son zamanlarda, 8-10 sayfalık başlık listesi içerisinde okuyacak bir şey bulamamam sonucunda, sevdiğim yazarların tüm eserlerini karıştırırken hissettiğim kızgınlık sebebiyle yazdığım; konudan konuya atlamak zorunda kalacağım için okuduğum herhangi bir spesifik başlık altına sokamadığım girimin ismidir. sözlük toplumundaki çarpıklıkların, doğurduğu hissiyatın yazıya dökülmüş halidir. (serbest çağrışım şeklinde yol alınacağından, yazıda kopukluklar olabilir.)
sözlükteki şuursuz yazılara girmeden önce, çuvaldızı (özellikle iğne demedim) kendime dokundurmak iyi olacaktır sanırım. böylelikle sözlükteki dikkatli yazarlar arasında, birkaç yazımı okumuş olanlar varsa; bu adam “daha önce ne diyordu şimdi ne diyor” gibilerinen haklı ayar verme zorunluluğu hissetmesinler.
sözlük hayattır’da, kızlar hakkında herhangi bir şey yazmak isteyenlerin karşısına çıkan uyarıya karşı olduğumu belirtmiştim. hala bu tür bir düşünsel yönlendirmeye karşıyım. tabi bu karşı çıkış sadece kızlar hakkında açılan başlıklar için değil, başka herhangi bir konu içinde geçerlidir. fakat bunu söylerken, sözlük yazarlarının belirli bir otokontol mekanizmasına ve sağlam fikirlere sahip olduğunu düşünmüştüm. üzülerek görüyorum ki, bu niteliğe sahip olmayanlar son zamanlarda iyice azıtmışlardır.
sözlük hayattır ve bu nedenle içinde sadece iyi şeyleri barındırmaz da demiştim. argo anlatımları da dışlamak yerine, kabul edilmesi gerektiğini anlatmaya çalışmıştım kendimce. baktım ki herkes kendini can yücel zannetmeye başlamış. olur olmaz yerde, araya küfür sıkıştırır olmuş, herhangi bir zeka pırıltısı içermeyen sözcükler dolmuş girilere. argo, küfür anlamına gelir olmuş.
toplum kadını ve erkeği ile magandadır dedim ardından. sadece cinsiyete bakılarak, ayrım yapılmamasını istedim. fakat yazılanların düzeyine bakınca, sözlükteki kızlar alınlarının akıyla çıkmışlardır bu yargıdan. erkeklerin çoğu sınıfta kalmıştır ne yazık ki.
tabi o yazıyı yazarken, tamamı üniversite öğrencilerinden oluşan bir grubun içerisinde yer aldığımdan; ideal şartları düşünerek girmiştim düşüncelerimi. doğru düzgün düşünebilen, olur olmaz her şey hakkında fikir beyan etmeyen insanlar arasında olduğumu düşünmüştüm. eğitimli, bazı kavramların farkında olan, analiz etme yeteneğine sahip, gelişime açık üniversite öğrencileri olarak kabul etmiştim herkesi. doğru, toplumun küçük bir aynasıydık ama ben avam takımının değil, geleceğin aydın kişiliklerinin arasında yer alacağımızı düşünerek yazmıştım her şeyi.
peki böyle değilse şimdiki durum, neden diye sorabiliriz kendimize. haklı olarak sorulması gereken bir sorudur ayrıca. haddime düşer mi bilmem ama aklıma gelen nedenleri açmaya çalışacağım şimdi. işte konudan konuya atlayacağım, dallanıp budaklanacağım alan. bu yazıyı bir erkek olarak yazdığımın altını çizmek isterim. düşüncelerim ve bazı empati denemelerim erkek bakış açısıyla dile getirilmiştir.
