jonathan livingston seagull   

adana çık aradan

  1. bir richard bach kitabı.

    (bkz. martı jonathan)
    (headfucker, 11.07.2004 20:36)
  2. (bkz: richard bach) tarafından kaleme alınan kitap

    martı jonathan:

    sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. binlerce martı, bunun dışında bir şey öğrenmek için uğraşmazlar,öğrenmek isttedikleri bir şey yoktur. onlar için uçmanın tek anlamı, karınlarını doyurabilmektir. oysa martı jonathan livingstone için önemil olan yemek değil,uçmaktı. martı jonathan, uçmayı büyük bir tutkuyla seviyordu. bu tür bir düşünce, onu dğer martılardan ayırıyordu. deniz seviyesine çok yakın bir yükseklikte süzülebilmek için sürekli çalışan ve bu yüzden bütün günü yalnız geçiren jonathan için ailesi bile çok kaygılanıyordu. nedeni neydi bilmyordu ama neredeyse kanatlarının suya değdiği bir yükseklikte, az bir çabayla, havada daha uzun süre kalabiliyordu. süzülerek uçması, herzamanki gibi ayaklarının denize çarpmasıyla değil, aksine, bedenine iyice yapıştırdığı ayaklarının suya değdikçe ardında bıraktığı uzun, dümdüz çizgilerle hoş bir şekilde son buluyordu. ancak süzülmeyi kumsalda da denemeye ve kumsalda bıraktığı izlerle yarışmaya başlayınca ailesinin kaygısı daha da arttı. "neden jon, söylesene neden?" diye inleyerek sordu annesi. "diğerleri gibi olmak bu kadar mı zor?
    alçaktan uçmak pelikanların ve albatrosların işi, bunu onlara bırakmalısın. hem niçin avlanmıyorsun oğlum? artık bir kemik bir tüy kaldın".
    "bir kemik bir tüy kalma umurumda bile değil anne. ben sadece havda ne yapıp ne yapamayacağımı merak öğrenmek istiyorum, anlıyormusun, hepsi bu.sadece öğrenmek istiyorum."
    yumuşak bir ses tonuyla, " buraya bak jonathani" dedi babası. "kış gelmek üzere. balıkçı tekneleri giderek azalacak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. eğer bir şeyi öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorun. şunu hiç aklından çıkarma; senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek!"
    jonathan itaatkar bir şekilde boynunu öne eğdi. birkaç gün boyunca, diğer martılar gibi davranmaya çalıştı, bunun için gerçekten çabaladı. çığlıklar atarak iskele ve balıkçı teknelerinin etrafında, bir parça ekmek için dolaştı durdu, ufacık da olsa bir balık yakalayabilmek için suya daldı, mücadele etti. fakat olmuyordu işte, bunları bir türlü yapmak istemiyordu.

    zar zor yakaladığı bir hamsiyi yaşlı, aç bir martının önüne bilerek düşürürken,"bunların tümü çok anlamsız," diye düşündü jonathan." onca zamanı boşu boşuna geçireceğime, uçmayı öğrenebilirdim. öğrenecek ne çok şey var!" tekrar eski martı jonathan olması uzun sürmedi. denizlerde, çok ötelerde yine öğreniyordu; aç, fakat mutlu. hedefi hızlı uçmaktı ve bir hafta süren çalışmadan sonra, hız hakkında, yaşayan en hızlı martıdan bile daha çok şey biliyordu. yüz fitte, kanatlarını olabildiğince hızlı çırparak dalgaların arasına dimdik daldı ve martıların niçin gösterişli bir şekilde dimdik denize dalamadığını öğrendi; çünkü kanatlarını bu hızda yeterince kontrol edemiyordu. sadece altıncı saniyede, saatte yetmiş mil hız yapmıştı ki bu hız, bir martı kanadının dayanabileceği bir hız değildi.
    zaman geçtikçe aşama kaydediyor, yeteneğinin sınırlarını zorlayarak dikkatlice çalışıyordu. fakat yüksek bir hızda yine de bütün kontrolünü kaybediyordu.
    yüz fite tırmandı. önce hızla ilerledi, ardından kanatlarını çırparak dik bir dalışa geçti. her seferinde sol kanadı biraz yükseğe kalkıyor, dengesini kaybetmesine, sola doğru savrulmasına neden oluyordu. sağ kandyla dengesini korumaya çalıştığında, bu sefer de sağa doğru fırıldak gibi dönüyordu. yeterince dikkatli olmayı becerememişti. on kere denedi; satte yetmiş mili aştığı her on denemede de sadece bir tüy yumağıymış gibi güçsüz kaldığını hissediyordu, kontrolünü kaybediyor ve suya, kelimenin tek anlamıyla, çakılıyordu. sırılsıklam bir halde, tüm mesele, yüksek bir hızda kanatlarını dümdüz tutabilmek, diye düşündü. böylece elli mile çıkana kadar kanatlarını çırpmaya, daha sonra kanatlarını dümdüz sabit tutmaya karar verdi. iki yüz fitte, gagasını dik bir şekilde aşağı eğip elli milin üstüne çıktığı her anda kanatlarını sabit tutarak dalmayı tekrar denedi. bu çok büyük bir güç istiyordu, fakat yavaş yavaş oluyordu. onuncu saniyede doksan mil hıza ulaştı. böylece jonathan, martılar arasında bir dünya rekoru kırmış oluyordu.

