formula 1'de 1997 sezonunda şampiyon olmuş kanadalı pilot. babası
gilles villeneuve'ün izinden gidip formula 1'e 1996 yılında katılmıştır. 1990'ların başında
williams-
renault işbirliğinin kaymağını yiyen en son pilottur diyebiliriz.
kariyerinin ilk kısımlarında avrupa ve japonya'da
f3 serilerinde yarışsa da ilk başarısını amerika kıtasına döndüğünde yaşamıştır. belki de amerika'daki
motorsporları anlayışı (oval pistler, teknik yerine güç, vs.) ona daha uygun gelmiştir ve daha ilk sezonunda dikkatleri üzerine çektikten sonra 1995 sezonunda
irl şampiyonu olmuştur. tabi ki kısa zamanda gelen bu başarı ve babasının ünü onun değerini bir anda arttırmıştır.
williams takımı büyük bir cesaret göstererek villeneuve'ü 1996 sezonunda kadrosuna almıştır ve bir bakıma sadece yeteneğinden değil, ününden ve de liderliğinden faydalanmak istemiştir. o sırada
michael schumacher'in zayıf
ferrari'ye transfer olması nedeniyle
benetton takımı büyük güç kaybedince potansiyel olarak williams renault'nun yanına yaklaşabilecek bir takım kalmamıştır, rakiplerinden mühendislik olarak birkaç yıl ileridedirler.
1996 sezonu başında zaten bilinmektedir ki şampiyonluk mücadelesi iki williams pilotu
damon hill ve jacques villeneuve arasında geçecektir. tabi ki damon hill çok daha tecrübelidir ama villeneuve'ün performansı da büyük bir merakla beklenmektedir. daha ilk yarışta
pole pozisyonunu alıp, yarışta da en hızlı turu atan villeneuve böylece ilk adımında formula 1 tarihine geçmiştir. o sezon içinde 4 yarış kazanarak ilk sezonunda en başarılı olan pilot ünvanını da rahatlıkla elde etmiştir. şampiyonluk mücadelesinde de hill'i son ana kadar zorlayarak ilerisi için umut verir. burada dikkati çeken nokta hill'in otomobille daha iyi birleşerek, daha kusursuz ve daha güvenilir (daha hızlı veya daha teknik demiyorum) bir pilotaj sergilemesidir.
hill, şampiyonluğun ardından kariyerinin son sezonlarını başka takımlarda geçirmek üzere kendi yoluna giderken 1997 sezonunda villeneuve'ün takım arkadaşlığına
heinz-harald frentzen getirilir. michael schumacher ise bir yıl içinde ferrari'yi toparlamış ve williams'a bir rakip haline getirmiştir.
bu şartlar altında villeneuve'ün kariyerinin en kaydadeğer sezonu başlar ve seyirciler son on yıl içindeki en zevkli sezona (bence) tanıklık ederler. her konuda ferrari'den daha üstün otomobile sahip villeneuve ve karşısında bir bakıma imkansızı deneyen schumi. sezon ilerledikçe gerilim oldukça yükselir, acaip heyecanlı yarışlar olur, dengeler devamlı değişir, binbir türlü pist içi ve dışı taktik uygulanır. son yarışa
schumi 1 puan önde girer ve yarışın ortasına kadar da liderdir ancak villeneuve'ün kendisini geçeceğini anlayınca o ünlü hareketi yapar ve villeneuve'e bilerek çarpar, ama yarış dışı kalan kendisi olur. sadece bu hareket bile sezondaki gerilimin ne kadar yüksek olduğunu açıklamaya yeter. nihayet villeneuve şampiyon olmuştur ve özellikle schumi'yle mücadelesinden galip çıkması değerini katlamıştır.
1997 sonunda renault formula 1'den çekilir ve williams doğal olarak gücünün büyük bir kısmını yitirir, ki zaten formula 1'de herhangi bir takımın üstün olduğu dönem fazla sürmemektedir. üçüncü sezonunda standart bir otomobil kullanmak zorunda kalan villeneuve açıkçası bir varlık gösteremez.
1998 sezonu sonunda değeri henüz yüksekken
bar takımına transfer olur ki, takım yeni kurulmaktadır ve tabiri caizse tribünlere oynamaktadırlar. her fırsatta şov yapmaya çalışan, ortaya gereksiz para saçan bir takım görüntüsü verirler ve en çok istedikleri şey de yıldız bir pilottur. villeneuve'ün menajeri de bu fırsatı kaçırmaz ve çok değerli bir kontrat imzalanır.
villeneuve'ün bar takımındaki 5 sezonundan akılda kalacak fazla bir şey yoktur. ne takım arkadaşlarına büyük üstünlük kurmuştur ne de elinde iyi olmayan bir otomobil olduğunda schumi'nin yapabileceği katkıyı sağlamıştır. ancak bar takımının villeneuve'den daha önemli sorunları vardır, kendi içlerinde neden başarılı olamadıklarını sorgularlar. 2002 sezonunda
honda'yla başlattıkları işbirliği sonucunda japonlardan bir nebze olsun disiplin öğrenirler ve takım içi sorunları halletmeye başlayığ mantıklı kararlar verirler.
2003 sezonunda bar takımı
jenson button'ı kadrosuna alır ve özellikle sezonun ikinci yarısında button, villeneuve'ün aslında ne kadar yetersiz olduğunu gözler önüne serer. zaten bir süredir villeneuve'den ve onun ağır kontratından kurtulmak isteyen bar yönetimi sezonun son yarışında onun yerine
takuma sato'ya otomobili devrederek villeneuve'ü adeta kovar.
bu geçen yıllar içinde villeneuve'ün değeri o kadar azalmıştır ki 2004 sezonu için ona adam gibi bir talip çıkmaz. hani tecrübesinden faydalanmak bile yeterli bir sebep olmamıştır. sezonun sonuna doğru
renault takımında bir pilot ihtiyacı oluşur ve villeneuve'ün f1'e geri dönüşü için bir fırsat doğar.
sezonun son birkaç yarışında
fernando alonso'yla aynı takımda yarışıp onunla karşılaştırılacak olan villeneuve'ü zor günler bekliyordur. çünkü hem otomobili tanımak konusunda alonso'nun çok büyük bir avantajı vardır hem de alonso yeni neslin en iyilerinden biri olarak görülmektedir zaten. üzücü bir şekilde villeneuve, bu son yarışlarda alonso'dan tur başına 1-1.5 saniye fark yer ve adeta dağılır.
2005 sezonunda
sauber'e geçer ve durum burada da çok farklı değildir. sezon ilerledikçe 1-2 yarışta puan alıp, göze çarpan performanslar gösterse de takım arkadaşı genç
felipe massa'yı geride bırakamaz.
2005 sezonu içinde sauber villeneuve'den kurtulmak ister ama kontrat nedeniyle bunu başaramaz. hatta yine o kontrat nedeniyle 2006 sezonunda takımı
bmw satın almasına rağmen onlar da villeneuve'den kurtulamamış ve yeni sezonda bir otomobili ona mecburiyetten vermiştir.
özellikle bir yıl ara verdikten sonra gelen büyük başarısızlıklardan sonra villeneuve sürekli otomobillerdeki elektronik sistemlerden şikayet etmiş ve buna benzer bir sürü bahane türetmiştir. bir bakıma eski, elektroniksiz otomobiller olsa ben çok daha iyi olurdum demeye çalışmıştır.
bir diğer dikkat çeken nokta da williams'tan kendi isteğiyle ayrılmasının ardından her katıldığı takımın kendisininden kurtulmak istemesidir.
jacques villeneuve üç konuda formula 1'de tipik örnek olarak gösterilebilecek bir pilottur:
1) formula 1'deki taraftar kitlesinin büyük bir çoğunluğunun schumi'yi sevenler ve ondan nefret edenler olmak üzere ikiye ayrıldığının bir göstergesidir. schumi'yle rekabet içinde olduğu o başarı yıllarında villeneuve'ü destekleyen büyük taraftar topluluğundan günümüzde yine bir kısım kalmıştır ki onları ayrı bir yere koyalım. geri kalanı önce
mika hakkinen, sonra
juan-pablo montoya, sonra
kimi raikkonen, sonra (belki de) fernando alonso taraftarı olarak karşımıza çıkmıştır. bu pilotların tek ortak yönü schumi'yle dönem dönem rekabet içine girmeleridir ve bu gözlem sadece ülkemizde değil dünya genelinde geçerlidir.
2) formula 1'de tesadüfen veya bilinçli olarak rakiplerinden çok daha iyi bir otomobil bulup onun sayesinde başarılı olarak ün kazanan pilotlara örnektir. gerçi bu fırsatı sadece iki sezon boyunca kullanmıştır ama hanesine bir şampiyonluk yazdırmıştır. buna benzer bir şekilde
david coulthard da çok özel bir yetenek olmamasına rağmen kariyerinin büyük bir bölümünü şampiyonluğa yarışan takımlarda geçirmiştir. yine bir tesadüftür ki bu iki pilot çok yakın arkadaştır.
3) amerika kıtasında başarılı olup formula 1'e gelen ve beklentileri karşılayamayan pilotlara bir örnektir. çünkü amerika'daki motorsporları anlayışı yeteneğe pek bakmamaktadır, orada her şey eğlence içindir. yağmurlu günlerde yarışların yapılmaması gibi bir mantığa kadar varır bu fark ki bir pilotun kendini en çok geliştirdiği, yeteneğini en çok belli ettiği ortamlar olan ıslak pistlerden mahrum kalmışlardır. amerikan serilerinde başarılı olduğu için formula 1'e girme şansı verilen diğer örneklerde de (
alex zanardi, juan pablo montoya) aynı sorun görülmektedir. bunun tam tersini düşündüğümüzde formula 1'de başarısız olduğu için amerika'ya gidenlerin çoğu bir anda orada şampiyonluk adayı olmuştur.
kısa bir özet yapacak olursak jacques villeneuve 1997 sezonunda şampiyon olarak kendisini formula 1'in saygı duyulan pilotları arasına doğal olarak sokmuştur ama bunu ne kadar hak ettiği tartışılır. motorsporları öyle karışık bir şeydir ki yeteneği, başarıyı direkt olarak göremezsiniz. futbol ve basketbol gibi sporlarda oyuncuyu sahaya koyduğunuzda her hareketiyle onun hakkında bir şeyler öğrenir, yeteneği veya başarısı hakkında çok gerçekçi yorumlar yapabilirsiniz. buna karşılık motorsporlarında en iyi analizler bile sonuç olarak göreceli yorumlar ve tahminler verir.
formula 1'de bir pilotu değerlendirmek için en çok kullanılan ve en doğru sonuçları veren yöntem takım arkadaşıyla kıyaslamaktır. villeneuve'ün karşısına hiçbir zaman en iyilerden pilotlar takım arkadaşı olarak çıkmamıştır ve orta sınıf pilotlara karşı bile belirgin bir üstünlük kuramamıştır.
bunun yanında formula 1'in en zevkli mücadelelerinden birinde rol oynadığı için hep hatırlanacaktır.