sözlükteki en büyük çatışma olduğunu hissettiğimden kadın-erkek ilişkisinden girmek istiyorum söze. yaşamın ekseni olarak tanımlanması nedeniyle, bu konunun popüler olmasını yadırgamıyorum ama kadın erkek arasındaki iletişimsizliği ve hırçınlığı bir türlü anlayabilmiş değilim ne yazık ki. yazılanlardan itü’deki kızların burunlarının havada olduğu, erkeklerinse öküzlükten öteye gidemediğini çıkartabiliyorum ancak. sorun bu sanırım. sadece uzaktan uzağa laf atılıyor cinsler arasında. sağlıklı bir iletişim kurulamamış bir türlü. eminim, birbirimizi tanısak, severiz elbet. aslında ne kadar iyi olduğumuzu anlarız, birbirimizin günahını aldığımız için utanırız kendimizden. hep böyle olur çünkü. birbirimizi hırpaladıktan sonra, belki de savaşmaktan bıktığımız da...
kolay değil tabi. önyargılardan bahsediyoruz burada. üstelik insan olarak iletişimsizlik yaşarken, bir de kadın erkek sıfatlarını sokuyoruz araya. yalnız da bırakılmıyoruz ki... her yandan kuşatılıveriyoruz. dergi ya da gazetelerde aklımıza giriliyor sinsice. tamamen bağlanmayın, bağlanmayın ki sizi çantada keklik olarak görmesin asla. biraz arıza olun, ilişkinin heyecanı bitmesin sakın. kendinize ait alanlarınız olsun, serbest bırakın biraz canım, her şey de birlikte yapılmaz ki... seviyorum. evet, teslim oldum ve çantada kekliğim. aşığım diyorum sana. daha başka nasıl olabilir ki durumum. hep onunla olmak istiyorum, ne var bunda? söyleyemezsiniz bunları. söyletmezler. sonrasında ne olacağına dair senaryoları hazırdır çünkü. sen böyle davranırsan, baştan kaybedersindir cevapları. kırılacağınızdan korkarsınız işte böylece.
belki de kırılmışsınızdır. kızların iyi davranmaya gelmediğine inandırırsınız kendinizi. zaten ilişki uzmanları da böyle demektedir. bir bildikleri vardır. sizin sonunuz da tıpkı onların söylediği gibi olduğuna göre...
akıllı uslu bir adam olmayı bırakma kararı alırsınız. akıllı uslu adamlara asla aşık olunmaz çünkü. ayrıldıktan sonra bir daha dönülmez bu türlere. telefonda duygu sömürüsü yapılıp tekrar geri döndürülmeye de çalışılmaz akıllı uslu kişiler. arıza erkekler için ağlayıp sızlanan kızlar, sizin için ağlamazlar. yolda karşılaştığınızda sadece sizin içiniz bir acayip olur, o ise gülüp geçer halinize.
yukarıdaki gibi midir durum? bilinmez ki ama arıza olmayı eline gözüne bulaştırır insan. arıza olmak, karşındakini üzmek değildir çünkü. sadece iki karakterin uyuşmayan yanlarıdır arıza dediğiniz. taraflar sevgi namına susmayı bırakıp kendi kişiliklerini ortaya koyunca çıkar. ilişki başlangıcındaki yapaylıklar bittikten sonra ve birbirinizi tanımaya başladığınız anda yani.
sadece ilişkilerde değil yaşamda da arıza tipler vardır haliyle. herkes az çok arızadır ya gerçi, bazıları gerçekten geri çeker kendilerini. iletişim kurmak istemezler pek fazla. onlar için her şey daha baştan yapay gelmektedir zaten. gerek insan olarak, gerekse partner olarak eyvallah demezler her şeye. kendi kuralları vardır ve bunların dışına çıkmak istemezler. belki de insan doğasının en gerçek halidir bu. belki çoğu insanın iletişim çabası yalandır. geri alıyorum lafımı. belki değil, gerçeğin ta kendisidir bu. yalandır. kimse birbirini anlamadığına ya da anlamaya çalışmadığına göre, iletişim gibi gözüken şey iletişimsizliktir aslında. bu kişi karşısında, zayıflıklarıyla, kanıyla canıyla gerçek bir insan ister. duygularını paylaşan, paylaştığında incineceğinden korkmayan, kişilik çatışması yaratan değil de kendini ortaya koymaya çalışan insanlar görmek ister. milletin görgü kuralı dediği, bazen yapaylıktan öteye geçmeyen ve insanı daraltan, anlamsız kuralları sallamazlar. durup dururken argo bir laf kullanırlar mesela. millet ayıplar ama ayıplamaları da anlam ifade etmez zaten onlara. sadece zorunda oldukları için yapmaları gereken şeylerden kaçtıkları için yanlış anlaşılırlar çoğu zaman. normal olan gönlünden geldiğince yaşamakken, bunu yaptıkları için uyumsuzlukla suçlanırlar.
