romanın ünlü diktatörü. akıllı adam olmasının yanısıra harika bir konuşmacıdır da. tüm roma trium ile yönetilirken crassus'un ölümünden faydalanmış ve triumun bir kolu olan ispyanya generali pompeius'u öldürerek diktatörlüğünü ilan etmiştir. başa geçmesiyle romaya barış dönemini* getirmiştir. savaşmak istediği zaman savaşan ve istediği yeri istediği zaman işgal eden jül sezar kaleyi içten fethetme takdiğini kullanarak casusluk yapmış ve bu yolla düşmanlarını yok etmeyi de bilmiştir. başka ülkelere gönderdiği öğrencilerinden bilgi toplamış, kendi ülkesine gelen öğrencilere ise romayı sevdirmiş ve onları da adeta birer romalı yapmıştır.
jül sezar dönemi boyunca halkı tarafından takdir edilmiş, sevilip sayılmıştır. haliyle bu durumu çekemeyen bir grup senatör jül sezarı haince bıçaklayarak (daha doğrusu şişleyerek) öldürmüştür. sezara en çok koyan tarafı ise bu senatörlerin içinde yakın arkadaşı brütüs'ü(in english brutus) görmesi olmuştur. hatta son söz olarak sarfettiği "sen de mi brütüs?" repliği günümüzde hala kullanılmaktadır.
ismini daha sonraları roma (caesar), alman (kaiser), rus (tzar) ve de osmanlı (kayser) imparotorları ünvan olarak kullanmışlardır. isminin gerçek yazılışı iulius caesar'dır.
veni vidi vici vecizesinin ünlü mübdii. siyasi başarıları kadar askeri başarılarıyla da tam bir imparatordur. ancak imparator ilan edilmemiştir. imparator ilan edileceği gün suikaste uğramıştır. bu suikast, aynı adı taşıyan bir william shakespear oyununda insanı hayran bırakan bir şekilde dramatize edilmiştir.
oyun, caesar'ın suikastinden önceki konjüktürü, cassius ve arkadaşlarının brütüsü nasıl kandırdığını; ardından suikasti ve suikastin ardından marcus antonius & augustus octavius ikilisinin suikastçiler olan cassius & brütüs ikilisine karşı savaşlarını anlatır.
ismi yılın 7. ayı olan temmuz’a* ilham kaynağı olmuştur..aslında genelde tanrılardan ve tanrıçalardan esinlenerek yaratılan yılın aylarında böylesine bir ölümlünün girmesi biraz konu ile ilgililerde merak uyandırıyor..ilginç bir şekilde rome adlı dizide bahsi geçmiştir bu olay..
konuşmalarında kendisinden bahsederken "biz" öznesini kullanır, biz şöyle yaptık biz böyle yaptık gibi. aynı durumun kuran 'da allah'ın kendisinden bahsederken de "biz" öznesini kullanması ironiktir, ego sahibi olmaktır.
roma nın yasal olmayan diktatörlerindendir. aslında ülkenin ilk zamanlarında diktatörlük yasalarla düzenlenmiş bir kurumudur. ancak daha sonra kaldırılmıştır. o yüzden bu tarihten itibaren başa gelen diktatörler yasal değildir. julius caesar da bunlardan biridir.
iki de kitabı bulunmaktadır. birincisi gallia valisiyken yaptıklarını anlattığı gallia savaşı, diğeri de pompeius ile olan mücadelesinden söz ettiği iç savaş'tır.
julius caesar m.ö. 65 yılında, tahıl dağıtımı ve halk oyunlarını düzenlemekle görevli olan aedile'lik işini üstlendiğinde roma toplumunda ilk önemli izini bıraktı. bir dizi ustaca planlanmış ve zamanlanmış gösterilerle halkın gözüne girdi: vahşi hayvan avları, gladyatör gösterileri, gösterişli yarışmalar. birkaç kez bu gösterileri kendi cebinden ödedi. sıradan insan için julius caesar çok sevilen olaylarla silinmez biçimde bağdaştırılır hale gelmişti. yavaş yavaş devlet başkanlığına yükselirken kitleler tarafından tutulması gücünün temelini oluşturuyordu. ünlü bir şovmen olarak imaj yaratmıştı kendisi için.
m.ö. 49'da roma'da rakip liderler caesar ve pompey arasında bir iç savaş çıkmak üzereydi. gerilim yükselirken sahne bağımlısı caesar bir tiyatro oyununu izledi ve ardından düşünceler içinde kaybolarak karanlıkta, sefer düzenledikleri gal'i italya'dan ayıran rubicon nehri'ndeki kampına doğru yürümeye başladı. ordusunu rubicon'u aşarak italya'ya sokması pompey'le bir savaş başlatması demek olurdu.