    fakat bu başarısı hiç de uzun ömürlü olmadı. hızını yavşlatmaya, kanat açısını değiştirmeye kalkıştığı an aynı felaketle karşılaştı; kontrolünü kaybetti. saatte doksan mil hız yaparken hava akımı ona bir dinamit gibi çarptı. martı jonathan sanki havada patladı ve tıpkı betona çarpar gibi denize çakıldı. kendine geldiğinde neredeyse akşam olmuştu ve o, ay ışığında, okyanusun üstünde, dalgalara kapılmış sürükleniyordu. perişan bir hale gelen kanatları kurşun gibi ağırdı, fakat ona asıl ağır gelen şey başarısızlığıydı. keşke bu ağırlık onu yavaşça dibe çekmeye yetseydi ve her şey bir anda sona eriverseydi.

    dibe doğru yavaş yavaş batarken içinde derinlerden gelen, yabancı bir ses işitti: hiç çıkış yolu yok. ben bir martıyım ve doğamla sınırlıyım. eğer uçuş hakkında daha çok şey öğrenmem gerekseydi, beyin yerine uçuş haritalarım olurdu. daha hızlı uçabilmem içinse bir şahininki gibi kısa kanatlarım olmalıydı ve ben balıkla değil fareyle beslenmeliydim. babam haklı. tüm bu saçmalıkları unutmalıyım. sürüme geri dönmeli, neysem o olmalı, sınırları belli zavallı bir martı olarak kalmalıyım. ses giderek zayıfladı ve yok oldu. jonathan sesin dediği herşeyi kabullenmişti. hava karadıktan sonra bir martının yeri sahildir. jonathan o andan itibaren normal bir martı olmaya karar verdi. üstelik bu herkesi mutlu edecekti.

    yorgun bir şekilde karanlık sulardan uzaklaşıp alçaktan uçuş hakkında öğrendiklerini kullanmanın zevkiyle karaya doğru uçmaya başladı.
    fakat "hayır," diye düşündü. "önceden neysem şimdi de oyum. ben de diğer martılar gibi bir martıyım ve onlardan biri gibi uçmalıyım." böylece, acı içinde yüz fite yükseldi, kıyıya bir an önce ulaşmak için kanatlarını hızla çırptı.

    (devamı için kitabı okuyun)
    (bkz: bir ton işi olduğu halde canı sıkılmak)
    (atlantis, 15.10.2004 20:12 ~ 12.12.2005 01:13)
  3. martı jonathan livingston. richard bach'ın romanı. digerlerinden farklı, tek derdi yemek bulmak olmayan, merak eden, dünyayı keşfetmeye çalışan bir martının hikayesi. öyküsü basit, okuması zevkli bir kitap.
    yaşar kurt'da bir şarkı yazmıştır kendisine

