaz olmak istermiş herhalde de bi türlü kıçını kaldırıp yaramazlık yapamazmış. sede karnı açıktığında ağlayan, altı altı kat pislense de kıçını devirip yatan bir fallik dönem ardından iri bir çocukluk dönemine girivermiş. her yaz bi kıvrım daha katlanan koca güğüm göbeğiyle; yalın ayak başı kabak geçiyormuş ergenlik öncesi dönemi. "aldım verdim ben seni yendim, alamazsın veremezsin sen beni yenemezsin" tekerlemesi eşliğinde iki takıma ayrılan çocuk oyunlarında hep sona kalan olurmuş, ortada sıçan oynanacaksa fasülye. bi kere gama yapıp da sevgi selinde boğulmamış. hızlı atılan top kaçar, de per gider onu tutar felsefesiylen anca top toplayıcılık yapmış. lastik oynamaya kalkarmış, ip kalça hizasına gelince şakkadan yanarmış. laa bizim de per mi fazla tıfılmış yoksam mahallenin veletleri mi çok sırıkmış. düşe kalka büyür çocuk özlü sözü onun hayatına kavun karpuz yata yata olarak girivermiş. neysem az biraz değindik esas kişinin hayatına, şimdi gelelim asıl konu faslına.
bu de per işte günlerden bir gün yine top peşinde koşarkene, görevini icra ederkene top gide gide yeni yavrulamış bi kancığın kuytu köşesine gider de tam oracıkta durur. top, köpeğin dibinde, de per hep iz peşinde. bir topa bakar, bir köpeğe; bir köpeğe bakar, bir topa. köpek anlar tabi bi pislik var, o topun orda ne işi var. ilkin hırlar mırlar. tabiki de per korkar. ardından diğer veletler gelirler. bakarlar ki top köpeğin yamacında duruyor. bu iş senin de per topu sen almalısın diye başlarlar bikbikbik etmeye. oynayamadığı topun derdine düşmüştür ya ona yanar yanar durur bizimki de. şöyle kıyıdan köşeden kafayı uzatıp köpeğe bakar. köpek kafayı gördükçene hırlar. son hamleylen bizimkisi ayağını bir adım öne atar atmaz, ha atar ha atmaz, yarı atar, yarı... derkene köpek ayağa kalkar. bizimkisi döner ardını bakar ki kimsecikler kalmamış, hepisi en az on beş adım ileri kaçmış. bir adım atar, koşma pozisyonunu yakalar; ama diğer adım geri gelmez peşinden. kurtaramaz kalçasını mahalle itinin dişlerinden. sonrası bi hafta boyunca kuduz aşısı. bir de hâlâ bitmek bilmeyen köpek korkusu. lan doberman'ınıydı rottweiler'ıydı, bulldog'uydu hadi onları geçtim göt kadar terrier'den bile korkuyorum anasını satiim! çocukluk anısıymış de get allasen!
- yeşertilmesi, özenle korunması ve saklanması gereken hissiyattır.
hayvanları sevmemekle gerekçelendirmemek gerekir, korunma güdüsüdür. benimkisinin başlaması trajikten ziyade komikti.
yaş 11-12 okuldan kaçtık. sinemanın ilk seansına kadar artık klasikleşmiş rutinimizi uygulamaya başladık. servisten okula gelmeden ekipçe kırtasiyecinin önünde in, hayvanat bahçesine git, maymunları, şebekleri özellikle kırmızı göt' lüleri kızdır. ayılara bak ama kızdırma, pis kokuları nedeniyle hemen kafeslerinin önünden uzaklaş, çeşit çeşit köpeklere bak, lan bunları da hayvan diye hayvanat bahçesine koymuşlar, sokaklar köpek dolu diye kafa yap. sonra bir pastaneye git, iki, üç poğça ye. en sonunda cumadan cumaya film değiştiren sinemada yeni filmin ilk seansına gir. böylece filmi ilk sen izlemiş ol. filmden çıkınca limanın içinde denize doğru suyun içindeki direklerin üstünde giden sürmen' in altında misinanın ucuna bağlı tek iğneyle balık tutmaya çalış, tutama.
