• görseller

    • johan vandewalle
  1. 34 dil bilen, 15 şubat 1960 doğumlu, dünyaca ünlü belçikalı dilbilimci. inşaat yüksek mühendisi olmakla birlikte, slav dilleri konusundaki çalışmaları ile gent üniversitesi'nde dilbilim dalında akademisyenliğe başlayan bu abi, 1986 yılında dilbilim uzmanı oldu.

    1988 yılında 32 dil bildiği için babil dünya ödülü'nü alırken türkçe ile ilgili şunları söyleyen adamdır:

    ''yıllarca türkçenin kurallar sisteminin işleyişlini inceledikçe satranç oyununa olan yakınlığını fark ettim. satrançta kurallar mantıklı, basit ve az sayıda. çok kısa bir zamanda öğrenilebilir. 7 yaşındaki bir çocuk bile satranç oynamayı kolayca öğrenebilir. temeldeki bu kolaylığa ragmen satranç oynayan kişi hayatı boyunca sıkılmaz. oynama imkanları sınırsızdır. dünya şampiyonluğunu kazanmak için olağanüstü yetenek ve beceri lazım. aynı durumun türkçe dilbilgisi sisteminde bulunması bence türk dilinin en büyülü özelliğidir.''

    bildiği 34 dil şunlar:
    danca, latince, ingilizce, almanca, italyanca, türkçe, farsça, arapça (arabistan arapçası, mısır arapçası, fas arapçası), rusça, osmanlıca, klasik arapça, eski slavca, özbek türkçesi, kazak türkçesi, kırgız türkçesi, türkmen türkçesi, azeri türkçesi, uygur türkçesi, tatar türkçesi, başkurt türkçesi, tuva türkçesi, orhon türkçesi, eski uygur türkçesi, kuman türkçesi, çağatay türkçesi, arnavutça, yunanca, hintçe, urduca, fince, gaelic ,japonca ,svahili, sırpça.
  2. "...anadili türkçe olan bir kişinin kısa cümlelerle düşündüğü, konuşma anında ise bu kısa cümleleri çeşitli yollarla birbirine bağlayarak karmaşık yapılar kurduğu görüşündeyim. bu "cümle bağlama eğilimi" bazı konuşurlarda zayıf, bazılarında ise adeta bir hastalık derecesinde güçlü olabilir. bu son durumda ortaya çıkan dilsel yapılar, insan zihninin üstün olanaklarını en güzel şekilde yansıtıyor. farklı dil gruplarına ait birçok dili incelediğim halde şimdiye kadar hiçbir dilde beni türkçe’deki karmaşık cümle yapıları kadar büyüleyen bir yapıya rastlamadığımı söyleyebilirim. biraz duygusal olmama izin verirseniz, bazen kendime "keşke chomsky de gençliğinde türkçe öğrenmiş olsaydı... ", diyorum. eminim o zaman çağdaş dilbilim ingilizce’ye göre değil, türkçe’ye göre şekillenmiş olurdu..."

    bu adam bu paragrafı türkçe yazmıştır.
  3. bu adamı tv de türkçe konuşurken izlemiştim ve bir avrupalıya göre olağanüstü düzgün bir aksanı vardı.
    daha sonra gent istasyonunda kendidiyle karşılaştım ve aramızda şuna benzer bi diyalog geçti:

    esrar: (tereddütle) ehhnm. merhaba.
    johan: merhaba.
    esrar: siz 30 küsür dil konuşabilen kişi değil misiniz?
    johan kafasını sallar.
    - johan van de walle yani?
    - evet.
    ben türküm. sizi tv de izledim gerçekten çok düzgün bir türkçeniz vardı. çok şaşırdım.
    - evet, teşekkürler.
    (buradan itibaren türkçe)
    - o zaman türkçe konuşabiliriz. (gülerek)
    - (gülerek) evet, tabi.
    - türkçe olimpiyatlarında bir konuşma yaptığınızı izlemiştim. gerçekten hayret ettim. tebrik ederim.
    - evet hatırlıyorum. zaten en iyi bildiğim yabancı dillerarasında türkçe var. gent'te bir dil okulunda türkçe ve arapça dersleri veriyorum belçikalılara. biliyor musun, türkçe konuşmayı en sevdiğim dil. sanki edebiyatçılar bir araya gelmiş ve oturup bir dil yaratmışlar. konuşmaktan çok zevk alıyorum.
    - belli aq! evet inanırım. benim babam da edebiyat öğretmeni. meslektaş sayılırsınız.
    ama babamın türkçesi sizinkinden iyidir hahaha.
    isveç dilini uçakla oraya giderken öğrendiğinizi duymuştum?
    - evet isveç dilini bilmiyorum ve uçakta biraz sözlük çalıştım. uçaktan indiğimde reklam panolarındaki yazıları anlayabiliyordum.
    vay aq sen neymişsin.
    o arada treni geldi. selamlaşıp ayrıldık.

    bu arada 3 yerde salladıklarım hariç gerisi aramızdaki diyaloğun özetidir.

    çok kral adam vesselam. bi ara türkçe en sevdiğim dil deyince gerçekten gurur duymuştum.