"bu bu yazarla beraber,şu neden aldattı,aslında bu süperkahraman değil şokomigo kahramanıymış" gibi şeylerin haberlerinin verileceği servis..sağolsunlar.
bir de şık ve rüküşler bölümü yapılsın da tam olsun.
-sözlüğün rüküşü
x sana bu pantalon gitmiş mi hiç bu zirvede bu pantalon pes doğrusu. traş da olmamışsın zaten. seni severiz ama arkadaşlık başka bu başka. bu da sana ders olsun diyor kendine bir an önce çeki düzen vermeni umuyoruz. bundan sonra bir daha zirveye gelirken giydiklerine dikkat edersin. ((ayyy çok iiireeenç))
an itibariyle kurduğum servistir.zirvelere kaçak olarak girip balon haberler yapacağız.katkım olsun diyenler mesaj atabilir bana.fotoğraf makinaları falan benden..
(firmamız bir pazarlama şirketi değildir,ciddi olmayanlar aramasın,etmesin)
13 haziran pazartesi günü cafe klan'dan koşarcasına uzaklaşan ve objektiflere yakalanmamak için büyük çaba sarfeden itü sözlük yazarı kim?!(%100 gerçek! türk basınında ilk defa!)
aynı gün evinde arkaşıyla tavla oynayıp 5-2 yenilen sözlük yazarı kim?!?(aa benim lan bu)
az önce eline verilmiş kuruluştur.yeni bir haber ulaştı elime onu anlatmaya çalışıyorum,sapıtılmasın..
itü sözlük entelijansları yaptıkları basın toplantısında "sözlüğün ebesine yapılan saygısızlık bize de yapılmış sayılır.bu bağlamda duyarlı olan herkesi destek vermeye çağırıyoruz." şeklinde konuştu.
wondrous,entelijansları uyardı:"otu boku ispiklemeyin,formattan bihaber olmayın,sözlüğün ebesine sahip çıkayım derken ırzına geçmeyin,bana böyle kafiyeli cümleler kurdurtup da adamı deli etmeyin"
bu açıklamaların hemen ardından,close2death evinde sakladığı jumanjiyi kapı dışarı etti ve şöyle bir savunma sundu "daha önceden hatunsuzluktan ibneleştiğimi belirtmiştim,ancak bu gece sahra'da tanıdığım kişinin jumanji olduğunu bilmiyordum,'ben insancikim' diyerek beni kandırdı,kamuoyundan özür diliyorum"
şimdi de close2death'in bu açıklaması ile entelijans ve wondrous'un açıklamaları arasındaki alakayı araştırıyoruz,bir türlü bağdaştıramıyoruz.
çalışmalarını ilgiyle izliyorum. ama seri halde 3 sözlük bayanına maksimum ilgi ve alaka gösteren sözlük erkekleri, iki sözlük yazarı arasında geçen yarı çıplak fotoğraf transferi, fake nicklerle sazan avına çıkan (ve iyi de yapan) sözlük selebritileri, cinsel ihtiyaçlarını tatmin amacıyla güzelim zirvesel ortamları mahvedenler gibi konularda hiç haber yapmaması ilgimi çekti.
wondrous itiraf etti: "sözlüğü kız kaldırmak için yaptım" creepingdeath şok etti: "abi kampanya için anlaşılan otobüs firmalarının şöförleri yakışlı mıymış bari?" close2death kendini rezil etti: "bir tarafı elleştirip dilleştirdim mi,diğer tarafı da elleştirip dilleştirmem lazım" close2death yine bomba patlattı: "ben bir keresinde entel gördüm.."
- en başarılı ukte dolduranlar listesindeki amansız mücadelede kendi kendine ukte verip dolduran çakal yazarlar kimler!?