kırtasiyenin önünde indik. kırtasiyeye giriyormuş gibi bile yapmadan nedense direk koşa koşa hayvanat bahçesine gittik. bu sefer, kapıda her hafta gördüğümüz abiler yoktu. ancak vahşi batıda yada cranberries kliplerinde görebileceğiniz rüzgarda yuvarlanan toz bulutları yerlerde dönüyordu. birbirimizle şakalaşa şakalaşa ilerlerken aniden kaçın kaçın sesleri geldi. daha arkamıza bakmaya fırsat bulamadan havlama sesleri gelmeye başladı. direk topukladık, ama sesler yaklaşıyordu. bir yandan kaptı, kapacaklar diye korkarken, hayvanat bahçesinin içlerine doğru koştuğumuzdan ya ayıları da salmışlarsa ne bok yeriz diye düşünüyordum. bir an arkama döndüm, kangal, kurt köpeği, doberman sürü sepet, nerdeyse tüm köpek cinsi koşuyordu, bize doğru. tekrar önüme dönmemle en arkada kaldığımı fark ettim. zaten ufak başlamışım okula, arkadaşlarım benden 1-2 yaş büyük. benden hızlı koşuyorlar. en arkada kalanı ısıracaklarını henüz kahvaltılarını yapmadılarsa, yiyeceklerini düşündüğümden, o korkuyla topuklarım kıçıma vura vura, bütün arkadaşlarımı geçtim, deli gibi koşmaya devam ettim. 10 dakika falan koşmuşumdur. neden sonra, ayak seslerinin, çocukların seslerinin kesildiğini fark edince koşmaya devam ederken arkama baktım. çocuklar epey geride kalmış, bana asabi asabi bakıyorlardı. tamam dedim kendi kendime birini kaptı köpekler, neden yardıma gelmedin diye bozuk atıyor çocuklar.
bir yandan çocuklara doğru yürürken, bir yandan da sağıma soluma bakınıp, köpeklerin yerini anlamaya çalışıyordum. kaçma telaşıyla ben fark etmemişim ama bakıcıları köpekleri ıslıkla, isimleriyle çağırınca bizi kovalamayı bırakmışlar. bir iki birbirimizle kafa yapacak olduk ama kimsenin keyfi yok. her cuma okuldan kaçıp hayvanat bahçesine açılış saatinden önce gelmemizden bıkan çalışanlar bizi korkutmak için yapmışlar. korkmak neyse de adamlar bizimle kafa yapmıştı, alay etmişlerdi. gücümüz de yetmezdi, kocaman bıyıklı bıyıklı adamlar. hırda çıkaramazdık, bir bahaneyle.
sinemaya da kuzuların sessizliği gelmiş o hafta, hepten kabus. balık tutamamak bile istemedi canımız, biz de top oynadık.
sonra büyüdük, kocaman adam olduk, yaş 21-22. ben hala korkmaktayım. bu korkumla kafa yapan bir arkadaşımın evinde, o bir yandan bana sataşıp, bir yandan 3-4 yaşlarında ki yeğenine köpeklerden korkmaması gerektiğini telkin ederken, annesi geldi. abisinin evine gidip bir şey almasını istedi. odadan çıkarken arkasına döndü,'' xxcim ne yapıyor muşuz? köpeklerden korkmuyormuşuz, di mi?'' dedi, çıktı. yarım saat sonra, zil çaldı. kapıyı annesi açtı, bir patırtı, gürültü, bağrışma. ben hala bilgisayarda takılıyorum, age of da dalmışım okçularla, düşmanın merkez binasına ki dünya batsa umrumda değil. annesi geldi fısır, fısır, bir yandan gülüyor '' köpek ısırmış yyy'i '' . adam bir yandan canı acırken bir yandan annesine rica etmiş ''söyle kafa yapmasın benimle''
nasıl yapmazsın? bir saat kafamızı ütüledin, '' köpeklerden korkulmaz, korkarsan saldırırlar, korkmazsan saldırmazlar, korkunun kokusunu alırlar '' diye.
zaten sebep gözetmeksizin ısırma potansiyeline sahip bu arkadaşlar, kendilerine yemek veren elin yönlendirmesiyle de saldırabiliyor. saldırılma olayında hiç bir dahliniz yok. köpek gördüm mü yolumu değiştiririm, henüz bir zararını görmedim.
