haberde eleştirilen olayı savunuyor değilim ancak belli ki yalçın bayer ağabey bir yerlerden militarizm kokulu demokrasi aşkını dağa taşa anons etmek için bu kez başka bir meslektaşının ve kızının "alice harikalar plajında" anılarını kullanmış.
üşenmedim yazıyı seçme cümlelerle analiz ettim:
başlık: 'vurun kahpeye'
laik, hatta gerçek laikleri itham etmeyelim diye laikçi nitelendirebileceğim insanların hassas olduğu, seri flashback'ler yapabileceği bir başlık seçilerek giriş yapılmış.
"hürriyet'ten meslektaşımız gülden aydın'la karşılaştığımızda tepkiliydi; 'kızının, izmir karaburun'da, bikini giydiği için 4 haşemalı erkek, 10 tesettürlü mayolu kadının saldırısına uğradığını' söyledi.
anlattıkları dehşet vericiydi ve türkiye'nin nereye gittiğinin açık bir göstergesiydi."
giriş paragrafında "bakınız size inanılmaz bir olay anlatacağım ki türkiye nereye gidiyor" şeklinde bir
aksaray paşaoğlu tadı almadığımı söylesem yalan olur.
"onların ruhlarında demokrasi yoktu, vicdan ve mertlik de..."
türkiye nereye gidiyor?
"adamın biri kızımın göğsünü avuçlayıp bağırmaya başladı. 'bikini giyen pislikleri istemiyoruz. gideceksiniz buralardan!'"
hem dini bütün, karısını bacısını tesettürsüz denize sokmayan bir nefer, aynı zamanda namahremin göğsünü tutmaktan çekinmeyen iflah olmaz bir ırz düşmanı. ancak filmlerde olabilecek bir olay. türkiye nereye gidiyor?
"kızım göğsünden tutan eli itip 'burası türkiye cumhuriyeti. tabii bikini giyeceğim. beğenmiyorsanız iran'a gidin' dedi."
yazı boyunca en manidar cümle kesinlikle budur. türkiye cumhuriyeti'nin ülküsü, amacı, hedefleri bikinidir. bikiniyi reddedenler iran'a gitmek durumundadır. iran'a moskova'ya göndere göndere dört bir yana yayılmadık mı millet olarak zaten?
hatta buraya diyalog da buldum:
- türkiye nereye gidiyor?
+ iran'a
"ben fırladım. kızımı ellerinden almaya çalıştım. şiddeti öyle doğal, öyle sıradan bir maharetle arz ediyorlardı ki... oysa benim yerden bir taş alıp atmak aklıma bile gelmedi. uçar gibi gittim, durun, dedim."
'oysa benim yerden bir taş alıp atmak aklıma bile gelmedi.' işte iran'a gönderilmesi gerekenler ve laik, aydınlık türk kadını arasındaki fark. hümanizm, erasmus, felsefe, işte hepsini özetleyen cümle bu.
'uçar gibi gittim, durun, dedim.' burdaysa bir cüneyt arkın tadı aldık.
"tam bu sırada kızımı taciz eden adamla iki kadın 34 hrc 66 plakalı otomobile binip kaçtı."
işte bu nokta, yalçın ağabeye adliye yollarının gözüktüğü nokta oluyor. yalçın ağabeyin gazeteci bir arkadaşı sizin arabanızın plakasını da burada yazabilir, sizi haşemalı tacizci konumuna çok rahatça düşürebilir.
yazdığın yer ulusal gazete değil, onbeş delikanlıyla ülke kurtardığın devrimci forumu değil mi yalçın ağabey?
"itü'lü doçent saldırganı korudu"
" kızımla birlikte haşemalı tacizci saldırganın eşkalini verdik. 40 yaşlarında, kısa boylu, göğüs kafesi geniş, ince kollu, beyaz saçlı... 36 saat sonra otomobil bulundu."
"savcılık kayıtlarından bu şahsın itü'de doçent ama tse yönetim kurulu'nda profesör unvanlı i.h.b. olduğunu öğrendim. diğer saldırganlar rize-ikizdere ve samsun-bafralı'ydı. hepsi de istanbul fatih'te ikamet ediyorlardı. üç yıldır, karaburun'da emekli bir başkomisere ait kaçak olduğu iddia edilen bir pansiyonda kalıyorlardı."
itü'de doçent olup tse'de profesör ünvanlı olabilen, akademik mevzuatı ortasından yarıp geçmiş bu kurgu mamulü insan acaba gerçek midir? gerçekse bile bir ulusal gazete yalçın bayer gibi ne yazdığının şuurunda olmayan bir kimsenin bunca deşifresi hangi basının hangi ahlakına sığar acaba?
haşemayı bilmemneyi geçtim, yalçın bayer gibi insanlarla bu türkiye nereye gidiyor?
bence sırf yalçın bayer bizim de sevmediğimiz şeylere -şekilde görüldüğü gibi oldukça başarısız şekilde de olsa- çomak sokmaya çalışıyor diye tribüncülük yapıp üçlü çekmeden önce biraz bunu da soralım.