julia you set the standards for me
walk to your door
beggin for it just to be more and
julia i couldn't do much better than you
said so yourself
i wouldn't want anyone else
and i can't live without your love
and i can't live without your love
well i can't live without you
julia oh you're drivin me crazy
but i'm a...i'm a part of your plans
oh just a man while your dreams be
you're just a part of me
oh please see how much how much you mean to me
please see how much how much you mean to me julia
and julia straight away you've had me
and i know i've had you
you're a part of me too
and i can't live without your love
and i can't live without your love
well i can't live without you julia
and i can't live without your love
and i can't live without your love
well i can't live without you julia
kahramanlarının on kişilik dövüşlerden yara almadan çıkmadığı, fantastik güçlere sahip olmadığı, kapris, korku, kibir, cinsel dürtüler gibi insani özelliklere sahip olduğu nadir çizgi romanlardandır.
ayrıca olaylar arasındaki geçişler film izliyormuş hissi yaratır, bu açıdan editörü tebrik edilmelidir. zira bir karede bir ceset resmi görürken, bir sonraki karede masaya bir tabak koyan bir el ve "bu akşam çorbanızı bitirmemişsiniz mrs. ericsson" diye bir balon görülebilir.
birçok çizgi romanda olduğu gibi çizerlerin eksikliğini ve kurgunun basitliğini birkaç kare kahramanı tek başına yürürken çizip kafasına "hımm, bay eşşeğin ziki casus olabilir ama olay yerinde bulduğumuz düğme onun gömleğinden kopmamış" gibi sikko düşünce balonları koyarak okuyucunun ne yaptığını anlamasını sağlama yoluna gidilmez.
okunasıdır. yalnız benden tavsiye, bir günde 6-7 sayısını okumak hatunun rüyanıza girmesine neden olabilir.
the beatlesın the white albumünden hoş bir parça. parçanın kimin için yazıldığı konusunda rivayetler var. oğlu mu* annesi mi* yoksa yoko ono için mi? belki sözlerden anlaşılır:
half of what i say is meaningless
but i say it just to reach you,
julia
julia, julia, oceanchild, calls me
so i sing a song of love, julia
julia, seashell eyes, windy smile, calls me
so i sing a song of love, julia
her hair of floating sky is shimmering, glimmering,
in the sun
julia, julia, morning moon, touch me
so i sing a song of love, julia
when i cannot sing my heart
ı can only speak my mind, julia
julia, sleeping sand, silent cloud, touch me
so i sing a song of love, julia
hum hum hum...calls me
so i sing a song of love for julia, julia, julia
"alkolik bir kadın olan julia, her gece kendini kaybediyor ve sabahları tanımadığı mekânlarda uyanıyor. çok geçmeden işini ve saygınlığını yitiren julia, bir gece yine bir kaldırımda sızmışken elena adındaki genç bir kadın tarafından bulunuyor. julia’yı evine götüren elena, ona zengin dedesinin yanında kalan oğlunu kaçırması karşılığında para teklif ediyor. teklifi kabul eden julia, sorumluluk bilincini aşan, tehlikeli bir işin içinde buluyor kendini."
2008 yapımı julia bol ödüllü meleklerin düş yaşamının fransız yönetmeni erick zonca 'nın yine ödüllü bir diğer filmi. konusu her ne kadar sıradan bir aksiyon filmi izlenimi yaratsa da hem alt metinde yatan özgün fikirler hem de tilda swintonun takdire şayan performansı bu filmi izlenmeye değer kılan ayrıntılar.
adını baş karakterinden alan bu filmde esas olayların; çocuk kaçırmanın, çatışmanın, silahların yanı sıra karakterin kendi iç hesaplaşmalarına, duygularına, yaşantısına da tanık oluyorsunuz. zonca bizlere sadece olayları yansıtmak yerine neden böyle olduklarını da söylüyor biraz ve nasıl devam edeceğini. karakterin hatalarını gösterirken salt yanlışlarından bahsetmeyip aynı zamanda onu buralara getiren neydi sorularını da cevaplıyor. kötüyü sadece kötü iyiyi sadece iyi diye göstermek yerine, kararı bizlere bırakıyor. julia'nın seçimlerine hak verip vermemek, yaşantısını onaylıyıp onaylamamak bizlere düşünüyor. belki de bu yüzden o kadar hızlı gelişen olayların içinde bile siz karaktere bağlı kalabiliyor ve filmden kopmuyorsunuz. dediğim gibi bunda elbette tilda swinton ın eşsiz performansının da yeri var.
fakat her ne kadar hikayeye bağlılık konusunda sorun çekilmemiş olsa da film daha kısa olabilirdi diye düşünmekteyim. yani yönetmen çok başarılı bir şekilde bizleri doyurdup, öyküsünü aktardıktan sonra devamında yeniden başka maceralara yer vermesi biraz yemekten sonra ağır bir tatlı yemeye benziyor. lezzet alıyorsunuz ama aslında olmasaydı da olurdu diye de düşünüyorsunuz.
özel dedektif leo baxter le maceradan maceraya koşan inanılmaz zeki kriminal. bu çizgi romanın bir diğer özelliğide karakterlerin çoğunun bir sinema yıldızına benzemesidir. bir bölümde konuk olarak antonio banderas vardı.