az olay anlatıp dümdüz yazıp çok şey vermeye çalışan yazar.genellikle hikayeleri az inişli çıkışlı bi adam ama küçük kompakt çarpıcılıkları sevmiş hep yazarken.hayata hakimiyetinden çok çözümsüzlüklerle fikri mücadeleler kasmış ama anlattığı herseyi kendine has ve ilgi çekici anlatmış.ani ivmelerin adamı..
adımlar'dan (
steps), hikaye gayet ağır ilerlerken birden kendisini tekrar okutan bir diyalog ve bir tasfir:
......
-yapmamanı mı söylerlerdi?
-bir kadın bunu yaparsa korkunç bir ceza,iğrenç bir hastalıkla karşılaşacağını,ya da sakat kalacağını anlatıyorlardı.arkadaşlarımdan bazıları tadının iğrenç,yağlı,yıvışık ve pıhtıyı andırdığını söylerlerdi...üstelik aşağılatıcı bir yanı da vardı,sanki canlı et yiyormuşsun gibi.
-bunu çok düşünmüş gibisin?
-evet sık sık düşünürdüm,ama papaz her defasında beni bağışladı.
-günah mı çıkarıyordun?
-evet şimdi bile çıkarırım.günah çıkarırken niyetle eylem birbirnden ayrılmıyor,insan sadece suçunu itiraf ediyor.
-her defasında bağışlandın mı?
-şimdiye kadar evet.ama yalnız düşündüklerimden ötürü,gerçekten yaptığımı söylemek zorunda kalsam epey tedirgin olurdum..biliyor musun,bunu ağzında hissetmek garip bir şey.sanki erkeğin tüm gövdesi ve içindekiler bi bir tek şeyde toplanıyor.sonra büyüyor, büyüyor,ağzı dolduruyor.zayıf ve korumasız olduğu halde güçleniyor.beni boğabilir ya da onu dişlerimle koparabilrim.ama büyüdüğüne göre ona ben hayat veriyorum demektir,soluğum onu besliyor,koca bir dil gibi gelişiyor.senden fışkıran şeyi seviyorum,sıcak balmumu gibi birden üstüme,boynuma,göğüslerime,karnıma akıyor.sanki vaftiz ediliyorum;o kadar beyaz o kadar saf ki...