belki ilginizi çeker
  1. · jouissance
  2. · grace
  3. · tante rosa
  4. · böyle bir yazar aslında yok
  5. · jouissance
  6. · il faut etre absolument moderne
  7. · locus electus
gündem
  1. · kedi keserek internette yayınlayan kız
  2. · babaların garip huyları
  3. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  4. · dünyanın en seksi şarkısı
  5. · demokratik sol halk partisi
  6. · kız arkadaşı behlül ve sawyer la yatakta basmak
  7. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  8. · 29 eylül 2007 galatasaray beşiktaş maçı
  9. · ivme transdüseri

joussaince  

  1. zizekçi, dolayısıyla lacancı olması kuvvetle muhtemel yazar. nikneymini görünce bağıra bağıra ağlayasım geliyor.

    (bkz: jouissance)
    (vandal mimar, 30.07.2007 21:33 ~ 09.08.2007 01:16)
  2. takip edilmesi gereken yazarların başında geldiğini çok da güvenerek söyleyebileceğim sözlük yazarı. yorumları ve özellikle bu yorumları yapabilme yetisi daha doğrusu bilgisi sözlüğün kaliteli yazarları arasında yerini alması açısından en önemli ayrıntısı. ayrıca bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamayacağını gösterir gibi bir hali var.
    (gülüsevdimdikenibattı, 13.08.2007 22:56)
  3. (bkz: böyle bir yazar aslında yok)
    edit: dönmüş.
    (restless times, 16.08.2007 19:11 ~ 20:04)
  4. üslubu itibariyle girilerini okurken özdemir ince'nin köşe yazılarını okuyormuşum hissi yaşatan bir yazar.
    (recai pengül, 02.09.2007 01:59 ~ 01:59)
  5. benim zerre sevmediğim ilber ortaylı'yı şirin bulmasına karşın (tip olarak harbi şirin gerçi), kimi girilerine katılmasam ve önemli görüş ayrılıklarına sahip olsamda, foucault'ya hayranlık gibi ortak bir paydaya sahip olduğum ve ilgiyle takip ettiğim kaliteli yazar.
    (rahatsız, 10.09.2007 22:51 ~ 14.09.2007 16:18)
  6. "yazdıkları arasında yalnızca ramazan kutlamasını anladığım için süper insan."
    (lefteyenine, 19.09.2007 00:36)
  7. narin bir kır çiçeği gibi. birçok girisinin sonunda "lütfen x, y olanlar mesaj atmasın, zaten okumuyorum." editleri gördüm. yonjadaki sarışın kızlar gibi onlar da mesaj atmayın falan der ya, "arkadaşlarımla görüşmek için üye oldum lütfen mesaj atmayın." hesabı. kendisini hiç tanımıyorum, sadece bu yönü dikkatimi çekti. o editleri gördükçe "s.a * kardeş" yazasım geldi. kardeş falan bunlara takmış.
    (fb, 05.10.2007 00:44)
  8. durum tespiti yapmak için bir yazar başlığını tercih etmemde şaşılacak bir durum yok tabii ki, ayrıca ayar verirken bir üstteki giriyle benzer üslup benimsemek şart değil, hatta nefret ederim, ayar verene özgü duruş dokunuş hissedilmeleri, kısacası “tabiki’nin” yazılışındaki farktan tutun da konunun ana hatlarına kadar dilediğimiz kadar savrulabiliriz, aslında yapmamız gereken tek şey kafayı iyice sıyırmış olduğumuzu gözler önüne sermek. buna dikkat ettiğimi sürece her şey serbest.

    william markus’un “all the king horses”daki soyutlanmış dentist teorisini sevdiniz mi, bilemiyorum belki de fazlasıyla şüpheci yaklaşıyorum, aynı derinlikte bir metin içermemesine rağmen nedense david milla’nın nevrotik bir tandem anlayışla yazdığı “a morning to die” bana sanki daha kocaman kocaman evlerde yüksek pencerelere tutunan micsarek karakterinin ortalama yalnızlığını anlatıyor.