vardır böyle tipler. her insan hayır demeyi başardığında uyumsuzdur aslında. büyütülmesi gerekmeyen tiplerdir bu nedenle ama etrafta çok fazla yapaylık olduğu için el üstünde de tutulabilirler bazen. el üstünde tutulan tipleri ise, bazı yeni yetmeler tarafından örnek alınır işte. ama tamamen yapay davranmaya alışmış bir insan bocalar. sonra arıza havası yaratmaya çalışan ama el üstünde tutulmak yerine uyuz olunan tipler olur çıkarlar. sözlükteki bazı yazarlar, bu türden gelmedir. uyuz olundukça, daha beter zıvanadan çıkarlar. bu tür taklitler, kendi düşüncelerine sahip olmadıkları için, kurdukları her cümleyle öküzlükten öteye gidemezler.
erkeklere kızlar hakkında ezberletilmiş bir sürü masal olduğundan kafaları karışıktır aslında. bunlardan birisi karakter meselesidir. nedense kızları karakterimizle etkileyeceğimiz söylenir durulur bize. dış görünüşümüze bakmak, çoğumuzun aklına gelmez. giyinmek, çıplak olmamak için yapılan bir eylem halini alır. yukarıdaki akıllı uslu erkeğimiz, çoğu kızın konuşmaktan hoşlandığı ve arkadaş olarak gördüğü bir tiptir genellikle. dinlemesini bilirler. dolayısıyla kız arkadaşlarının lafları arasındaki gizli anlamları çıkarmasını başarabilirler. tadından yenmez bir dost halini alırlar. çoğunlukla sevgili statüsü kazanmadıkları için, sıranın kendilerine gelmesini beklerler. sıralarını beklerken, kendilerini kızların dilinden anlayan ve onları mutlu edebilecek beyaz atlı prens olarak hayal ederler. tüm beyaz atlı prensler, beraber oldukları ilk kadınla sonsuza kadar mutlu yaşadıkları için, aynı şeyin kendi başlarına da geleceğini sanırlar. gerçekler böyle değildir tabi. ilk ilişki kazasında, hayatlarına devam edemeyeceklerini sanırlar. sevmekten korkar hale gelirler. tüm iyi meziyetlerine rağmen, sevdiğini elinde tutamadığı için kendine karşı güvensizlik duygusu baş gösterir. iyi karakterli adamımız, mızmız bir çocuğa dönüşür. bu türden bir travma yüzünden de sorunlu erkekler türeyebilirler. karakter sahibi oldukları için, öc alma duygusuyla kızları hiçbir şeye layık olmayan türler olarak görmezler ama onlar da bir iletişimsizlik sorunuyla karşı karşıya gelirler. tabi bu kızların dostu, beyaz atlı prensimiz kızları tanımamaktadır aslında. çevresinde muhabbet kurduğu kızlardan yola çıkarak böyle der kendine. (toplasan 10-15 tanesiyle dost olmuştur en fazla.) üstelik iyiliğinden dem vurulup, tamamen dostane duygularla kucaklanırken hemencecik üstüne alır tüm iyilikleri ama erkeklere özgü kötülükleri dışarıda bırakır nedense. haklıdır da aslında. daha önce hiç sevgili statüsüne sahip olmadığı için, bilmemektedir ileride yapacaklarını. insan gerçekten iyi mi yoksa kötü mü olduğunu, ancak duygusal bir ilişkiye girdikten sonra anlar çünkü.
