pulitzer ödüllerinin isim babası olan, budapeşte doğumlu yazar.
gazatecilik hayatına başladığı ilk günden ölümüne kadar kalemiyle kitleleri etkilemiştir. öyle ki tirajı düşük, sıradan bir gazeteyi arkadaşlarıyla beraber 500 bin gibi yüksek tirajlı bir hale getiriyor, kurucusu olduğu gazetelerindeki yazılarıyla gizlide kalmış olayları gündem maddesi haline getirebiliyordu. hırslı ve korkusuzdu. birçok skandalın üzerine korkusuzca gidiyordu güçlü kalemiyle. özellikle, sahibi olduğu "word" gazetesindeki yazılarıyla. bu yüzden de bolca tehdit mektupları alıyordu. arkasında karanlık bir geçmişi olmadığından kah yahudiliğine laf ediyorlar kah vatan hainliğinden dem vuruyorlardı. bütün bu çabalar beyhudeydi. o, kendini hukukun bir işlemediği toplumda adaleti sağlamaya çalışan bir gazeteci olarak görüyordu.
siyasete atılmak istedi.katıldığı seçimlerde rakip gazetenin desteklediği kişi seçimi ezici bir çoğunlukla kazanacaktı. oysa o gazetede yazdığı yazılarıyla birçok kişinin seçimi kazanmasını sağlamıştı. yıllar geçtikçe başkalarına güveni azalan, sürekli eleştiren bir adam olmasına neden olacaktı bu tatminsizlik. sahibi olduğu gazetedeki yazarları sürekli baskı altına alıyordu. yazılarını aşağılıyordu. belki onların kendilerini geliştirmesi için söylüyordu bunları ama yakında gazete yazan kimsa kalmayacaktı. olumlu yaklaşımları da yok değildi. onların daha iyi yazmaları için güzel yazıların ödüllendirileceği bir sistem geliştirdi. bu sistem daha sonra kendi adını taşıyan "pulitzer" ödüllerine de ilham kaynağı olacaktı.
ilerleyen yıllarda eşi ile yaptığı bir gezi sırasında ışığı sönecekti;lakin yazarın kör olması onu durdurmayacak, o yazmaya devam edecekti. amerika'ya fransa tarafından hediye edilen "özgürlük heykeli" nin dikilmesini savunanların en başında da o geliyordu. o hep özgürlükten yanaydı...