- yatmadan önce 100 fırça darbesi ile kıçındaki kılları fırçalayan dengesiz insan,acaba şu an kimden fırça yiyor?
aloneeagle: "bazen öyle bir dünya düşünüyorum ki.."
köşe yazıları bölümünde bu hafta,
close2death- kartal-kadıköy minibüsünde tacize uğramamak için yapılması gereken 10 madde.
close2death'i marmaris sahillerinde kaçamak yaparken yakaladık. bahriyeli üniformasıyla geziniyor. derken o da ne? arkasında bir kız beliriyor.
azwepsa: sayın close2death buyanınızdaki bayan kim?
c2d: arkadaşım.
a: nasıl bir arkadaşınız? samimiyetinizin derecesi nedir?
c2d: eğleniyoruz.
a: arkadaşınız nereli?
c2d: ingiliz.
a: aranızda aşk var mı?
c2d: biz sadece arkadşız beraber öğle yemeği yemeğe gidiyoruz sadece.
a: evlenmeyi düşünüyor musunuz?
c2d: efendim.
a: ingiliz sevgilinizi gotik hatunla aldattığınız doğru mu?
c2d: ha?! ne?? ne diyon?
a: yeni kasedinizin reklamı için beraber görünüyormuşsunuz diyolar. doğru mu acaba?
c2d: ne kasedi ya?
a: sayın c2d, klibinizi britney spears'ın son klibinden kopyalamışsınız iddialarına ne diyeceksiniz?
c2d ne kibar şeysin sen öyle...
a: ne sandın yarraım.
“kulakları sağır edecek derecede odada yankılanan müzikle uyandı yine uykusundan eva. küfredecek kadar dermanı bulamıyordu dilinde, akşamdan kalma haliyle. kafasını toparladı başını kaldırdı ve etrafını süzdü. ev arkadaşı jen’in klasik sabah dinletilerinden biriydi yine bu. “ne buluyorsun bu müzikte anlamıyorum” diye söylendi. jen yine aşkı varg vikernes’in hayaliyle burzum ezgileri eşliğinde headbang yapıyor, yeni aldığı çok işlevli dildosuyla şekilden şekle giriyordu. “üff manyaksın” diye söylendi eva. kendi çapındaki ayini biten jen “hadi kızım bugün büyük gün unuttun mu, bırak şu miskinliği de bir an önce kalk” dedi. eva'nın gözleri parladı, kafayı esas şimdi toparlamıştı.
eva kendi halinde bir lise öğrencisiyken jen ile tanışmış hayatı değişmişti. babası cefakar bir balıkçı*, annesi ise evlere gündeliğe giden bir hanımdı. hayattan aldığı zevk çok seyrek katılabildiği arkadaş toplantılarından ibaretti. jen’le tanışmaları, aynı eve çıkmaları birbirlerinden tamamen zıt olan karakterleri nedeniyle ona şaka gibi geliyor, ama onu kendi deyimiyle “sebepsiz yere” çok seviyor, yanlış şeyler yapmasını elinden geldiğince engellemeye çalışıyordu.
jen ise çocukluğundan beri içindeki fırlama ruhuyla kural tanımayan, asi ve kimilerinin deyimiyle “satanist kevaşe” kıvamında bir kızdı. annesi o çok küçükken ölmüş, babası da işlediği bir cinayetten hapse girmişti. abisi ise avare bir ayakkabı boyacısıydı; ancak şimdi o da bir tecavüz vakası nedeniyle hapisteydi. bu ailevi dağılım göz önüne alındığında böyle karakterde biri olmasına çok şaşılmamalıydı belki de jen’in.
ikili dünya’nın bir diğer ucunda yaz tatili yapma planı kurmuş, bunu da şans eseri gördükleri bir reklamdaki övgüler nedeniyle ile türkiye üzerine odaklamışlardı. adını ilk defa duydukları izmir’de başlarından neler geçeceğini, tam olarak neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı; ancak jen’in maceracı ruhu eva’yı bu konuda da gazlamayı başarmıştı.
