zamanın birinde girdiği bir sınavın ardından formun birine karaladığı kod numaraları itü adında bir okulu tuttuğu için yolu oraya düşenlerle, başka yeri tuttuğu veya hiç bir yeri tutmadığı için yolu oraya düşmeyen erkekler olarak başlar bu fark. sonra aslında kısa bir zaman gibi görünen dört yıl şartları dahilinde yoğurur bu okul sizi. ister ki mühendis olun hayatınız iş olsun çalışmak olsun adam olun. sen bir seçim yapmak durumunda kalırsın. ya en güzel yaşlarını yaşaman gereklidir ya da okulun senden beklentilerini karşılamak için büyük fedakarlıklar etmen. kararsız kalırsın, düşünürsün, herşeye boşverirsin için rahat etmez çünkü senin arkadaşlarından bazıları birşeyleri farkına varmışlardır. yok olmaz böyle der okula asılmak istersin, yaşıtlarının geçirdiği zamanla kendinikini karşılaştırıp hüzün dolarsın, yapamazsın! neden diye sorarsın uzunca zaman kendine neden? neden etrafımda kolayca okunarak bitirilebilen mezun olunca da buradan mezun olduğum zamankinden dağlar kadar farklı olmayacağım bir sürü okul varken ben burdayım diye. senin gibi kafa dengi arkadaşların vardır onlarla tartışırsın biz niye bu hale geldik acaba diye. asosyallik, abazalık vb. aldığın eleştiriler değildir sorun. aksine karşılaştırdığın adamların çoğundan daha sosyalsindir, daha çok kız arkadaşın vardır. esas sorun "neden"dir? 18 yaşında kendi arkadaşlarımla sidik yarıştırdığım için bir çoğundan yüksek puan almaya kasmamın karşılığı bu mudur diye düşünürsün. ben mühendisliğin ne demek olduğunu bilmezken sırf adımın önünde böyle bit titr olsun isteyenler için mi bu hale geldim diye düşünürsün. acaba dersin, gerçekten benim sahip olduğum yeteneklerle gelinebilecek tek yer burası mıydı? hayat olması gerekeneden daha erken kapını çalmıştır. gereksiz yaşlarda gereksiz sorumluluklar beraberinde gereksiz memnuyitsizlikleri getirmiştir. yıllar böyle geçer gider.sonra bir gün çalıştığın iş yerinde he şeyi geride bırakmışsındır. eski takıntılarından sözlükte bir iki cümle okurken
itülü erkekler ile diğer erkekler arasındaki fark başlığını okursun ve kafa yorarsın acaba çok mu farklıydık diye. sadece düşünürsün. hiç bir cevap yoktur aklına gelen. meğer gerçekten tek fark üzerinde yuvarlakları doldurduğumuz o formmuş. başka hiç bir şey değil.