    yemek içmek meselesi önemlidir, birisi söylemese de önemlidir, ölürsün sonuçta yemeyip içmezsen. uyumak da önemlidir. uyumazsan sağlıklı yaşayamazsın. genelde herkes akşamları uyur mesela. ciddi seks sıkıntısı da önemlidir ama. adamı içten içe bitirir. “life ise simple”…

    karı kız kaldırmaya çıkmadığım, yani avlanmadığım günlerde kendimi sokağa atıp en iri yarı hurdacının peşine takılıp saatlerce geziyorum. bazen beni arabasının üstüne oturtuyor mutlu oluyorum. aslında filmlerdeki gibi en uzak metrolara otobüslere binip amaçsızca saatlerce gezmek, cool bi duruşla binenleri inenleri incelemek, eternal sunshine of the spotless mind deki gibi bere takmak, yağmurlu bir günde yollara bakmak filan isterdim ama burası amerika değil ne yazık ki. otobüsler tıklım tıklım. hem kimle tanışabilirim ki? nevrotiğim ben. ne güzel bir etiket? ilgi çekici. nice.

    nihan’ın biraz görmüş geçirmiş, ikili ilişkilerdeki başarısızlığını kabul edip farklı mecralarda tutunmaya çalışarak kendini aydınlanma adı altında okumaya vererek apaçilikten kurtulmuş elitimsi versiyonu.

    nihan’dan temel anlamda farkları yok ama. ikisinin de yazılarını sonuna kadar okuyamıyorsunuz. nihancım karı kız işlerinde iyi. playboy duruşu var. vay canına sözlükte neler oluyormuş yazısından anlaşılacağı üzere magazin yönü kuvvetli. jelatinli tasvirleriyle süslediği ağlak yazıları dışında eğlendirebiliyor yani. jesi gibi daral getirtmiyor. yalnız vay canına sözlükte neler dönüyormuş yazısını yukarılarda bir yerlerde bize bakan yazıyla aynı uçmuşlukta olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    jesi’nin yazıları gibi nihan’ınkilerin de içine girebilmek imkansız. üslupları, dertleri, kafalarına taktıkları yan yollarda ayrılsa da bitişte bir araya geliyor. sayıklamalar, buhranlar, hezeyanlar silsilesi.

    biri arkadaşlarına “nasılsın güzel insan” şeklinde mesaj atıp gülüşüyor, moda’da güneşin doğuşunu izleyip vapurlarda şarkılar söylüyor, geceleri kapı pencere açık martı çığlıklarına eşliğinde yüzükoyun uyuyup sokak lambalarına seyrediyor. ahhaa ulan şimdi ne sevimli göründü gözüme. diğeri ise okuduğu duyduğu gördüğü insanların teorilerini, sözlerine, akımları salkımlarını argümanlarını ne varsa işte hastalıklı bir şekilde karıştırıp sayıklıyor. ah marazi beyinlerinde kim bilir neler dönüyor da biz göremiyoruz?

    “life is simple”

    sizlerden daha çok olsun ki yaşayabiliyim. varlığımı sizin gibilere borçluyum. kendimi iyi hissetmeme neden oluyorsunuz.
    (kayser sozer, 22.11.2007 20:15 ~ 20:51)
  9. hypnotica girl adlı yazardan vazgeçtim. korkunun kokusunu aldım çünkü. korku 1 ağla 1 olayı hehehehe ikisi de var, hissettim. an itibarıyla buradaki sayılı günlerimde eğlenmek istediğim yazar. bakalım ne kadar dirençli?

    bazen, yani kafayı taktığım yazarların mesajlarından, duruşlarından ya da sadece sessizliklerinde yalvarma, "ya napabilirim senin karşında nolur uğraşma benle" tınıları aldığımda, yüreğime ne olduğunu bilmeden garip bir duygu yerleşiyor, saniyelik ama, sonra hemen kayboluyor.

