1. "beyaz ve yağmur yemiş çiçeğin kokusu beni ezel kadar eskiye götürünce anladım hatırlayıp da tanıyamadığım şeyin ne büyük olduğunu. ateşin bu dünyaya düşerken hükmünden derece kaybetmesi ve cehennem ateşine ancak bir nişane olması gibi, her güzelle birlikte kokunun da aslının cennette durduğunu ve şimdi bu kadar güzelse aslının kim bilir ne kadar güzel olduğunu. bir zamanlar çok uzak bir bahçede yaşanmış ve unutulmuş olan kısacık hikâyenin kahramanı: sühreverdi'nin tavusu. bir zamanlar çok güzel bir bahçede ezgiler ve güzel kokular eşliğinde arkadaşlarımla birlikte yaşarmışım. almışlar beni. vatanımdan ayrı koymuşlar. dar ve karanlık bir yere bırakmışlar. sıkıntı içreymişim. ilk zamanlar çok acı çekmişim. ama bazen. o bahçeden gelen. hatırlatıcı bir rüzgâr geçtikçe üzerimden. bana bir zamanlar yaşadığım bahçenin kokusunu getirdikçe. bir an. göz kırpımı kadar kısa bir an. hatırlarmışım. unuturmuşum tekrar. o kadarcıkmışım."

    nazan bekiroğlu - isimle ateş arasında
  2. baselde profesör olmayı tanrı olmaya yeğ tutardım, ama evrenin oluşumunu yarıda bırakma bencilliğini göremedim kendimde...

    friedrich wilhelm nietzsche-böyle buyurdu zerdüşt
  3. shakespeare, bize gümüş tabaklarda altın elmalar sunar. onun oyunlarını okuyarak gümüş tabakları edinmiş oluruz, ama onlara koyacak sadece patatesimiz var bizim, kötü olan da bu!

    (bkz: goethe ile konuşmalar)
  4. "çıplak, sevimsiz, uçsuz bucaksız bir dağ: zaman. kıracaksın onu, heykelleştireceksin. kaos'u beşerileştiren: insan, insan yani sanatkar. hayat, herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya. insan, hayalleriyle tanrı."

    cemil meriç - bu ülke
  5. "bu günlerde en cesur şeyin sessizlik olduğunu düşünüyorum. çok konuştum, izin verirsen susabilir miyim?"