caesar yardımcılarının önünde sahnedeki bir aktör, hamlet'in kabataslak bir örneği gibi bütün seçenekleri ortaya dökerek her iki taraf adına da tartıştı. sonunda konuşmasını bitirdi ve nehrin diğer ucundaki trampet çalan, sonra rubicon üzerindeki köprüden geçen çok uzun boylu bir askeri işaret etti. "bunu tanrılardan bir işaret olarak kabul edelim ve ikiyüzlü düşmanlarımızdan intikam almak için çağırdıkları yere gidelim. zar atıldı." bütün bunları nehre doğru işaret ederek ve generallerin gözlerine bakarak huşu içinde ve heyecan verici bir biçimde söylemişti. generallerin destek vermede şüpheli olduklarını biliyordu, fakat konuşması onları o anın heyecanıyla ve zamanı yakalama ihtiyacıyla doldurmuştu. daha sıradan bir konuşma için asla aynı etkiyi yapamazdı. generaller caesar'ın davası için biraraya toplandılar; caesar'la ordusu robicon'u geçti ve ertesi yıl pompey'i yendi. caesar, roma'nın diktatörü oldu.
caesar savaşta hep özel bir tarzı olan bir lideri oynamıştı. askerleri gibi becerikli bir at binicisiydi; cesaret ve dayanıklılık gerektiren işlerde onlardan üstün oluşuyla gurur duyardı. çarpışmaya en güçlü anlarda girerdi, böylece askerleri onu çarpışmanın en şiddetli anında orta yerde, kendilerini desteklerken tanrısal bir sembol, takip etmeleri gereken bir model olarak görürdü. roma'daki bütün ordular içinde caesar'ınki en sadık olanıydı. askerleri caesar'ın eğlencelerine katılan sıradan insanlar gibi onunla ve davasıyla özdeşleşmişti.
pompey'in yenilgisinden sonra eğlencelerin ölçüsü arttı. öylesi daha önce roma'da hiç görülmemişti. savaş arabaları yarışı daha gösterişli hal aldı, gladyatörler daha dramatik bir şekilde çarpıştı. yapay bir göl üzerinde muazzam donanma savaş taklitleri düzenlendi. oyunlar roma'nın her bölgesinde sergileniyordu. tarpeian kayalıkları'ndan aşağıya doğru inen dev bir tiyatro sahnesi inşa edildi. insanlar imparatorluğun her yerinden bu olayları seyretmeye geliyordu, roma'ya giden yollar ziyaretçi çadırlarıyla doluydu. ve m.ö. 45 yılında caesar, mısır'a yaptığı seferden dönerken şehre girişinin azami etki ve şaşkınlık yaratması için kleopatra'yı roma'ya getirdi ve daha da çarpıcı gösteriler düzenledi.
bu olaylar kitleleri eğlendirmeye yönelik hilelerin de ötesindeydi; halkın caesar'ın karakterini kavrayışını zenginleştirmiş ve onun efsanevi özellikleri olan biri gibi görünmesini sağlamıştı. caesar her zaman farkında olduğu halk üzerindeki imajının efendisiydi. kalabalıkların karşısına çıkarken en göz alıcı mor elbiselerini giyiyordu. onun yanında kimse dikkat çekemezdi. görünüşü konusunda son derece kibirliydi. senato ve insanlar tarafından onurlandırılmaktan hoşlanmasının bir nedeninin bu sırada defne yaprağından yapılan çelengi başına takarak kelliğini gizleyebilmesi olduğu söyleniyordu. caesar usta bir hatipti. çok az şey söyleyerek nasıl çok şey söyleneceğini, konuşmayı azami etki yapacak yerde bitirmeyi çok iyi biliyordu. halkın içine çıkışlarını her zaman bir süprizle birleştirirdi; örneğin, heyecanlarını arttıran şaşırtıcı bir duyuru yapardı.
rakipleri roma halkının çok sevdiği caesar'dan nefret ediyor ve korkuyordu. m.ö. 44 yılında mart'ın 15'inde brutus ve cassius'un önderliğindeki bir grup komplocu senatoda caesar'ın etrafını çevirip onu bıçakladı. ama o ölürken bile tiyatro duygusunu yitirmemişti. elbisesinin üst kısmını yüzüne doğru çekerek, alt kısmının düşüp bacaklarını kapamasını sağlayarak örtülü bir şekilde ölmeyi başardı. roma tarihçisi suetonius'a göre, caesar'ın son sözleri kendisine ikinci bıçak darbesini indiren eski arkadaşı brutus'a yönelik olarak ve bir oyunun sonunu prova ediyormuş gibi yunanca söylenmişti. "sen de mi, brutus?"
365 günlük takvim onun iktidarı zamanında şekillendirilmiş, 7 ayın 31 gün çekmesine sezar karar vermiştir.senato da kendisini onurlandırmak için aylardan birine onun adını vermiştir:"julius"*
bir iddiaya göre, sezar doğarken annesi ölmüş, o da annesinin karnı kesilerek çıkarılmıştır.bu yüzden de, kendisine, kesilip çıkarılan anlamında "caesar" adı verilmiştir.