|
|
- anathemanın 1999 yılında çıkardığı albümün ismidir, feci depresifdir, parisienne moonlight, one last goodbye, judgement, deep gibi derinden etkileyen parçalar içerir...
- anathema- judgement
the inequity of fate
the pains of love and hate
the heart-sick memories
that brought you to your knees
and the times when we were young
when life seemed so long
now you are left alone
where did it all go wrong
day after day
you burned it all away
(and it's too late)
all the hate that feeds your needs
all the sickness you conceive
all the horror you create
will bring you to your knees
- albümün 8. şarkısıdr aynı zamanda. yavaş yavaş hızlanan temposuyla beni benden alır. albümün en iyi şarkılarından biridir.
- albümdeki kadroları şöyleydi:
vincent cavanagh - vocals & guitar
danny cavanagh - electric & acoustic guitars, keyboards
dave pybus - bass guitar
john douglas - drums
albümün tracklisti de şöyle:
deep
pitiless
forgotten hopes
destiny is dead
one last goodbye
make it right
parisienne moonlight
don't look too far
emotional winter
wings of god
judgement
anyone, anywhere
2000 & gone
transacoustic
- albumdeki şarkıların aynı gamdan geçiş yapması tüm albümün sanki tek bir şarkı olduğu hissini uyandırır..anathemanın en iyi 4 albumunden biri*
diğerleri için..
(bkz. the silent enigma)
(bkz. eternity)
(bkz. alternative 4)
- anathema'nın duncan patterson'suz çıkardığı ilk albüm. judgement, önce danny ve duncan kavgası sonucu danny cavanagh'ın, sonra duncan patterson'un ayrılması, daha sonra cavanagh kardeşlerin annelerinin ölümü üzerine danny'nin dönüşü ve davulcu değişikliği sebebiyle gecikmiştir. anathema'nın umutsuz depresifliğinin içine bolca hüzün kattığı, ama aynı zamanda, davulundan gitar tonlarına kadar her şeyini değiştirdiği bir albümdür. çok iyi bir albüm olmasına rağmen, zayıf şarkılar barındırır ve ne yazık ki ta 1999 senesinden a fine day to exit faciasının yaklaştığını haber verir. ancak vincent cavanagh'ın o tarihe kadar anathema'daki en iyi vokal performansını kaydettiği albüm olduğunu da es geçmemek lazım.
(bkz: parissienne moonlight)*
(bkz: deep)
(bkz: forgotten hopes)*
(bkz: one last goodbye)
(bkz: judgement)
(bkz: transacoustic)*
- (bkz: a fair judgement)
- yarısına kadar bunalımın eşiğinden ayrılmayan, kalan yarısında sözler bitip, müzik yalnız kaldığında ise insanı başka aleme götüren anathema şarkısı. pişmanlık, bunalım hepsinin yoğrulup beden bulduğu şarkılardan yalnızca biri olsa da, playlistlerdeki ve gönüllerdeki yeri başkadır.
- deep
pitiless
forgotten hopes
destiny is dead
one last goodbye
make it right
parisienne moonlight
dont look too far
emotional winter
wings of god
judgement
anyone anywhere
2000 gone
- ingilizcede yargı manasına gelen kelime.
- bütün şarkıların kesinlikle ardı ardına dinlenmesi gereken, aslında bu kesitlemeler olmasaydı black rose immortal veya a change of seasons vari enfes ötesi bir eser ortaya çıkardı diye düşünmekte olduğum, alternative 4dan sonra ki en iyi anathema albümüdür.*
- aynı zamanda judgment yazılışı da doğru olan kelime.
- anathemanın deep ve fragile dreamsle beraber dinlemekten bıkmadığım tekrar tekrar repeat yapılası parçası.
- anathema'nın alternative 4 ile popülerleşmeye başlamasının son noktası judgement olmuştur. kolay hazmedilebilir bir albüm yapmışlar, brutal vokali 0 seviyesine çekmişlerdir.
yine de içinde transacoustic, anyone anywhere ve emotional winter'ı barındırması açısından dinlemeye değerdir.
- insanın kalp atışlarını hızlandıran, yaşlı hissettiren, benliğini yok edip 4.5 dakikaya bağlayan aşmış bir albümün aşmış bir parçası.albüm olarak anathemanın müzikal gidişatında 'judgement öncesi' ve 'judgement sonrası' şeklinde bir ayrım yaratmıştır.şarkı sözlerinden önce bir de şiiri vardır:
asleep is the rose, in tired innocence dreaming time away.
secure in the comfort of slumbers faint embrace.
blissfully ignorant, unaware of the imminence.
recurring memories emerge from the deep of old
secrets unforgotten sleep. they sink beneath the surface
just long enough for you to breathe. then return to choke
you when you wake up alone. shredded inside there's one
place left to turn. a long-term problem, a temporary remedy,
but fuck it all anyway you can pretend to be happy.
so many years of pathetic lies, empty promises and unfulfilled
dreams are scattered like dust into the winds.
looking for the sun that eclipsed behind black feathered wings.
tomorrow never comes, there was only ever one day but now it's too late.