    alaylı değilim ben. buraya öylesine girip kaydolup başlamadım yazmaya. sözlük yazarı olmak için hayatımın en deli dolu zamanı sayılabilecek 17-21 yaşlarını avusturya'daki "sanal networking of the dictionary author acedemy"de geçirdim. mektepliyim. bu işin okulunu okudum.

    o yüzden though um. şüphesiz ki benim yaşadıklarımı yaşasaydanız az alıp çok verirdiniz. bana yazarken acımayı öğretmediler. kin, nefret, intikam ateşiyle yandım. yıllarca aileme sevdiklerimi göremedim. bir yazar mesleki olarak hayatının bağışlanmasını istediğinde, tamam pes en büyük sensin nolur yapma dediğinde, soğuk durmayı, yumuşamamayı, topuğumu döndüre döndüre getirip hızlıca burnunu ezmeyi, kırılan her kemik sesimde dilimi dişlerimde gezdirerek "oooo it seems nice" demeyi öğrettiler bana.

    çok ağır deneyimlerden geçip üstün yazar oldum. artık duygularım yok. arada bir saniyelik yoklayıp gidiyorlar. bir yazarı öldürmek yetmez bana. cesedenin üzerinde tabu oynamalıyım arkadaşlarımla.
    (kayser sozer, 22.11.2007 20:36 ~ 20:45)
  10. cümle geçişlerinde virgül kullanmadığı için okurların boşu boşuna gözünü yoran, ve okuduklarını anlamamasının müsebbibi olan bir itü sözlük kullanıcısı. kendisi hakkında yapılan eleştirilerde 5 yaşındaki çocuklar gibi " küstüm, oynamıyorum" şeklinde ruh haline girmesi ise gayet ilginçtir.

    kendisinin bilmesini isterim ki, çeşitli görüşlerimden dolayı beni faşistlikle, militaristlikle yeri geldiğinde yobazlıkla yeri geldiğinde ateistlik ile yargılamaya çalışanlar oldu. naçizane tavsiyem, türkiye gibi bir ortamda yaşarken, bir gözünü, bir kulağını kapayarak dışarıdan gelen tepkilere fazla kafasını takmaması olacaktır. eğer daha sanal alemde böyle olaylara çok takıyorsa, gerçek yaşamda yanmış demektir.

    bir de kendisi hakkında ricam olacak tabii. bazı paragraflarda uzun gözüksün diye aynı cümleleri kullanması bu aralar gözüme çarpıyor. tabii ki her girisinde yok ama kimse bu girileri okuyanları aptal yerine koymasın. türkiye'deki insanlar bir paragraftaki bir cümleyi tek okuyuşla anlayabilecek kapasitedeler, fazladan tekrara gerek yok.
    (dünyayı kurtaran adam, 26.11.2007 04:56 ~ 08:34)
  11. bana göre. gözlerim yarı açık dilruba görülen sarhoşlukta kendimden geçip nefesimdeki ılıman akrep kokusuyla ”ohhhh it seems nice” diyerek okudum az önceki yazını. gittikçe kıvama geliyorsun. seni gün geçtikçe kendime daha yakın hissediyorum. ilk günlerdeki tedirginliğini üzerinden attığın yetmezmiş gibi artık kendin çağırıyorsun beni. gel diyorsun. gel ve beni mahvet kayserim.

    tanıştığımda öpüşürken dilini dişlerinin arkasına saklayan ve bitene kadar asla gözlerini açmayan, hatta öpüşmemiz biter bitmez değil de 5-10 saniye sonra, üstelik de önce kafasını yere eğip daha sonra kaldırarak açabilerek bana arkadan bakabilen sevgilinin, şimdilerde seviştikten sonra evin içinde çıplak gezip benimle şakalaşması kadar keyifli bir şaşkınlıkla izliyorum sendeki bu değişimi. ve sana olan ilk ciddi ayar sıkıntısının ne denli yaradığını görererek gurur duyuyorum. utançtan cesarete. benim eserim.

