yavuz çetin şarkısı.
çok uzun zaman önce
beni düşürdün tuzağına
benim için başka bir yol yok
sen ya da hiç sen ya da hiç
bir yol aradım bazen kendime
hep hüzün var elimde
seni kaybetmekten korkmak çok zor
sen ya da hiç sen ya da hiç
bir köle oldum senin aşkına
bir erkek ne ister hayatında
biraz şefkat biraz tutku hepsi bu
bana vereceğin tek şey bu dünyada
haydi durma bir köle oldum senin aşkına
bir harddisk ile bir cd-rom'u tek bir ide kablosu üzerinden bağlamak istediğinizde biri efendi (master) diğer köle (slave) olur ve efendi olan veriyolu önceliği kullanır *,
"anlatılmak istenenler bu kadar basit, doğrudan cümlelerle ve bu kadar etkileyici şekilde nasıl anlatılabilir?" sorusunun cevabı olan şarkı. sözler ayrı müzik ayrı güzel.
yıllardır ne zaman dinlesem bir anda hüngür höşürt gibi ağlayacakmış gibi olup, yutkuna yutkuna damperli kamyon gibi kendimi durdurduğum şarkıdır.
daha önce de yazılmış ama bu kadar güzel anlatılabilir; "bir erkek ne ister hayatında, biraz şefkat biraz tutku hepsi bu".. e yuh be yavuz abi. öldürdün bizi..
bir yavuz çetin klasiği..
her dinlediğimde,ilk dinlediğimde aldığım hazzı alıyorum istisnasız..kollarını açıp kucaklıyor sizi,sımsıkı sarılıyor bu şarkı..hangi ruh hali içerisinde olursanız olun yavuz çetin'in anlattıklarından kaçamıyorsunuz,muhakkak hayatınızın bir yerine dokunuyor sözleri..tam silkelenip kendinize gelmeye çalışırken şarkının sololarına takılıyorsunuz bu sefer..
aslında o kadar kötü bir durumda değildir bu adam. zaten karl marx da kölenin tarihsel sınıf çatışmaları üzerinde en az sömürülen olduğunu söyler. misal aristokrat serf'i, kapitalist işçiyi üretilen değere el koyma bakımından daha iyi sömürmektedir. toplumlar geliştikçe sömürü teknolojisi de daha da ilerlediğinden, kölenin sömürüsü iktisadi anlamda en azdır.
tabii sömürünün başka boyutları da var. misal siyasi boyutu. kölenin hiçbir özlük hakkı yoktur diye bilinir. kısmen de öyledir. teknik olarak köle bir maldır. o yüzden sahip denir efendiye. 3000 altınım, 4 evim, 10 atım, 30 koyunum, 7 kölem var filan denirdi o zamanlar misal. kölenin fikri, düşüncesi olamaz. ama sorun bu da değil. köleyle efendiyi birbirini bağlayan tarihsel ve kültürel bağlar efendiye de büyük yükümlülükler veriyor. efendinin köleyi doyurması, yatacak yer vermesi, evlendirmesi, hasta ise iyileştirmesi, gerekirse düşmandan koruması gerekir. yani, malı gibi sahip çıkacak. şimdiki işveren bunu düşünüyor mu? hayır. yani bir köle, reel değerlendirildiğinde, çok daha masraflı işçiden.
kölenin asıl sorunu, derdi, draması başka. sosyal sömürü. toplumda sosyal statün sıfır. afedersin bok kadar değerin yok. tamam, çok baba bir efendinin kölesiysen, diğer kölelere karşı statün oluyor. ama beyaz adama karşı sıfırsın. sevemezsin, aşık olamazsın, dokunamazsın, konuşamazsın.
sıfır sosyal statü. asıl delici bu. adam değilsin. insan bile değilsin.
diğeri için, cinsiyete göre: (bkz: mistress) (bkz: master).
mutilikle karıştırılır genelde.
ancak kölenin sınırları yoktur.
bu bir hayat tarzıdır. kişinin kendini ait gördüğü roldür.
köle, varlığını her şeyiyle sahibine / sahibesine adar.
ruhu, bedeni, sahip olduğu her şey, efendisinin hizmetindedir.
sadakati ve hizmetiyle, efendisini mutlu etmek amacıyla yaşar.
azad edilene kadar, efendisinin ayakları dibinde kalır. cenneti, sahibinin gölgesidir.
ancak elbette bu, lifestyler mistresslerin / masterların sahip oldukları köle için geçerlidir.
seans köleliği, ne kadar köleliktir tartışılır.
seans halinde yaşananlar, aslında zevk amaçlı oyunlardan ibarettir. ötesi, bağlılık ve ruh gerektirir. sonsuza dek.
(bunun hümanizme karşı bir şey olduğunu düşünenler olabilir. ancak sözkonusu kölelik, çok daha farklı incelenmelidir. bu, kişilerin kendilerini tanımasıyla, keşfiyle ilgilidir. esas tutulan, karşılıklı mutluluktur. ruhların ve arzuların uyumu ile gerçekleşebilir elbette bu da. kendisini tanıyan, ne istediğini ve ne olduğunu bilen insanların, hayatta kendilerine biçtikleri roller, kendi kararları, kendi istekleri ve kendi seçimleridir .)
en güzel türkçe şarkılardan biri olmakla beraber nitelik bakımından yaz akşamlarına uyan lirik blueslar arasında acil servis bebek'le beraber zirveyi zorlar.
"bir yol aradım bazen kendime
hep hüzün var elimde" dizeleriyle gizli - veya bazen belirli - öznelerin elinde köle olanların kolay kolay mutluluğa erişemeyeceğini hatırlatan, girişiyle dinleyeni ister istemez hüzün manyağı yapan, her notada biraz daha kendinden geçiren yavuz cetin şaheseri.
kendi öznel yorumumla yetişkin bir kişinin kendine dayatılanlara körü körüne inanıp, sorgulamadan, düşünmeden bu dayatılanların esiri olmasıdır. malesef çoğunluğu oluşturur, kimi kendisine dayatılan milliyetçiliğe, kimi dine, kimi ideolojiye, kimi takıma, kimi ihtiraslarına, kimi kendine, kimi de bambaşka şeylere köle olma yolunu seçer. kişinin köle olup olmadığını anlamanın en temel yollarından biri konuşmasına, üslubuna bakmaktır, böyle zavallıların öyle saçma temel noktaları vardır ki, sanırım bir kişi daha tiksindirici olamaz. sosyoekonomik düzeyi düşük insanların köleleştirilmesini bir yana bırakıyorum, çünkü zaten onların hayatı baştan sona zor, bu konuda en sinir olduğum orta sınıftaki bireylerin köleliği kabul etmeleri. üst sınıftakiler mevcut yapıyla uyumlu oldukları sürece pastadan pay alıcaklarından onların sisteme uyumu gayet olağanken, orta sınıf ve yakınındakilerin köleleşmesi kadar saçma bir şey olamaz. umarım bir gün uyanırlar...
şu hayatta en mükemmel, üstüne bir tane daha yapılmayan, yapılamayan, benim caanım favori parçam erkan oğur'la bereber çaldığı dünyanın en iyi ensturmantal eseri dünya'nın sahibi yavuz çetin'in, yavuzumun parçasıdır...