yolculuk günü olduğundan geceden hazırladıkları bavullarını alıp havalimanına doğru yola koyuldular. vardıklarında uçak kalkmak üzereydi. aceleyle yetişip uçağa bindiler, önceden ayırttıkları yerlere yerleştiler. “yanlış yer mi acaba” dedi eva. “üf saçmalama artık ama” diye çıkıştı jen. uçak kulakları yırtan bir gürültüyle izmir’e iniyordu o sırada. tatil yolculuğu bitmiş, bilinmeyen bir ülkenin tadına bakma vakti gelmişti…”
"her zamanki ana baba günlerinden birini yaşıyordu plaj. brezilyalı beach volleycilere nazire yaparcasına uçuşan, artislik peşindeki smaçör gençler, kaldırmayı ya da kaldırılmayı bekleyen çılgın, motorize kızlar ortama hakimdi. üç beş aile de yok değildi tabi. kimisi anneannesini kuma gömerken, kimisi pipisi meydanda oğluyla kumdan kaleler inşasına girişmişti. feci halde azınlıktaydılar elbette.
şemsiye altlarındaki şezlonglarına konuşlanan jen scully ve eva clayton inceden süzüyorlardı etraflarında olup bitenleri. soğuk norveç havasının ardından maruz kaldıkları bu sıcak iklim bazı bölgesel buzullarını eritmeye başlamıştı bile. jen etrafındaki erkeklere kaş göz yapmaya başlayınca eva tarafından dürtüldü klasik olarak. “lanet olsun eva, bakire geldin bakire mi gideceksin, sana tadını çıkar dedim!” diye çıkıştı jen. gülümsedi eva, “bu sefer ben de senin tarafındanım” dercesine kafasını salladı. içindeki çılgın kızı açığa çıkarmanın vaktinin geldiğini hissediyordu. serin bedenlerini ılık sulara bırakıp denizde şakalaşmaya başladılar. yabancı oldukları her hallerinden belli olduğundan çevrelerindekilerin de meraklı bakışlarını üzerlerinde toplamışlardı, bu da hoşlarına gidiyordu.
etraftaki erkeklere manidar bakışlar atmalarına rağmen bir girişimde bulunmuyorlardı elbette. denizden çıktılar, şezlonglarına yerleşmiş kurulanıyorlardı ki yanlarına bir simitçi yanaştı. resul balayfenotipindeki bu zincir kolyeli, yanık tenli adamın amacı simit satmaktan çok “ekmek çıkarmak” gibiydi. “we dinner tonight?” diyen bu adama kalacaklarına hiç ihtimal vermeyen ikili “hadi allah versin” türü bir yaklaşımla genç simitçiyi sepetlediler, ne yalan söyleyeyim haklarıydı.
bu esnada cool medya mensupları kemal ve osman plajda seyirtiyor, yaptıkları işi dünyayı kurtarırmışçasına bir havayla omuzlarında taşıyorlardı.
derken beklenmeyen olaylar gelişmeye başladı. bu ciddi, bu cool ikiliden osman kamerayı jen’in üstüne doğru sürdü, “işte hedef bu” diye haykırarak. o esnada cebindeki ultra viyole savar güneş kremini, ve tişörtünü çıkaran kemal sırtını yağlamak için eva’nın üzerine atıldı. kızlar şaşkın ve bir o kadar da korkmuştu…
etraf karardı, uzak köşedeki kumdan kalelerden biri yıkıldı, yaşlı bir anneanne “bu romatizma beni bitirdi” diye sızlandı, kalesi yıkılan çocuk ağlamaya, smaç vurayım derken çanağı kıran bir delikanlı acı ile inlemeye başladı. ama bu konumuz değildi. konumuz et pazarıydı, çirkinleşen medya, kadraja girmeye çalışan magandaydı.*
"halk bunu istiyordu, patronlar halkın bunu istediğinden emindi. halk ana haberde çıplak iskandinav teni görmek istiyordu ve istediğini alacaktı.." "