- (bkz: as ye sow, so shall ye weep)
- önce üzen, sonra bu üzüntüyü coşturan müteakibinde kaçıp giden, birisinin size farkettirmeden tecavüz ettiğini düşündüren anathema parçası.
(46, 30.08.2007 00:47 ~ 00:53)
- şarkı önce size bitane vuruyor, sonra gittikce sizi sinirlendirip öfke patlaması yaratıyor, işte tam o patlama sırasındada şarkı ucuyor.. tabi sizde
- kendisini kocaman bir boşlukta bulmuş, yalnız kalmış ve hayatla daha önce hiç olmadığı kadar sert bir mücadeleye girişmesi gereken bir kahramanın, karanlıklardan geçiş sürecini şarkı şarkı anlatan anathema albümüdür judgement.
'deep' ile başlar. yitirilmişliğin, o yoksunluğun ilk günüdür deep. kahramanın kalbi tutuşuyordur, içten içe çok büyük bir sıkıntı içindedir, henüz o ilk şoku yaşamaktadır. oysa kendisine yaklaşmakta olan şeyi sanki bütün hatlarıyla biliyormuşçasına yaklaşmaktadır ona. biliyordur ki, içten gülüşler, hiç bitmeyeceğini sandığı mutluluklar artık yaşanmayacaktır. bir gün gelip her şeyin geçeceğini, olan biteni unutacağını ve geriye sadece birilerinden belli belirsiz anıların kalacağını sanmaktadır. oysa hiçbir şey sandığı kadar kolay olmayacaktır.
'pitiless' ile kendi içindeki savaşı başlatmıştır. içini oyan, kalbini kemiren şeyin nedenini bir an önce bulmalıdır. ancak bütün bu savaş içinde en çok kızdığı yine kendisidir ve kendisi, kendisine bu duruma düşmelerinin bedelini dişe diş kana kan ödetecektir. aslında kendine bu tarz işkence edecek olması ona psikopatça bir mutluluk vermektedir, bir çeşit savunma mekanizmasıdır. yine de bu bir çare değildir. ikinci dakikasında forgotten hopes’un arpejinin şarkıya karıştırılması gibi, yaşayacağı öyle kendini cezalandırmakla geçmeyeceği türden bir karanlık olacak ve ödemeyi düşündüğü bedel kendisine fatura ettiğinden çok daha fazla gelecektir.
'forgotten hopes'la çöküşü başlamıştır. artık alkolün çevrelediği kabuğunda, kimseden habersiz çürümekte ve kendisiyle hesaplaşmaktadır. bir yandan yalnızlığına kızarken, bir yandan da yalnız kalmış olmasının nedeninin zamanla taşa dönüşmüş kalbi olduğuna tanıklık etmektedir. artık unutmak faydasızdır; unutulmuş hayalleri ruhunun yalnız mezarlığında gömülüdür. yalnızlığı sonuna kadar hisseder, kaçıp gitmeyi, hiç gerçekleşmeyecek olsa da yeniden hayaller kurabilmeyi ister, başaramaz.
bütün yalnızlar gibi yalnızlığa tahammül edemediği nokta 'make it right'tır. hırçın değildir, bir hayalperesttir. bir yerlerde elini tutabileceği, sanki kendisini içinde bulunduğu durumdan tutup çıkarabilecek birileri olduğuna inanıyordur. hatta o kişi çok yakındadır, kendisine ismini fısıldamaktadır; ama o duymuyordur.
'one last goodbye' her şeyi kendisine itiraf edebilecek cesareti bulduğu anıdır. acısının sebebi bellidir, o acıyı başka bir mutlulukla, o çok yakınında olduğu, ismini fısıldayan şeyle bile dindiremiyordur. olanları unutmaya, yepyeni bir başlangıç yapmaya çalışsa da, kendisini bu kadar dibe sürükleyen şey onu rüyalarında buluyor, ona düşler aleminde birkaç dakikalığına mutlu anlar yaşatıyor, belki o özlediği şeye dokunmasına, onu koklamasına, yeniden sanki öyleymiş gibi hissetmesine ve hatta onsuzken yaşadığı her şeyi, çektiği sıkıntıları, artık hepsinin geride kaldığını sandığı mutsuzluklarını ona bizzat anlatmasına, kendisini ifade etmesine fırsat veriyor; ancak gözlerini açtığında kendisini, uyumadan önce olduğu noktanın çok çok daha gerisinde, daha büyük bir karanlıkta bulmasına sebep oluyordur. ve kahramanımız ancak uykusundan gözyaşları içinde uyanıp yalnız olduğu gerçeğini anladığında hâlâ o acıyı taşıdığını, o günleri çok özlediğini ve o günlere dönmek için her şeyi verebileceğini itiraf edebiliyordur.
ve 'parisienne moonlight'… nihayet ufacık da olsa bir ışık gördüğü an gelmiştir. kendisini bütünüyle anlayan birisi, belki kendisi, belki yaşadığı her şeyi unutturabilecek birisi, belki kendisi de dahil olmak üzere bütün insanları, evreni ve yaşadığı, yaşamakta olduğu ve yaşayacağı her şeyi yaratmış olduğuna inandığı o ‘her ne ise’ onunla konuşmakta ve ona yaşadığı sıkıntıları ve o acılarından sıyrılmak için ne kadar uğraştığını gördüğünü söylemekte, ona bütün içtenliğiyle yaşadığı bütün acılarından arınmasını istediğini söylemektedir. bunlar belki de aylardır birisinden duyduğu en tatlı sözlerdir. içlerinde hep birer parça -tıpkı her şey bittiğinde akan birkaç damla gözyaşına benzer- hüzünle gelmiş olsalar da güzel sözlerdir. bunları birinden duymaya fazlasıyla ihtiyacı vardır.