kadın erkek iletişimsizliğinin diğer bir nedeni de; öğretilen “hayır belki; belki ise evet anlamındadır” masalında yatmaktadır. sırf bu yüzden, etrafta yavşak türler türeyebilirler. bu düstura inanan tipler, zaten yüzeysel ilişki adamı olduklarından başlı başına faciadırlar. üstünde durulmasına gerek olmayan tiplerdir.
dış etkiler sadece gazete ve dergilerdeki ilişki uzmanlarının safsataları ile bitmez asla. arkadaş grubu dahil olur olaya bir anda. insan dediğimiz varlık onaylanmak ister çünkü. onaylanmak ister ve bu süreçte, dışarıdan gelen her tepkiye duyarlıdır. sevgili olarak seçtiğiniz kişinin, arkadaş grubunuz arasında da onaylanmasını istersiniz safça. sadece sizin sevmeniz yetmez nedense. ilk etki görünüşle bırakıldığı için güzellik ön plana çıkar. ne bileyim, tanıdığım kızlar kılığa kiyafete bakar mesela. ayakkabısı hoşmuş, zevkli bir çocuğa benziyor diye yorum yapabilirler arkasından. gerçek anlamda tanınmadan önce, kız grubundan aldığı artı bir puan olarak yazılır bu erkek kişinin hanesine. işe yaramaz olup olmadığı sonraya bırakılmış bir konu olarak kalır. erkek kişi de, kızın fiziğine bakar. bazen yüzünün güzelliği bile yetmez ilgisini çekmek için. illa ki hastası oldukları bir yer vardır çünkü kız vücudunda. tanışıp kızın muhabbetinden ve davranışlarından etkilense bile, fetiş objesi bir soru işareti olarak kalabilir akılda.. tabi gerek kız, gerekse erkek grubunun yaptığı yorumlar etkisiz şeylerdir ilişkinin başlaması için. kapılmışsan bir kere, gerisi gelir. ama yine de, sevgili hakkında ne düşünüldüğü merak edilir durulur. sırf bu merak bile, kız erkek ilişkilerinin iki kişi arasında değil de, başkalarının sözlerine bağlıymış gibi gözükmesine neden olur. alın, size başka bir sorun daha. bir noktadan sonra, sevgilinin, kendisini toplum içinde soktuğu durumlardan şikayet edilmeye başlanabilir. millet senin için ne düşünür, bana ne der, asıl ben ne derim vs. gibilerinden kıl tüy mevzular peyda olur.
güzellik mevzu bahis olduğu zaman konu yine dallanıp budaklanır. çünkü güzellik bir gösteriş aracıdır bizim memlekette. güzelliğin ardındakilere bakılmaz çoğu zaman. sevgili bir süs eşyasıymış gibi görülür. kızlar da bakarlar doğal olarak dış görünüşe. karşılarında kendine bakan, hoş bir erkek görmek onların da hoşuna gider. sırf bu önemi nedeniyle, aşağılamak için saldırılacak alanların ilkidir güzellik. itü’deki bıyıklı kızlar ilginç bir başlıktır bu nedenle. özellikle, erkek çoğunluğu altında kızların da erkek gibi davranmasına yönelik giri çok şaşırtmıştır beni. birincisi, itü’de kız nüfusu çok da az değildir. en azından bu türden bir asimilasyona uğrayabileceklerini düşünecek kadar az değildirler. aksine öküzlük olarak tabir edebileceğimiz davranışları silebilecek kadar çokturlar. bence sadece, işin kolayına kaçılarak yapılmış bir yorumdur. ikincisi maçlara bile, gayet güzel giyinip, bakımlı olarak arzı endam eden kişiler varken; itü’de olmaması mümkün mü? lütfen bazı gerçekleri yazacağım derken, kendimizi dışarıda hödük durumuna düşerecek kadar da alçalmayalım. ekşi sözlük’te, abaza sözlüğü olma yolunda ilerleyen bir oluşum gibilerinden bir yorum vardı. bırakalım da kendimizi eleştireceksek kendimiz yapalım bunu ama dışarıdaki alakasız insanlara fırsat vermeyelim.
