1961 doğumlu fransız polisiye/gerilim tarzı romanlara sahip yazar, her romanında muhakkak türklerle ilgili unsurlara değinmesi, türkiyeyi ve türkleri çok iyi tanımasıyla ilişkilidir.
(bkz. taş meclisi)
(bkz. kızıl nehirler)
(bkz. kurtlar imparatorluğu)
taş meclisi ve kızıl nehirler adlı kitaplarının ardından şu an leyleklerin uçuşu isimli kitabını okuduğum fransız yazar.kitaplarında olayların akışının bir anda değişmesi insanı allak bullak ediyor.
türkiye'de bir müddet yaşamış, özellikle istanbul ve güneydoğu'yu iyi bilen fransız polisiye yazarı. kızıl nehirler adlı kitabı 'nehirler kırmızı akacak' ismiyle filme uyarlanmıştır. kurtlar imparatorluğu adlı kitabı 80 sonrası silahlanmış ve darbeden sonra ortada kalmış, mafya olmuş türkleri bağıra çağıra anlatmaktadır. kitaplarında mutlaka ne zaman birleşecek bu hikayeler dedirten bölümler, iğrenç otopsi tasvirleri **ve sonradan karakter olarak okuyucuya sunulup ortaya çıkan katil bulunur. leyleklerin göçü ve taş meclisi gibi yine sürükleyici kitaplar da yazmıştır.
her kitabının sonuna kadar çok güzel gelip, imho, sonunda sıçan yazar, olayları içiçe geçirecem bilmem ne derken bokunu çıkaran, 2. kitabından sonra başka bir kitabını okurken her şeyi tahmin edebildiğiniz yazar.
kitap kurguları ortalamanın çok üstünde olan yazar. tüm kitapları polisiye tadında olsada okurken yazarın yazdığı konu hakkında ciddi bir araştırma yaptığı görülür. özellikle kitaplarının sürükleyiciliği çok yüksektir, ama yazdıkları sabun köpüğünden çok ileri değildir bu yüzden ülkemizde çok okuyucusu vardır. bir nevi mtv yazarı.
kızıl nehirler adlı kitabının arkasındaki resimde manyak yakışıklı, acaip karizma ve seksi görünen ama aslında bu sıfatlarla uzaktan yakından alakası olmayan yazar.
yazı üstüne fazlaca düşünen, düşünürken sağına soluna dikkat etmeyen biri.
iki üç yıl önce bir akşam yemeğe gittik biz bununla. sevgilisi de geldi yemeğe, ilik gibi bir hatun. ayıp olur diye yazılmıyorum, ama kaşı gözü oynuyor hatunun, fransız ya, geniş bakıyor, algısı açık. neyse, biz christophe'la, gösterbilimin yazınsal problemleri ve çıkış yolları üzerine konuşurken frederic beigbeder de geldi oturduğumuz restorana. kızın zaten canı sıkılıyordu biz semiyotik memiyotik filan derken, onlar da frederic'le muhabbete daldılar. daha ara sıcaklara geçmemiştik ki kalkıp "biz bi dolaşıp gelicez" dediler. gece yarısını geçiyordu vakit gelmemişlerdi, kalktık biz de.
ertesi gün bir oturum var, ona giderken karşılaştık bir daha. kız arkadaşı sabah frederic'le fransa'ya dönmüş, canı sıkkındı biraz. "boş ver" dedim, "daha iyi yazarsın." nitekim peş peşe birkaç kitap imal etti akabinde.
leyleklerin uçuşu adlı eseriyle beni kendine bağlamış ünlü fransız yazar. kendisi yeni agatha christie olmaya adaydır. etkileyici ve gerçekçi bir anlatımı var arkadasın
özellikle siyah kan'ı okuduktan sonra "bu adam harbiden sapık olsa gerek" dedirtebilir.katilin kurbanın vücüdunda atardamarlarının geçtiği her yerden yara açması, bunları balmumuyla kapatması ve içinde bulunduğu kulübenin oksijeni tamamen tükenene kadar bekleyip sonra balmumunu ertimesi ve oksijen olmadığından siyah akan kanı izlemekten zevk alması... bunlar normal bir insanın hayal gücünden çıkmış olmamalı... yine de çok güzel...
kitaplarından birini ilk okuduğunuzda "inanılmaz", ikincisinde "bu da güzel" dediğiniz, üçüncüsün de ise artık herşeyi tahmin ederek okuyup "yine mi" diye söylendiren yazar. daha az yazsa daha iyi işler çıkaracak sanırım. yine de polisiye gerilim alanında en iyilerden biri olmaya emin adımlarla gidiyor.