    küçük bir martı bu jonathan
    küçük bir martı o kadar
    uçmak istiyordu jonathan
    uçmak istiyordu ama farklı
    jonathan
    birgün çok yüksege çıktı jonathan
    bulutlara degdi kanadi
    ve kendini denize bıraktı
    ve kendini bıraktı
    küçük bir martı bu jonathan
    küçük bir martı o kadar
    uçmak istiyordu jonathan
    uçmak istiyordu ama farklı
    jonathan
    (easy company, 21.06.2005 10:33 ~ 12:03)
  4. toplumun katı kurallarına başkaldıran, öyle yapmayı salık veren eser. inceden "idealar dünyası", reenkarnasyon fikirlerinden esintiler vardır.
    (yedinin yedincisi, 08.07.2006 02:40 ~ 14:49)
  5. seagull. richard bach tarafından yazılan, hiçkimseye ve hiçbir zorluğa aldırmadan hayallerimizin peşinden koşmamızı haykıran bir eserdir. martının adı jonathandır ve arkadaşları arasında adeta bir 'siyah civciv'dir. diğer martılar sadece yiyecek peşinde koşarken o çok farklı bir boyutta yaşamaktadır: uçmak, özgür olmak ve hayalleridir onu besleyen. yıllar önce okuduğum ama hala unutamadığım bir martının çırpınışları...

    "don't believe what your eyes are telling you. all they show is limitation. look with your understanding, find out what you already know, and you will see the way to fly."
    richard bach
    (sunflower, 01.08.2006 15:24)
  6. az, öz ve anlamlı sıfatlarıyla niteleyebileceğimiz richard bach eseridir. ilk okuduğum zamandan beri bazı cümleler beynime kazılmış sanki:

    "en yüksek uçan martı en uzağı görendir."
    "eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkta sınırlıysa o yok demektir. zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz. zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?"
    (sunflower, 03.01.2007 19:38 ~ 20:21)
  7. richard bach'ın kısa olmasına ragmen yaşam felsefesi haline dönüştürülecek birçok cümleyi barındıran kitabı. kesinlikle okunması, üstelik altı çizile çizile, sindire sindire okunması gereken kitaplardan.
    (cadaveria, 03.01.2007 20:04)
  8. richard bach 'ın şarkılara konu olmuş efsane martısı jonathan'ın yer aldığı kitabı.
    (bronx, 09.01.2007 05:31 ~ 05:31)
  9. ''işte o sabah, güneşin doğuşundan hemen sonra olmuştu bütün bunlar. martı jonathan livingston, gözleri kapalı, rüzgarda büyüyen müthiş bir çığlıkla, martı sürüsünün içine bir kurşun gibi daldı. şans meleği ona gülmüştü bu kez. ölmek bir yana, kimsenin burnu bile kanamamıştı. jonathan, gagasını göğe kaldırdığında, saatte yüz altmış mili bulan o müthiş hızını koruyordu hala. hızı sonunda yirmi mile inmişti, kanatlarını açtı. bin iki yüz metredeydi ve denizin üstündeki balıkçı teknesi bir kırıntı gibi görünüyordu. kazandığı zaferi düşündü. son hız! bir mucizeydi bu. bir martı ve saatte iki yüz on dört mil hız! sürünün tarihinde en büyük andı bu. ve işte, martı jonathan livingston için yeni bir çığır açılmıştı. bir başına, yeniden çalışma alanına doğru uçtu, iki bin dört yüz metreden pikeye geçtiğinde, hız altında dönüş yapmanın kurallarını araştırmaya koyuldu. deneyi sırasında anladı ki, kanat ucunda bir tek tüyü bir santimden daha az kıpırdatmak bile, yüksek hızda yumuşak ve güzel bir kavis çizmek için yeterlidir. bu hızda bir tüyden fazlasını oynatmaksa, bir fırıldak gibi döndürebilirdi onu... ve martı jonathan livingston, dünyadaki bütün martılar arasında hava akrobasisini yaşayan tek martı olmuştu. o gün, başka martılarla konuşarak vakit yitirmedi. güneşin batışına değin uçtu, uçtu... takla atmayı, yavaş dönüş yapmayı, tersine bükülmeyi, sabit nokta fırlamalarını öğrendi. martı jonathan sahildeki sürüye döndüğünde vakit gece yarısını bulmuştu. müthiş yorgundu, başı dönüyordu, yine de inişe takla ile başladı ve zarif bir devinimle süzülerek inişini tamamladı, öteki martılar yeni buluşlarımı duyunca sevinçten çılgına dönecekler diye düşündü.
    yaşam, bağrında taşıdığı olanaklardan ötürü ne büyük bir anlam yüklüydü! balıkçı teknelerini izlemenin ötesinde çok şey vaat ediyordu artık. yaşamın da bir amacı olmalıydı. kendimizi bilgisizlikten arındırabilir; akıl, bilgi ve yücelik içinde özümüzü yeniden kazanabiliriz, özgür olabiliriz. uçmayı öğrenebiliriz...
    önünde umut dolu yıllar vardı ve gelecekten sesler duyuyordu jonathan''
    richard bach'ın martı jonathan livingston adlı kitabından alıntıdır.
    kitabın görüntüsü ilkokul öğrencisi için gibi olsa da içerik olarak verdiği mesajlar okunmaya değer.
    dikkatli okunursa martı jonathan ın hz isa yı anlattığı farkedilebilir.
    (üretim hatası, 16.09.2007 16:19 ~ 16:21)
  10. bir richard bach eseridir.