peki jellicle, her şey tamam da; sırf erkeklerin mi önyargısı var, sırf erkekler mi masallarla büyütülmüş derseniz; tabi ki hayır derim. kadınların bazı kalıplaşmış sözleri de çileden çıkarabilir insanı. yalnız nedense, kadınlar ilişki konusunda daha doğru bilgilerle donatılmış haldedirler. arızayı başta değil, ortada veya sona doğru çoğunlukla haklı nedenlerden çıkarırlar. ve erkeklerden farklı olarak, ilişkiyi sıcak tutmak için çıkarılmış arızalar yerine; varolan bir sorunu tartışmak, yapılabilecekse çözmek; olmuyorsa da bak sonlara yaklaşıyoruz mesajını vermek için çıkarırlar.
erkekler karakter meselesi yüzünden karışıklık yaşıyorlarsa, kadınlarda güzellik karmaşası içindedir. erkeklere karakter tüyoları verilirken, onlara güzellik sırları verilir. her grup için farklı kalıplar türer. amaç farklılık olarak gösterilirken, aynı kurallar milyonlarca kadın tarafından uygulanmaya çalışılır.
kadınlar güzellik olayını aştıktan sonra erkeklerle ilgili bilgi bombardımanına tutulurlar ilişki köşelerinde. yok efendim, asla zeki olduğunuzu belli etmeyin. sizden korkup kaçmasını istemezseniz. kararları o alıyormuş gibi gözüksün ama ipleri siz elinizde tutun. anahtar; onun kendisini lider hissetmesi... falan filan. ilişkiyi soğuk savaş havasına sokup, iktidar kavgası haline getirdikten sonra da iletişim bilgileri sunulur bir başka sayıda. bunun öncesinde, kişi kendini çoktan komplo teorileri ile uğraşırken kaybetmiştir.rahat bırakılsak kendimizin bulabileceği bu anahtar; her şey karmakarışık olduktan sonra verilir elimize.
verilen tüyolardan yola çıkarak bazı karşıklıkları sıralayalım şimdi. erkeğe karakter dendiği için güzellikle uğraşmayı bırakır ama kadınlar güzel olmak için çabalayınca, erkeklerin akılları başlarından gider. demek ki karakter gereksiz, dış görünüş önemlidir yargısına varır. fakat geçmiş bilgilere uymadıği için, bünye hata verir. komik erkek fenomenine dahil olayım derken, hata veren beyin iyice saçmalar. espriler sululuğa kayar, ortam yavşaklaşır. kadınlar da güzellik de güzellik derken, karşısında karakter sahibi ama pek de çekici olmayan erkekleri bulur. onlar da bir hayal kırıklığı yaşar. kadın, zeki olduğunu belli etmeden, çekiciliğini kullanmaya başladığında; kendini geliştirmiş olan (karakter sahibi ) erkek, karşısındakini güzel ama içi boş bir süs bebeği olduğunu düşünür. işler sarpa sarar, kişi yalnızlığa doğru itilir. sonra da bu yalnızlık, başka ilişki başlıklarına dönüşür. kariyer sahibi ama bekar kadınlar-erkekler tarzında makaleler yayımlanır. iş tamamen komediye dönüşür.
jellicle lafı uzattıkça uzattın ama daha doğru düzgün bir şey söylemedin derseniz; dediğim şudur. bilirsiniz; sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın derler. yanlış bir düşüncedir bu. sevmeden saygı duyamazsın çünkü birisine. bunun tersini savunan kimse saygı duymaz aslında, sevilmeyen kişinin söylediklerini duymamazlıktan gelir sadece. sözlükteki bazı ifadeler, insan sevgisinden o kadar uzaktadır ki kadın-erkek ayrımı bile lüksmüş gibi gelmektedir bana.
her insan, çift olmak zorunda değildir, yalnız kalması gereken kimseler de vardır toplumda. ama yalnızlığın verdiği sıkıntı, çiftlere veya karşı cinse uyuz olma ve onları iğneleme hakkı vermez insana. üstelik, bu türden davranışlar sergilediği halde, hala çift olmayı hayal ediyorsa daha beter çileden çıkarır bu insanı. kendini tanımalıdır önce insan ve bundan sonra karar vermelidir sevilmeye layık birisi olup olmadığına.