    zekamla, karizmamla, testislerimdeki alüvyonlu toprak kokusunun yüz hatlarıma kattığı grotesk çizgilerle döverim seni. ağlayamazsın. ama bunu yapmayacağım. sözlük ombudsmanı görevindeyim artık biliyorsun. beni bekle. yokluğumda sert rakiplerle çarpışıp ayakta kal. bana iyi bir av olmayı hak et.

    gaza getirmeye yönelik yazını çok sevdim. tahrik etti beni. ad hominem göt veremem offf yaramam ne çeşit sistem biliyorsan hepsinle gir bana, belden aşağı, daha da aşağı, kasıklarımın çevresine, dil altıma, göbek lehimime, neresine olursa olsun vur. ben bakmam böyle şeylere. tartışırken neresi olursa olsun oradan bana geçirilmesini arzular, durumun dengeleneceğini düşünerek sevinirim.

    ahhh jesi… keşke yeminimi bozabilsem. insanların arasındaki ilişkiye bilmeden bodoslama yorum yapma cüretindeki kışkırtıcılığın bana sağladığı haz eşliğinde yazılarımı okurken monitöre dalıp giden bön bakışlarınla “ya ben buna ne cevap vericem acaba” tedirginliğini koltukaltlarımın sıcaklığında düşleyebilsem. uzun cümleleri seviyorsun di mi?

    sen taşkışla kampusünü bilir misin jesi? bodrum katının vakti zamanında morg olarak kullanıldığı itü mimarlık fakültesinin en kasvetli binasının koridorunda sabahlara kadar sözlük tasarımı yaptın mı? umutsuzluğa kapılıp itü forum adı altında çıkacakken son anda neden fikir değiştirdiğimizi biliyor musun? yalnızca “karanlık bir fotoğraf” sayesinde. muktedir kişinin gülümsediğini görür gibiyim. neyse anladı o… aramızda, daha doğrusu o gece orada olan 5 kişi arasında bir şifre diyelim… taşkışla’daki fotokopici hüsamettin amcanın kağıtlarını çalıp “laa ne yaptınız onca kağıdı gaymanalar, yediniz mi lan yoksa” demesiyle kahkahalara boğulurken yanımızda mıydın peki?

    ya kore sinemasının geleceğini tartışıp birbirlerimize kısa senaryolarımızı anlatıp sabaha kadar batak oynadığımız da nerdeydin sen jesi? heh… cevap ver bana… geç kaldığımız bir cuma namazı sonrası hocadan özel hutbe isteyip dakikalarca güldüğümüzde de yoktun sen be jesi… itü ruhundan çok uzaksın çok...

    benim bu sözlüğün yönetiminle aram çok iyi. ulan dört sene beraber okuyup her gün görüştüğünüz insanlarla nasıl olacak ki başka? o yüzden format mormat takmazlar. bana işlemez yani. istersem seni buradan attırabilirim. wondi’ye lan karateci deyip tüm modların nick altına “lan keraneci” diye yazsam beni güçlü bulur musun? bak bunu yapabilirim. başka ne yapamam demiştin? sana kendimi ispatlamam lazım canım. ama dediğim gibi benimle çarpışmayı hak etmelisin sen de. bana layık olmana var daha. yeminimi bozduracak kadar tahrik etmelisin beni.

    şunu da asla unutma: kayser sozer avlarını kendi seçer. ona bulaşanları, sataşanları değil, sadece canının çektiklerini yoklar ve bitirir. senin yaşamanı istiyor ama.
    (kayser sozer, 11.12.2007 01:18 ~ 01:57)
  12. kendisi hakkında yazı yazmak istemiyordum ama bana bir nickaltı girisi yazmış, borcum var dolayısıyla ve iade i ziyaret için geldim. dolayısıyla bu hareket ile kendisini onurlandırıyorum.

    sözlükte birçok nickaltı giri örneği mevcut. işte zirvede tanıtığım hoşsohbet arıdan* tutun da bana ilk hoşgeldin diyen kaliteli yazar falan fıstık. tabii bunlar artık eskidiği ve tasvip edilmediği için fazla kullanılmasa bile sözlükte örnekleri var bir şekilde . zaten jösans da bunları kullanacak kadar kalitesi düşük biri değil. kendisinin yazdığı nickaltı örnekleri inceleyelim.


