izmir otogarı   

adana çık aradan

  1. güzelim izmir'e hiç yakışmayan otogar. ışıkkent semtinde bulunan, tarafımdan hiç bir şeye benzetilemeyen bir mimariye sahip. ilk defa sabahın erken saatlerinde ayak bastım buraya. hafifte sisin etkisi ile korku filmlerini aratmayan bir atmosferle karşılaştım. * bir kere bina labirent gibi, hangi koridorun nereye gittiği ve çıktığını gösteren ne bir tabela ne bir uyarı yazısı var. duvarların rengi mat ve acayip bir yeşil. kork diye seçilmiş. içerde dolanan temizlikçi ve güvenlik görevlileri özel mülakatla alınmışlar belli. hepsi esrarlı ve gizemli tipler. otobüsten indiğim anda bir tanesi ile göz göze geldim. gözlerimin içine baka baka kötü ve haşin bir ifade ile adam koca poğaçayı bir lokmada yedi.* iki adım ileride çay içecek bir yer var mı diye birisine sordum '' aşağıda var ara bulursun '' ** hayatımın kadınını bekliyorum, gelip beni alacak buradan. zaman geçmek bilmiyor. oturmuyorum hiç bir yere. ayakta, durmadan dolanıyorum. wc veznesinde bir tip duruyor. yemin ediyorum. hamile bir kadın görse o adamı düşük yapar. adam, ücret öderken bırak konuşmayı, yüzüne bile bakmıyor insanların. sehpanın üstüne koymuş kolanyaya benzeyen bir şeyi ve onuncu kalite peçeteyi. peh. gözüme gözüken her şey, hani uyanamadığı kabuslar olur ya insanın işte onun gibi batıyor. otogarın en alt katında seyehat acentalarının ofisleri var sıra sıra dizilmişler. ofislerin içinde eli yüzü normal(düzgün demiyorum dikkat) insanlar, dışarda ise uruk hai kılıklı herifler. lan saat sabahın 07:00'si baktım bağırıyor bir tanesi '' adabaaasz adabaas haydi abi adabaas mı? '' anladıysam şerefsizim. '' yok değil '' diyorum. merak edip, adamın önünde bağırdığı ofisin tabelasını okuyorum '' adapazarı '' yazıyor. sonra dönüp tekrar adam bakıyorum '' adaaabas adabaas '' kaç büyücü kaç.

    otogar personelinin kıyafetlerinin rengide ilginç, korkunç mavi. hepsinin sol gömlek cebinin üzerinde izotaş yazıyor. kısaltması: izmir otobüs terminali a.ş
    otogarın hemen yanında üstünden dumanlar yükselen bir çimento fabrikası var. duman otogara sis süsü veriyor. fazla uzağı göremiyorsunuz. sonra birden o dumanların arasından bir peri kızı çıkıp geliyor.* alıp çıkarıyor beni oradan. domuşa binip uzaklaşırken arkamı dönüp son bir defa bakıyorum geriye, bütün otogar çalışanları yan yana dizilmiş ellerinde bir pankart boydan boya bana gösteriyorlar, dilim damağım kuruyor, rengim atıyor bir anda yazıyı okuyunca '' gazla kaptan gazlaa!! '' diye bağırıyorum dolmuşun içinde herkeş bana bakıyor.. uzaklaşıyoruz o lanet yerden..
    (deniz büyücüsü, 06.12.2007 15:45 ~ 16:06)


  2. yolculuğuna montrö'deki işçi pazarından başlamış işletme. daha sonra uzun yıllar atatürk stadyum'unun yanında hizmet verdi. şimdiyse mısırlılar gibi uzaylılara yaptırdığımız bir komplekste rahatını bulmuş durumda.

    bu her taşındığında yeni garaj dolmuşlarının rotasının değişmesi de ne gariptir yalnız. sanki bir gün adı yepyeni garaj olacakmış gibi...
    (ali kamber, 06.12.2007 16:13)
  3. her otogar gibidir. esenler otogarından evladır. sevgiliyii uğurluyorsan acıtır, karşılıyorsan rahatlatır,mutlu eder.bir küçük bardak çay 1,5 ytl'dir o biraz can sıkıcı tabi. beklerken çaysever bünyeyi sinir eder.
    (kurutulmus kelebek, 06.12.2007 16:28)