yukarıdaki yazıda bir sürü eksik taraf kalmış olabilir. kabul edersiniz ki çok geniş bir alan ve her şeyi yazmaya kalksak, zaten uzamış olan bu yazı bitmeyen bir mektuba dönüşebilir. ayrıca kadındı erkekti derken beynim bulanmaya da başladı. bu nedenle, sözlükteki başka bir sinir bozucu konuya geçmek istiyorum.
bir bilgi toplumu olarak itü sözlük oluşumu fikri vardı ilk zamanlarda. oldukça yandaşı olan bu fikrin, nasıl olup da hayata geçmediğine aklım ermiyor bir türlü. öncelikli olarak itü hakkındaki bilgilerin tamamlanması isteği yokolup gitmiştir nedense. alakasız bir sürü başlık arasında, itü’deki uygulamalar ya da eksiklikler veya hocalar, dersler gibi öğrencileri direkt ilgilendiren konular hakkında doyurucu bilgiler yoktur nedense. (caravan rock bar, akdeniz, victor levi vs. gibi başlıkların yanında, biraz önce saydığım bilgiler de olsa kötü mü olurdu demek geliyor içimden.) açılan başlıkların altındaki giri sayısı ise, acınacak haldedir ne yazık ki. gerçi derslere yoklama zorunluluğu olmadıktan sonra girmeyen, kampüs içinde takılmak yerine barlardan çıkmayan mühendis adayları olduğumuz için yadırganmaması gereken bir sonuçtur ya bu, neyse.
odtü hakkında yazılan girilere baktığımda, herkesin itü geleneğinden ne kadar memnun olduğu ve gerçek birer mühendis gibi yetiştiğini düşündüğü anlaşılıyor. acaba gerçek midir bu düşünce? öğrencilik yaşamında stresten ölüp ölüp dirilirken, hiç mi isyan etmemiştir itü’ye? gerçekten iyi birer mühendis mi olacağız mezun olduktan sonra? yoksa taksim gecelerinde eğlenirken, bir kitapçı veya kafe-bar açıp, müzik stüdyosu kurmak gibi hayaller hiç mi kurmaz itü öğrencileri? ne yalan söyleyeyim, çoğu makina fakültesi öğrencisi kurar bu türden hayaller. evde toplanıp, dost meclisinde eğlenirken ardı ardına sıralanır gelecekten beklentiler. bizim konuşmalarımızdan çıkan sonuç şudur mesela: mühendisliği bir araç olarak kullanıp, er ya da geç bu türden bir mekanın sahibi olmak fena olmaz aslında. bazı arkadaşlarımızda akademisyen olmayı ister mesela ama hiçbir zaman itü’de kalmayı düşünmezler. nedenleri üzerine bir muhabbet daha çıkar bunun üzerine. çıkar çıkmasına da, sözlükte izlerine rastlayamayız bu kararsızlıkların. ya da itü’de yapay bir kız erkek çekişmesinden bahsedilirken, maslak ve taksim kampüsleri arasındaki çekişme irdelenmez. fakat itü kayıt şenliği adlı ekşi sözlük kokan başlıklar açılıp, ekşi sözlük’teki girilerin yaratıcılığına erişilemeyince, 12.05 kayıt tamam türünden gereksiz başlıklar açılır. sonu da gelmez bir türlü. 12.06, 12.07... diye gider durur. bu mudur yani, mühendis zekasının yaratıcılık örnekleri?
hayatı aşırı ciddiye alan geçmiş kuşak öğrencilerinin tersine, sorumluluktan kaçan, vurdumduymaz, laylaylom bir itü öğrencisi oluşmuştur son zamanlarda. (her iki kuşakta yanlış yönde ilerlemiştir tabi ama bu ayrı mesele) öyle ki, kendi sözlüğümüzü bile ciddiye almaz olmuş çıkmışız. oysa itü’nün öğrenci dostu olmadığından, çok fazla bürokrası olduğundan dem vuran biz değil miyiz; öyleyse tamamen kendimize ait bir oluşuma neden sahip çıkmıyoruz? sözlüğü neden itü’nün değerlerinden biri haline getirmeye çalışmıyoruz, anlayamıyorum.