bu olayı köpek sahibi olmamakla da açıklayamazsınız. ben aldıkları eğitim sonucu yerine getirebildikleriyle gazete haberlerine konu olmuş av köpekleri eğitmiş, yetiştirmiş bir ailedenim. onlara istediğim kadar yanaştım, tasmalarından tutup havaya bile kaldırdım. ama o köpekler çiftleştirme amaçlı kaçırılacak, çalınacak kadar cins, hem de ekmek veren ellerce bir canlıya dokunmayacak, hatta komut almadıkça vurulmuş av hayvanına bile yaklaşmayacak, aldığı komutla ağzında getirdiği yada başında beklediği, ölü kan kokan hayvana bile dişlerini geçirmeyecek, önüne onun kabında konmuş yemeğini komutsuz yemeye başlamayacak kadar uysallaştırılmış hayvanlardı. çiğ et yememeye, ısırmamaya şartlandırılmış köpeklerdi. aksini yapan, öğrenemeyen, cinsi müsait olmayan, yada cinsinin kötü örnekleri elde tutulmazdı zaten,yollanırdı, giderdi.
hem benim ki korkmak değil, tamamen korunma amaçlı.
- ilkokul 5. sınıfta tam da türkiyede kuduz salgınının olduğu zamanda kuduz bir köpek tarafından ısırılınca bir çocuğun aklından geçen ikinci korkudur. ilk korku ölüm korkusu olur; çünkü aşı normalden üç gün geç bulunmuştur. bunun ardından her tv yi açışında (show tv de reha muhtarın olduğu zamanlar) "kuduz olan çocuk şöyle öldü böyle öldü" mottolu haberleri izleyip üç buçuk atmak gelir ki kötü bir durumdur bu. annenin sizden "susadım bir su getir de içeyim" diyerek ilkel bir şekilde kuduz olup olmadığınızı anlamaya çalışması da ayrıca incelenmesi gereken bir konudur. zor şeydir kuduz olmak . ama yine de bu köpek korkusu kuduz olmadığımı anlayınca bitti. hatta aşılarımın tam olması dolayısıyla daha bir korkusuz oldum galiba.
- çocukluktan kalma en büyük korkumdur. ne karanlık, ne yükseklik, ne börtü böcek korkusu, ille de köpek korkusudur atlatamadığım.
köpek korkusundan ziyade sesinden, havlamasından korkmamdır benim korkumun kaynağı. çocukken babannemlere köye gittiğimizde bir çoban köpeği arkamdan havlayarak koşmuş beni deli gibi koşturmuştu. köpeğin yüzünü, rengini, şeklini hiç bir şeyini hatırlamıyorum ama sesi hala kulaklarımda. öyle bir yerleşmişki beynime şu an minicik bir finonun havlamasını bile duysam korkuyorum.
bu korkum nedeniyle yollarda başıma gelmeyen kalmamıştır, anlatsam inanmazsınız. öğrencilik yıllarımda marmara üniversitesi karşıda benim evim bu yakada olduğu için sabahın kör vakitlerinde yollara düşerdim. sokakların sahibi köpeklermişcesine özgür dolaşırlardı. sahiden de aynı köpeği sokakta insan sayısı artınca gözlemleseniz pısırık, sessiz, acınası halde gezer ama sabahın o vaktinde kral kesilip havlamalarıyla dehşet saçar üzerinize üzerinize. yine öyle bir sabah, köpekten kaçacağım diye mahallede ki hamama girmiştim. tek kapıları açık yer orasıydı. ve erkeklerin saatiydi...düşünün bendeki çaresizliği artık!
aslında işin ilginç yanı en sevdiğim hayvan sıralamasında da atlardan sonra köpekler gelir. sulu gözleri, masum bakışları, vefalı oluşları, sahibini her yerde tanıyıp korumaları falan onlara hayranlık duymama yeten sebeplerdir. benim korkum köpekler değil sesleri ve havlamalarıdır ama yazık ki bedenle birlikte çıkıyor o sesler. sessiz bir köpek olsa, hiç havlamasa, ne severim ben onu...
|