    " fakat değişen dünya karşısında yeni pozisyonlar almak gerekmektedir bana göre, özellikle sovyetlerin yıkılışından sonra marksist teorisyenlerin uğradığı şaşkınlık liberallerin "tarihin sonu" , "nihai zafer" türünden zırvalarıyla birleşince sol açısından pek de hoş olmayan bir çerçeve söz konusu olmuştur. iyi bilirler ki poulantzas , bloch , althusser gibi kuramcılar başta olmak üzere tüm teorisyenlere toptan gereksiz muamelesi yapıldı uzunca bir süre, üstelik bunu yapanların bir kısmı da eskinin marksistleri yeninin liberter sosyalistleri ya da çevrecileri (yeşiller.. ıvır zıvır) idi.

    lenin'in çözüm üretmek için sürekli didinen tavrını aynen benimsemekteyim fakat yeni dünya düzeni dedikleri yapısal dönüşeme stalinizm gibi maksimalist bir perspektiften bakmak da pek sonuç vermez sanırım. lafın özü komünizmi stalinist dikta olarak itham etmekte ne kadar haksız (belki cahilce) olsam da bu mekansal düzenleme çağında kapitalizme karşı stalinist örgütlenmeyi de savunamam hala. kapitalizm içindeki küçük çatlakları genişletmektir aslolan , bunu lacancı psikanalizle de yapabilirsiniz (ki bu da sizin lacan-althusser eleştirinize bir yanıttır) , negri'nin imparotorluk teziyle de. fakat son tahlilde bir çözüm yolu önermektense sorunları gün yüzüne çıkarmak daha gerçekçi görünmektedir bana göre."

    yanlış okumadınız beyler bayanlar bu yazı jösans'ın ellaam'ı yerden yere vururken yazmış olduğu bir yazı, bir nickaltı örneği. kuzum seni anlamıyorum, sen gerçekten böyle misin? bu nedir allah aşkına? yani felsefi bir konuyu nickaltından başka tartışacak bir yer ortam bulamadın mı bebişim?

    buradan hareketle şu varsayıma da varmak rahatlıkla mümkün. kendisi böyle nickaltıları yazıyorsa, okuldayken, evdeyken arkadaşları ve diğer insanlarla da böyle konuşuyor diyebiliriz. bir örnek verelim;

    jösans : j

    arkadası: a

    a: abi yaa bi porno indirdim akıllara zarar, briana banks, jenna jameson oynuyor. casting müthiş.

    j: filmi izlemeden tam bir yorum yapmak doğru olmaz ama pornografik öğeler içeren bu sanat öğesinin estekik yani sanat felsefesi yöünnüden incelemek daha doğru olur. ben orgazm ile coşan oyuncuya değil, orada sanatını konuşturan peter north gibi duayenlere bakarım. çünkü sanat anlayışı vs. v.s....

    dediğim gibi bu adamın böyle yazılarını bulmak mümkün, yalan söylemeyeyim benim hakkımda yazmış olduğu yazıda birkaç ufak tespit hatası da olsa beni takip etmesinden dolayı gururlandım. yalan yok.