çok olmadı sözlüğe gireli.
garip bir yanılsamadır yaşadığım.
"itü sözlük yazarları, üniversiteli veya üniversiteden mezun olmuş eğitimli, bilinçli ve aydın insanlardan oluşmuştur" diye düşünüyorum. işte yanılsamam burada başlıyor.
öncelikle bu giri, ilginçlik olsun veya kendimi tanıtmak isediğim için yazılmıyor. bilmişlik de yapmıyorum.
yaptığım daha çok bir iç dökmedir. ukalalıkla suçlanacağımı biliyorum; ama yazılacaklar taştı benden. tutamıyırum.
beylik laflar gibi görünse de üniversiteler, aydın insanların yetiştiği kurumlardır -ki bu aydın insanlar yeni aydın nesiller yetiştirir- .
sözlük, bir nevi bu insanların nabzını sayan hassas küçük eldir nihayetinde.
açılan başlıkları, kullanılan dili hayretle seyrediyorum. türkçe manyağı değilim; ama dilin kültürü oluşturan en önemli parçalardan biri olduğunu gayet iyi biliyorum. dilimizin yozlaştrılması alkışlanmamalıdır bence.
cinsellik konusunda ne kadar bastırılmış, cahil ve aç olduğumuz da günün başlıklarına bakılarak anlaşılabilir.erkek egemen toplumun tüm izleri görülebilir sözlükte. cinsellik erkeğe bahşedilmiş, kadını pasifize eden, porno kültürünü aşamayan bir konu değildir.tüm hayatımız cinselliğin etrafında pervanedir aslında.
ama sözlükteki bakış açısı toplumdaki sığ anlayıştan farklı değil. kadınları aşağılamakla, onlara bıyıklı demekle, iki satır prezervatiften bahsetmekle kimse bastırılmış cinsellik bunalımlarını aşamaz.
sözlükteki kadın düşmanlığını hiç anlayamıyorum örneğin. kadınlarla ilgili açılan başlıkların neredeyse tümünde "kır dizini evinde otur, akşam olunca yatağıma gel. sana yapacaklarım var!" mesajını görmek mümkün.hepimiz bu dünyadanız. aşkı ve cinselliği en az sizin kadar seviyoruz. ve bu olayın nesnesi değil, iki öznesinden biriyiz!sizin kadar payımız ve hakkımız var cinsellikte. feminist söylemler değildir bunlar. sadece bir baş kaldırıdır. geleneklerin ve toplumsal baskının altında ezilirken bir de aydın dediğimiz okul arkadaşlarımızın bize ya küçümseyen gözlerle ya da ağızlarının suyu akarak bakmalarına bir baş kaldırıdır.
bizi böyle büyüttüler. cinselliğimizden utandık önce, sonra merak ettik; ayıpladılar. ödipal komplekslerimizi hiç bir zaman yenemedik. ama biz gelişebilen varlıklarız. illa ki gocuklu celep'in sopasının kaldırması gerekmez kıpırdamamız için.
etrafımızda milyonlarca şey olup biterken bizim ergenlik düşlerini atlatamamış meraklı çocuklar gibi insanı genital bölgeden ibaret sanmamız akla aykırıdır.çok daha gelişmiş sistemlerimiz var.örneğin; sinir sistemi.
içimizi boşaltmışlar. üç maymuna dönmüşüz. düşünemiyoruz bile. iç güdülerimize yenik düştük.
bu bilinçli bir politikanın mirasıdır. gerçek hayattan soyutlandık. yaratıcılığımız, zekamız, sevgimiz alınmış. ama bunu yapmalarına izin verdiğimiz sürece kabahatin çoğu bizim.
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
n.h.