    "karanlık! o derinden gelen ses, bir alarm gibi tekrar kulaklarında çınladı. martılar kesinlikle karanlıkta uçamazlar.

    jonathan'ın kesinlikle dinlemeye hiç niyeti yoktu. çok hoş, diye düşündü. ışıklar ve ay suya yansımış parlıyor, gecenin içinde küçük fener etrafa hoş bir ışık yayıyordu. herşey dingin ve huzur vericiydi.

    aşağı in! martılar karanlıkta uçamaz! karanlıkta uçabilmen için bir baykuşunki gibi gözlere, bir şahininki gibi kısa kanatlara ve uçuş haritalarına sahip olman gerek.

    gecenin bir vakti yüz fit yukarıda, martı jonathan livingston, bu gerçeğe gözlerini kapadı. acıları, dertleri, hepsi yok oldu.

    kısa kanatlar! bir şahinin kısa kanatları!

    işte yanıt bu!"
    (mavi kukla, 23.04.2008 16:39 ~ 28.07.2008 05:35)
  11. richard bach tarafından yazılmış ve ilk basımı 1970 senesinde yapılmış olan öykü.

    bunca sene bekleyip nihayet okuduğum öyküdür aynı zamanda.
    sanırım ilk defa yaklaşık 10 sene önce bir arkadaşım tavsiye etmişti sonra hep aklımdaydı. ilerleyen yıllarda "ben bu kitabı okumadım" dediğim zaman pek çok arkadaşım yüzüne "oha falan oldum" bakışını takınırdı. 38 sayfalık bu öykü için bekledim bu kadar ve okudum sonunda, belki çok gözümde büyüttüğüm gibi değildi, zaten ben de çok etkileneceğim bir zamanda okumamıştım.

    konusu; yaşamını sürdürmek için değil de daha çok özgürlüğü için uçan bir martının hikayesini anlatır. en hızlı, en yüksek, en estetik şekilde uçmak ister martı jonathan. diğer martılarsa sadece yemek bulmak için uçarlar. bu sıradışılığı yüzünden istenmeye olacaktır fakat bu onu yıldırmaz, doğru bildiğinden şaşmaz jonathan. ilerleyen sayfalarda mesaj açıktır: sıradışı ol fark yarat doğru bildiğin gibi yaşa...

    ps: bendeki epsilon yayınlarının son basımlarından. 92 sayfa ve sadece 38 sayfasında öykü geçiyor kalanı hep martı resimleri. artık israf mı denir buna yoksa benim anlamadığım entel kuntel bir şey mi bilemeyeceğim...
    (strangelove, 06.07.2008 15:42)
  12. lisedeki sınıfımda ben dahil büyük çoğunuluğun okumuş olduğu kitap.
    o zamanki edebiyat hocamız herkesten elindeki kitapların listesini istemiş ve en iyilerini seçerek bir sınıf kitaplığı oluştururak her öğrencinin sene içinde bunlardan en az beş tanesini okuyup özet çıkarmasını istemişti.listedeki en ince kitap olan martı jonathan livingston sınıfın çoğunluğu tarafından büyük bir ilgi görmüştü.
    iyiki de okumuşuz muazzam bir hikayeydi.
    (the answer, 06.07.2008 16:06)