    aslında jösans biliyor musun senle neden uğraşıyorum? bilenler bilir, burada birkaç tane swhyazarı vardı swh'nin açılımı smiley whispers hector gibi bir şey olmalı, biri hatırlatsın unuttum şimdi. bunlar artık yazmıyorlar, kendileri ile uğraşanlar yüzünden. geçenlerde bir tane arkadaşın geri çağırma komitesi adı altında bunları yeniden örgütlemeye çalıştığını gördüm, dört gözle bekliyorum onları, geldikleri an her şey eskisi gibi devam edecek. bunun seninle olan bağlantısı şu jösicim, onlar geldiği an senin saçmalıklarını görmezden gelip, onlara sırnaşacağım, sataşacağım, uğraşacağım. anladın herhalde değil mi cağnım?
    (dünyayı kurtaran adam, 28.12.2007 16:28 ~ 16:44)
  13. dayanamayarak söylüyorum ki; fransızca olduğu varsayımıyla "jusens" diye okunacak kelimedir.
    (ali kamber, 29.12.2007 19:51)
  14. ilk başlarda hatun sanıyordum, sonra kendime dönüp sordum ''seni embesil, hangi hatun aynı anda hem felsefe hem sinema ile uğraşıp hemde bu kadar zeki olabilir'' evet karşımdaki yüce insan ulu önder bir erkekti. bu acı gerçeği çok sonradan öğrenmeme rağmen kendisine platon'un sympozium eserindeki aristotales'in dostluk hakkındaki konuşmasını ithaf ediyorum.
    (genius kusagami, 11.06.2008 12:45)
  15. nedense bana niçe'nin ecce homo eserindeki niçeyi anımsatır. ne kadar almanlardan nefret etsede niçe wagneri sever. bu adamda öyle nerde bir büyük alaman yönetmen varsa bulup çıkarır toprak altından bağrına basar.
    (genius kusagami, 24.07.2008 11:00)
  16. sözlüğün verip verebileceği en güzel şeyin aşk olduğunu istinaden söylediklerine gönülden katıldığım yazar. mutlu olmaları dileğiyle...
    (kayser sozer, 29.07.2008 00:28)
  17. sanıyorum bu sözlükte tartışmaktan tek keyif aldığım insandır kendisi. zihin açıyor ve günümüzde arayıp da bulamayacağımız kadar saygılı bir tonda sürdürüyor tartışmasını. ben onun gibi değilim mesela, çirkefleşiverebiliyorum sıkılırsam. bu yüzden teşekkürü bir borç bilirim efendim...
    (betty blue, 06.10.2008 21:32 ~ 21:36)
  18. keşke gitmese dediğim, çok üzüldüğüm yazar. sonuçta şurda kaç kişi okunuyor ki? 3 mü? kaç?
    (olahabeoy, 31.10.2008 11:53)
  19. gitse bile, varlığı ve o dünya güzeli gülümsemesiyle her daim yanında olacağım ve yanımda olduğunu bildiğim yazardır. evet yazardır ve okurdurda. çok da iyi bi evsahibidir. madem o sözlükten gitmiş, ben de pastamı, böreğimi alır onun yanına giderim. yap kahvemi jesi, geliyorum yanına!
    (küflü prenses, 31.10.2008 11:59)
  20. tarçın aromalı foucault çöreklerini özleyeceğim kişi. *
    (dünyayı kurtaran adam, 31.10.2008 12:01 ~ 12:02)
  21. neyse ki evde oturup bira içerken benim kafamı ütülemeye devam edecek.
    (ahmak ı hayal, 31.10.2008 12:29)
  22. sanırım suda gördüğünün kendisi olmadığını sonunda anlamış. anlamış ta pek çekici gelmemiş ki vazgeçmiş.
    tarihin askısında gördüğü tüm karakterleri giyinmekten vazgeçer umarım.
    umarım çakma aydınlıktan kurtulup, çocuk haliyle sonunda barışır.
    (alfaeksi, 31.10.2008 17:43)
  23. (allegra, 01.01.2009 17:53)
  24. yazılarını beğeniyordum, ki kendisine de yüz yüzeyken söyleme fırsatım olmuştu bunu. şurada "am-göt-meme" edebiyatı yapmıyordu en azından, sayıca az bulduğum insanların içindeydi.

    ama şimdi; (bkz: böyle bir yazar aslında yok)

    kendisiyle ve grace ile illa ki bir yerlerde karşılaşırız.
    (sükun, 26.01.2009 16:36 ~ 16:39)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil