|
|
- david lynch filmlerini çözmek istiyorsanız mutlaka hakkında bilgi sahibi olmanız gereken insan.
(bkz. lost highway)
(bkz. mulholland drive)
- jacques lacan. fransız psikolog. makalelerini ecrits isimli kitabında toplamıştır. okuyabilene aşkolsundur...
(bkz: bana bu uktelerle gelmeyin)
- "bilinçdışı arzu asla tatmin edilemez. insan hep düşlerinin peşinde koşar, fakat sadece düşkırıklıklarıyla ilerler"... dikkat çekici bir giriş sayfası hazırlamışlar: http://www.lacan.com
- slavoj zizek in fazlaca etkilendiği düşünür
- kültürün söylemler üzerinden yürüdüğünü söyleyerek ses getiren bir kuram getirir.farklı benler arasındaki geniş ilişkiyi ve dilleri araştırır.ayrıca insanların öznelliklerini belirleyen 3 order'ı vardır.
-imaginary
-symbolic
-reality
- (bkz: lacancı marksist)
- "kadının doğum öncesi ve sonrası tüm deneyimleri, toplumsal yapı tarafından belirlenir. pasif ve yardıma muhtaç olarak kurgulanır, toplumsal yaşama katılmamaları sağlanır"
- bilinç kendini ancak dilin yani toplumsal-uzlaşımsal bir kurumun dolayımıyla ele alabilir. insan kendi varoluş gerçeğini olduğu gibi değil, ancak dilin ona sunduğu, kendi kuralları olan bir yapıdan dolayımlanarak biçimlendirebilir, düşünebilir ve ifade edebilir. bu dolayım, insanın kendisine yabancılaşma sürecini mümkün kılar. zira, bilinçdışı da insanın kendi gerçeğini kültürel bir koddan dolayımlanarak kavramak zorunluluğuna bağlanır.
dilin birimleri "gösterge"lerdir.gösterge bir "gösteren", bir de "gösterilen"den oluşur. gösterge bir ses değil, "işitsel imge"dir. yani, gösteren fizik bir nesne değil, bilişsel bir nesnedir. gösterilen ise dış dünyadaki bir nesne değil, "kavram"dır. demek ki, göst ergenin her iki ögesi de zihinseldir. gösterme ilişkisi, bir işitsel imgeyi (yani göstereni) bir kavrama (yani gösterilene) bağlayan ilişkidir. gösterge dış dünyada bir şeyin anlamlı olarak yerini tutar, ama anlamı yine kendi içindedir, yoksa dışarıda gönderimde bulunduğu şeyde değil. anlamın kaynağı bilinçtir. yoksa her şey, demokritos'un dediği gibi "atomlar ve boş uzaydan" ibarettir. bu anlamsız gerçekliğe anlam veren, onu bilinç edimime nesne edinmemdir. anlamın, özün kaynağı bilinçtir. "atomlar ve boş uzaydan" oluşan gerçekliği düşünmekle bizzat bu gerçekliğe anlam katmış olmam. benim bilincimin nesnesi, deyim yerindeyse, korelatlardır, yani anlam yine bilincime içkin kalır. işte, özgürlük de burada temellenir.
gösterme ilişkisinde her iki ögenin bağlantısı keyfidir. yani, mesela "masa" işitsel imgesiyle "masa" kavramı arasında ne deneysel ne de mantıki ilişki vardır. ikinci olarak, göstergenin her iki ögesi de zihinseldir, bir başka deyişle dil içinde kalır. masa işitsel imgesi, (göstereni) kendisi z ihin içinde kalmakla yetinmez, anlamını dış dünyada gönderimde bulunduğu gerçeklikten değil, gene zihindeki masa kavramından alır. işte, dile otonomisini veren budur. dil kendi içinde bir bütündür, dış dünyaya gönderim zorunluluğu olmaksızın salt dil düzey inde çalışılabilinir.
göstergenin (ya da lacan'ın yer yer kullandığı daha geniş kapsamlı "simge"nin) dilin kendi otonom kurallarıyla belirleniyor olması, bilince tanınan tüm fenomenolojik ayrıcalıkların sonu olur. gerçekten de fenomenolojik indirgeme yöntemi, paranteze alma işlemi aslında hiç umulmadık bir kalıntı bırakır. dili bilinçten atamazsınız, çünkü bu durumda bir bilinç edimi "cogito" mümkün olamaz. dilden arınmış bir düşünce düşünülemez.
insan kendisini ve gerçekliği ancak dilin verdiği dolayım sayesinde düşünebilirken, hem gerçekliği kendisinden ayırdetme – böylece gerçeklik nosyonu geliştirebilme – imkanına kavuşur, hem de giderek daha toplumsallaşmış, "yüceltilmiş" kavramlarla kendini düşünürken, kendi gerçekliğini dile getiren ilk simgeleşt irmeleri de bilinçdışında bırakmış olur. bu noktada lacan'a göre göstergenin sadece işitsel bir imge olmadığını, simgeleştirmeye imkan veren her şey olabileceğini, gösterilenin ise (ya da lacan'ın daha sık kullandığı terim olan "öznede gösterilen"in ise) ö znenin yaşantıladığı her şey olduğunu (bir anlamda tüm bilişsel simgeleştirmelerden soyutladığımızdaki haliyle heyecanlar demek yanlış olmasa gerek) kaydedelim. demek ki lacan'da simgeler insanın çıplak yaşantılamasını kendi biçimsel kurallarına göre yapılandırır.
kaynak:
hakan kızıltan
lacan'ın yaşamı ve psikanalize katkısı başlıklı yazıdan
özetlenen kaynaklar
freud'dan lacan'a psikanaliz (saffet murat tura, ayrıntı, 2.basım, mart 1996)
defter (yaz 1995, sayı:24, şeyh ve ayna, saffet murat tura, sayfa:62-89)
ege psikiyatri sürekli yayınları, kişilik bozuklukları (cilt 1, sayı 3, sonbahar 1996, narsisizm sorunsalında kohut ve lacan, saffet murat tura, sayfa:437-455)
fallusun anlamı (jacques lacan, afa felsefe yazıları ansiklopedisi, ekim 1994, önsöz, saffet murat tura, sayfa:7-37)
- kendini kral zanneden bir deli mi, yoksa gerçek bir kral, sıfatının somut olarak bilincinde olan bir kral mı daha delidir, diye güzel bir sorgulaması vardır.
zizek in teorisini üzerine kurduğu iki düşünürden biridir. diğeri, (bkz: hegel)(ki lacan ın kendisi de alexandre kojève'in meşhur hegel seminerlerine katılmıştır.)
l'inconscient est structuré comme un langage - bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır. la femme n'existe pas - kadın yoktur kelamlarının sahibidir.
bazı temel lacancı konseptler,
(bkz: le stade du miroir)
(bkz: jouissance)
(bkz: désir)
(bkz: object petit a)
(bkz: réel) (bkz: symbolique) (bkz: imaginaire)
- freud'u "okuyan" fransız düşün adamı. psikoanalitik eleştiride freud kadar (ki çoğu zaman daha fazla) lacan metinleri kullanılır. bazı söylemleri yüzünden (kadın yoktur gibi) feministlerin eleştirilerine maruz kalmıştır. oysa lacan'ın kurguladığı dünya düzeninde bu cümle gayet mantıklıdır zira lacan'a göre çocuğun sosyal bir birey olabilmesi babanın düzeni olarak da adlandırılan (ve dil ile temsil edilen) symbolic order'a geçişi yoluyla mümkündür. bu düzenin eril bir alan olduğu düşünüldüğünde burada kadının var olmaması, yok olması kendi içerisinde gayet tutarlı bir yaklaşımdır.
- lacan dilin insanları bizzat özne kıldığını,insanların ise dili benimseyerek toplumsallaştığını söylerken varoluşçuluk ve marksizmi kaynaştırmış, öte yandan gündelik dilin insanı normalleştirdiğini iddia ederek psikanaliz çalışmaları esnasında onu yıkmaya çalışmıştır. yapısalcılığın sınırlarından çıkmazken bir yandan da hegel'in diyalektik öznesine başvurmuştur. dil ve beden arasında bir ayrıma giderek biyolojinin insan öznesi tarafından kırılarak yansıtıldığını söylemiştir. tasvirlerini biyolojik bir zeminden simgesel bir düzeye çekmiştir. metinlerin tek anlamlı olmadıklarını söylerken yapısalcılardan ayrılır. bu yüzden yöntem olarak bilinçdışı ile ilişkiye geçmeyi ilke edinmiştir. dil ona göre kültürün, yasakların, yasaların taşındığı bir araç olduğu gibi kişinin kendi farkına varmasının da önkoşullarından biridir. öte yandan dilin bilinç dışını kaçınılmaz olarak yarattığını öne sürer. sözcükler somut anlamları dışında pek çok imleme ile söylenenden bambaşka bir şeyin anlamını taşıyabilirler.saussure'ün iddiasının aksine dilin dışında durmanın mümkün olmadığı görüşündedir ve gösterilenin geçici olduğunu söyler. tren öyküsünde gösteren-gösterilen ilişkisini yeniden yorumlar ve tek anlamlı bir sözcük olamayacağı sonucuna ulaşır. karşılıklı tam bir anlama hiçbir zaman mümkün değildir ve söylenen ile demek istenen arasında her zaman bir boşluk bulunur.bu bir bakıma söylenen şeyin araçsallaşması ve nesne konumuna düşmesi demektir. ona göre gösterilen gösterenin altından sürekli kaymaktadır. derrida ilerde bu söylemi daha da radikalleştirecektir.
lacan tek anlamlılığı reddettiğine göre metnin sahibi dışında birinin metnin asıl anlamına hakim olmasının mümkün olmadığını söylemektedir. bu durumda birebir çevirinin ancak metnin sahibi tarafından mümkün oluşundan söz edilebilir. fakat bu durumda da yine saussure'e göre çeviri için yapılan yorumdaki dilin sınırları,dil/değer ayrımı sorunu karşımıza çıkmaktadır. dilin toplumsal yanı düşünüldükte çeviriyi yapan kişinin iki dili de oluşturan kültüre haiz olması durumunda tam anlamıyla bir çeviri mümkün gözükmektedir. öte yandan çevirisi yapılacak metnin taşıdığı kültürel değerin çeviri yapılacak dilde bulunmaması da meseleyi imkansızlaştırabilir.(umran, 17.10.2008 11:37)
|