görseller
jerzy kosinski 
  
belki ilginizi çeker
  1. · the painted bird
  2. · steps
  3. · kör randevu
  4. · tekmeleyen kuş
  5. · peter sellers
  6. · katil
  7. · e yayınları
  8. · boşluk
  9. · cockpit
  10. · okunması gereken kitaplar
gündem
  1. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  2. · sözlük yazarlarının itirafları
  3. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  4. · dünyanın en seksi şarkısı
  5. · boylumlama
  6. · günün tek cümlelik özeti
  7. · itü sözlük yazarlarının aslında içmek istedikleri
  8. · alternatif kedi isimleri
  9. · introsuna aşık olunan şarkılar

jerzy kosinski  

  1. ortaokul sıralarında boyalı kuşla literatüre giren ardından being there gibi muhteşem bir filmin aslında onun romanı olduğunu öğrendiğim yazar. delidir, intihar etmiştir.
    (theother, 21.04.2004 06:59)
  2. çocukluğu gerçekten problemli geçen ve bu yüzden yazdığı kitaplarda bunu hissedebildiğimiz yazar.
    (tekne, 21.04.2004 10:42)
  3. tapınmak ile nefret arasında kalmış imgelemlerin somut hali,yazar,çizer,boyar,küser...

    "önde koşmak arka da kalmak kadar tehlikeliydi.her yanlış adım hareketi yavaşlatır, her düşen öz kardeşlerinin ayakları altında ezilirdi.....
    oysa hepimiz yalnız olduğumuzu ,gavrilaların,mitkaların ve öteki dostların, yaşantımızdan gelip geçtiğini bilmeli,anlamalıydık.insanlar anlaşamadıklarına gore dilsizliğin de bir önemi yoktu.birbiriyle takışır,birbirlerinden hoşlanır,öpüşür ya da tepişirdi.ama herkes yine kendisini düşünürdü."
    (tutkuyakar, 14.08.2006 14:45)
  4. altı yaşındayken ikinci dünya savaşı nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalmış ve nazi işgalinini olduğu dönemde köylülerle yapılan bir çatışmada konuşma yeteneğini yitirmiştir. savaş sonunda ailesine tekrar kavuşmuş ve tatideyken başına gelen bir kazayla tekrar konuşma yetisine kavuşmuştur. marksisizmi reddettiği için iki kez okuldan uzaklaştırılmıştır. birçok işte çalışmıştır(ırgatlık, çiftçilik, kamyon şoförlüğü, fotorafçılık, kayak hocalığı, danışmanlık, akademisyenlik...)

    polonya'da doğan yazar, ingilizcesini kamyon şoförü olduğu dönemde amerika'nın her tarafını dolaşarak çok geliştirmiştir. hatta vakıf bursları dahi almakta hiç zorlanmadı. özellikle boyalı kuş ve adımlar adlı eserleriyle tüm dünyada tanınmıştır. her zaman hareket halinde olan ve yazmadan duramayan kişi olmuştur. eşi tarafından banyoda başına geçirilmiş plastik torbayla ölü bulunması da kosinski'nin yazdığı eserlerindeki ölümün bir şekli olduğu düşünülmektedir. kendisinin yaşadıklarını yazdığına, yazdıklarını ise yaşadığına inanılmaktadır.

    * kitaplarında anlattıklarını en gerçek ve sade bir dille sunmuştur. öyle süslü, makyajlı ifadelere yer yoktur. kötülüğün destanlarından birinin yazarı gibi gelir bana.
    (sunflower, 01.01.2007 17:55 ~ 24.02.2007 15:06)
  5. koskoca dünya edebiyatı bu kadar basite indirgenip, böylesine yüzeysel bir kişisellikle değerlendirilir mi diye sormuştum hocama.