yazarla ilgili enteresan bir durum da tanıştığım hiçbir fransızın kendisini tanımaması. hayır benim tanıştıklarım dünyadan habersiz adamlar mı yoksa telefuzum berbat olduğundan anlamıyorlar mı karar veremedim..
kitaplarında muhteşem bir kurgu yaratabilen yazar. kitap okumak için dikkatini toplamayan insanları bile kendisine bağlabilecek nitelikte yazan bütün kitapları okunası yazar.
türkçe'ye çevirilen bütün romanlarını okuduğum ve yenilerini merakle beklediğim fransız yazar. kitaplardaki müthiş kurgu , sürükleyicilik kitaplarının en fazla 3 günde okunmasına neden olur.
sinemaya çevrilen hemen hemen her filminde kankası olduğuna inandığım jean reno oynatılan ve türkçeye çevrilmiş kitaplarında son zamanlarda kapak resminde yine jean reno'nun yüzü hürmeti yer alan, polisiye/gerilim romanı üstadı, yüce insan, tapılası yazar!
bütün kitaplarını uykusuz kalmak pahasına non-stop okuduğunuz ama bazılarının sonuna geldiğinizde bunun sonunu baskası mı yazmış ne demekten kendinizi alamadığınız, kızıl nehirleri televizyonda izlediğinizde alakası yok cümlesini sarfettiğiniz bu yüzden de taş meclisini sinemada izleme zahmetinde bulunmadığınız dolayısıyla izleyici acısından pek de hoşnut kalınmamış filmler cekilmesine sebep olmuş, bir de bütün kitaplarında glock marka bir silahtan "glockumun kabzasını tutup" seklinde bahsedip onla ilgili bilgi vermesinden sıkılmanıza sebep olan gene mi bu silah ya değiştir sunu artık dedirten ünlü fransız yazar.
kurtlar imparatorluğu filminin senaryosunuda kendi yazmıştır.bi insan yazdığı kitaba bu kadar ihanet eder. fransada geçen bölümler güzel türkiyede geçenler dandiktir.
yazdığı her kitapta uzmanlaştığı alanlar farklılaşan insan psikolojisinin şifrelerini en ince ayrıntısına kadar didikleyen gerilim romanlarının dehası.
kurtlar imparatorluğu, leyleklerin uçuşu, kızıl nehirler ve en son olarak siyah kan ile (taş meclisini okumadım) alanının doruk noktasını zorlayıp çıtayı bir hayli yükseltmiştir. ,(2005 tarihli zener'in lanetiisimli kitabı'nın çevirisi çıktı mı bilmiyorum) gözü kapalı fiyat sormadan alınacak kitapların yazarıdır.
bu adamın kitapları sadece karakter betimlemeleri için bile okunur. romanlarındaki yan karakterleri esas oğlan ya da kızın bakış açısından öyle bir anlatır ki onu gerçekten görmüş gibi olursunuz. yaptığı benzetmeler harikadır. insanları yırtıcı bir hayvandan, mısırlı sanatçıların ellerinden çıkmış heykelciklere kadar her şeye benzetir ve bunu sağlam temellere oturtur. romanlarını okurken "acaba ne zaman ortaya yeni birisi çıkacak da, grange onu bize anlatacak?" diye düşünürken bulurum kendimi. ve böyle birisi çıkıp da bu betimlemeyi tadına vararak okuduktan sonra, "keşke onu tanısaydım da, ondan beni de betimlemesini, bişeylere benzetmesini isteseydim" derim kendi kendime.
onun dışında romanlarının kurgusu fena değildir. hemen her eserinin sonunda kimsenin "beklemediği" (ama 3. romanını okurken neredeyse herkesin adı gibi bildiği) bir şeylere yer verir. sürükleyicidir. şöyledir, böyledir. ama bunlar başka yazarlarda bulunmayacak şeyler değildir. yine de dediğim gibi, sadece betimlemeler için bile okunur.
okuduğum bütün kitaplarında gayet akıcı yazan özellikle tıp konusunda bilgi sahibi olan yazar.gelin görün ki kitabın sonunda olayı acaip bir şekilde bağlayıp koskoca romanı mahveder.zannedersem kızıl nehirler bunun için iyi bir örnek teşkil eder.