'judgement'da artık uyanmış, en azından biraz olsun sağlıklı düşünmeye başlamıştır. yaşadıklarının kaderin bir parçasına olduğunu düşünerek kendisini bütünüyle suçlamaktan vazgeçmiştir. yine de kendisine o acıları yaşatan şeylerin bizzat kendi öfkesi, kendi yarattığı korkuları, içinden geçen kötülükler olduğunun farkındadır. kalbine soktuğu bu kötülük, ondan genç olduğu, hayatın çok çok uzun olduğunu düşündüğü zamanki saflığını da –günbegün- alıp götürmüştür.
boğazındaki düğümün biraz olsun çözülmesi, kalbinde yaşadığı her saniye çılgınca kanat çarpan kuşun durulması 'don’t look too far'dır. acının etkisi azalmıştır. hatta öyle ki, artık üzerinden geçen tatlı esintinden bile haz alabilmektedir. içindeki karmakarışık duyguları biraz olsun çözümlemiş, doğruyla yanlış, mantıksız ile makûl arasına bir çizgi çekebilmiştir. ancak yine de ayakları yerden kesilecek kadar mutlu olduğunu hissettiğinde, sıkıca yere basması konusunda uyarmaktadır kendisini. eski çocuksu mutluluklardan, olgunluğa attığı koca bir adımdır yaşadıkları.
'emotional winter'da; bir zamanlar, o çok mutsuzken, acıların kralını yaşarken düşlediği, make it right’da sesini duyduğunu sandığı kişi gelip kendisini bulmuş ve kahramanımızı garipsemiştir. ona "konuş benimle" demiş ancak karşılığında solgun gülüşünü görmüş, suskunluğunu fark etmiş, sakladığı yaraları olduğunu anlamış, yine de evinden –ki buradaki ev aslında kahramanımızın kendisine ördüğü ve sadece kendisinin girebildiği, içeri girdiğinde bütün dış etkilerden yalıtıldığını hissetiği o zırhtır- çok uzakta da olsa yalnız olmadığını, geçmişinin çok uzakta kaldığını, artık sıcak yaz ışığında dinlenmesi gerektiğini anlatmaya çalışmaktadır. rüyalarında onu gördüğünü, güneşin yeniden doğup, gözyaşlarının dindiği günlerin gerçekleşecek olduğuna hep inandığını söylemektedir, onun için rüya henüz başlamıştır. oysa kahramanımız zaman içinde, hayatın faniliğinde kaybolmuştur, değişmiştir. artık küçük mutluluklara inanmayan, kendisine bütün bunları anlatan yüze bakarken aynı hisleri düşünemeyen birisi olmuştur. yaşanmamış, yitirilmiş zamanlar geri dönmeyecek ve asla eskisi gibi hissetmeyeceklerdir.
'wings of god' kahramanın vardığı noktadır. artık yalnızdır, kendi ruhunda kimsenin nüfuz edemeyeceği bir zırh içinde yaşayan bir dokunulmazdır. tek başına, kendine yeterek yaşamanın yalnızlık sayılmayacağına inanmaktadır. metropol insanının yalnızlığını sonuna kadar yaşamakta ama buna yalnızlık değil, inziva adını vermektedir. üstelik bu tavrının, bu hastalıklı dünyada yaşadığı acılardan kaçan herkesin sığındığı bir savunma mekanizması olduğunun da bilincindedir ve asla eskisi gibi olmayacağını da bilmektedir.
'anyone, anywhere' onca şey yaşadıktan sonra vardığı noktadan sızlanışıdır. kimsenin acılarının aslında kimsenin umrunda olmadığı, bir tarafta kendisi nefessiz kalacak kadar büyük sıkıntılar yaşarken çarklarının ondan habersiz döndüğü bir dünya için yaktığı ağıttır. kaybettiği şey çocukluğudur, saflığıdır. bir zamanlar birilerine karşılıksız duyduğu güvendir. karşılıksız vermesi, karşılıksız sevmesidir. bunları yitiriyor olduğunu –ya da belki de çoktan yitirmiş olduğunu- idrak ettikçe hâlâ bir şeyler için geç olmadığına inanmak ister. “beni bırakma” diye yalvarır ama geriye dönüş olmayacaktır.
baştan sona, şarkı sırası bozulmadan dinlenilesidir.(charey, 19.11.2007 02:06 ~ 21.11.2007 18:17)
- (bkz: without judgement)
(bkz: death)
|