    baktı güldü bana, ah deli oğlan diyerek başımı okşadı, oğlanın altında kötü bir mana yoktu ama, evet oğlum evet, o ve charles bukowski ile diğerleri şeklinde ikiye ayrılır tüm yazarlar, denge ancak böyle sağlanabilir, birinden biri karşı tarafa geçerse ara çok açılır dedi, onu bir daha hiç görmedim.
    (kayser sozer, 03.01.2007 18:02)
  6. türkçe'ye çevrilmiş kitapları;

    (bkz: the painted bird)
    (bkz: being there)
    (bkz: cockpit)
    (bkz: blind date)
    (bkz: the devil tree)
    (bkz: pinball)
    (bkz: steps)
    (nvr ws a crnflk grl, 04.07.2007 13:32)
  7. 3 mayıs 1991 günü yaşamını intiharla noktaladığında, ayrılma notuna;

    "her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. buna sonsuzluk deyin!" diye yazmıştı.
    (küflü prenses, 02.07.2008 12:55)
  8. az olay anlatıp dümdüz yazıp çok şey vermeye çalışan yazar.genellikle hikayeleri az inişli çıkışlı bi adam ama küçük kompakt çarpıcılıkları sevmiş hep yazarken.hayata hakimiyetinden çok çözümsüzlüklerle fikri mücadeleler kasmış ama anlattığı herseyi kendine has ve ilgi çekici anlatmış.ani ivmelerin adamı..adımlar'dan (steps), hikaye gayet ağır ilerlerken birden kendisini tekrar okutan bir diyalog ve bir tasfir:

    ......
    -yapmamanı mı söylerlerdi?
    -bir kadın bunu yaparsa korkunç bir ceza,iğrenç bir hastalıkla karşılaşacağını,ya da sakat kalacağını anlatıyorlardı.arkadaşlarımdan bazıları tadının iğrenç,yağlı,yıvışık ve pıhtıyı andırdığını söylerlerdi...üstelik aşağılatıcı bir yanı da vardı,sanki canlı et yiyormuşsun gibi.
    -bunu çok düşünmüş gibisin?
    -evet sık sık düşünürdüm,ama papaz her defasında beni bağışladı.
    -günah mı çıkarıyordun?
    -evet şimdi bile çıkarırım.günah çıkarırken niyetle eylem birbirnden ayrılmıyor,insan sadece suçunu itiraf ediyor.
    -her defasında bağışlandın mı?
    -şimdiye kadar evet.ama yalnız düşündüklerimden ötürü,gerçekten yaptığımı söylemek zorunda kalsam epey tedirgin olurdum..biliyor musun,bunu ağzında hissetmek garip bir şey.sanki erkeğin tüm gövdesi ve içindekiler bi bir tek şeyde toplanıyor.sonra büyüyor, büyüyor,ağzı dolduruyor.zayıf ve korumasız olduğu halde güçleniyor.beni boğabilir ya da onu dişlerimle koparabilrim.ama büyüdüğüne göre ona ben hayat veriyorum demektir,soluğum onu besliyor,koca bir dil gibi gelişiyor.senden fışkıran şeyi seviyorum,sıcak balmumu gibi birden üstüme,boynuma,göğüslerime,karnıma akıyor.sanki vaftiz ediliyorum;o kadar beyaz o kadar saf ki...
    (imrahor, 13.01.2009 14:07)
  9. 91'de kafasına poşeti geçirip ebediyete intikal etmeden önce, boyalı kuş, adımlar, şeytan ağacı, bir yerde, çelik bilye gibi eserleri edebiyat dünyasına kazandırmış, sonra (bir rivayete göre) jack london gibi haklı olarak ve dahi "dünyanın bütün arka bahçelerini görmüş" olarak gitmiştir. paul auster bir süre yanında düzeltmen olarak çalışmış ve kendisinden beslenmiştir.
    (edmond dantes, 22.07.2009 19:49 ~ 23.07.2009 09:07)
  10. kosinski bir roman yazarı sayılmaz. eserlerinde bütünlük yoktur. birbirlerinden bağımsız hikayeleri birer anekdot gibi birinci ağızdan anlatarak kurar olay örgüsünü. şahıs-mekan tasvirleriyle ilgilenmez. onun tek isteği -kendisinin de bir seferinde dile getirdiği şekilde- vahşeti, dolayısıyla insanın doğasını anlatmaktır.

    cüretkar bir yorum olacak ama bence kosinki eserlerini belirli bir taslağa göre yazmaz. sadece ana karaktere yükleyeceği özellikleri düşünür ( bunu yapmak için kendi yaşamından yola çıkar ) ve yazmaya başlar. misal kitabın herhangi bir bölümünü kaleme aldığı sırada hizmetçisi çay servisi yapıyorsa, kitabın kahramanı o bölümde yeni işe aldığı bir hizmetçiyi önce öldürür sonra tecavüz eder. hizmetçinin hikayedeki rolu o kadardır.

    gündelik olayları ve anıları anlatır gibi cinayet ve işkence sanatı sunar. kahramanlarına kadın vajinasında şişe parçalatır, uçak radarının yaydığı radyasyonla insan öldürtür, sokak köpeğini canlı bomba yapıp suikast düzenletir. hikayelerinde en sıradan ölümler asansör boşluğuna düşmek, uçurumdan atlayıp dağın eteklerine çakılmak, yanmak ya da su dolu küvette boğulmak gibi yöntemlerle zuhur eder.

    velhasıl şahsına münhasır bir adamdır kosinski. tercih ettiği intihar yöntemi bile manidardır.
    (nietzsche der kopfschmerzer, 06.09.2009 16:56 ~ 16:57)
  11. cehaletin, boş inancın tutsağı insanlar ve şiddetin şiirini yazan bir yazar.

    "kosinski'de hemen hemen her rakip yazarı altedecek teknik virtüözlük vardır. ama pek az yazarın da geçmişinde onun engin tecrübeleri yatmaktadır." der. los angeles herald examiner.

    boyalı kuş romanını ilk okuduğumda 20 yaşındaydım. odtü mezunu yaşı benden büyük bir tanıdığımın "al şunu oku" demesiyle ödünç alıp bir çırpıda okuyup sonra kitabı geri vermiştim. yıllar sonra, kitapçıda gezerken, başka bir yayınevinden çıkmış (e yayınevi) olduğunu görüp aldım. tekrar okudum. eski baskı çok daha iyiydi. ama o baskıyı yapan yayınevini hatırlamıyorum.
    (aribra, 25.10.2009 18:27)
  12. bugüne kadar doğru düzgün okuma fırsatını bulamadığım yazar. fakat hiç okumasam da sadece şu benzetme ve tespitiyle (ki kendisini bunun sayesinde tanıdım) takdirimi kazanmıştır:

    - ben de boğa güreşi izlemiştim; bu bende cesur bir matadorla azgın bir boğa arasında ki bir tür erkeklik gösterisi izlenimi uyandırdı. zaten bir bakıma boğa bacakları arasında sallanan o koca kara organıyla bana hep bir erkeklik simgesi olarak gözükmüştür, matadoru da onu baştan çıkarmaya çalışan bir dişiye benzetirim. süslü püslü, oynak mı oynak bir dişi, onu kovarmış gibi yapıp onun tarafından becerilmeye can atar, sanki bekaret kanına, boğanın boynuzlarının deştiği karnının kanına batmış gibi kıpkızıl örtüsüyle erkeği tahrik eder, kışkırtır, her hamlede yanından sürünerek geçmesine izin verir aşifte. ancak boğa düştüğünde, dişisini kovalamaktan yorulup ayakları yere çakılı, baş eğik durduğunda, matador hor gördüğü aşığını cezalandırmak isteyen, terkedilmiş bir kadın gibi kılıcını kaldırır ve onu insanoğlunun en zayıf noktasına daldırır: erkek kalbine.

    aksini iddia edenlere mesaj kutum sonuna kadar açıktır.
    (van den budenmayer, 15.11.2009 18:46 ~ 18:47)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil