şahsımın ilk defa organizatör sıfatı ile katıldığı zirve olmuştur. neden organize ettiğim değilde katıldığım diyorum? çünkü zirveye katılan herkes ya kendisi ya anneciği bir şeyler yapmış, onları getirmiş ve zirve katılımcılarının beğenisine sunmuştur. esasında her biri birer organizatör idi, farkında olmasalar bile.
zirve sabahı gök gürültüsü ile düet yapan yağmur "lan yoksa" dedirtmişti. "ilk defa organizatör olalım dedik, cenabet miyim neyim lan yağmur falan yağıyo yhaa, çoq üsüldüm be qanqa yhaa" şeklinde ki hüznüm daha sonra yerini "hadi bi çılgınlık yapıp şu zirveyi yapalım" dedim ve zirvenin iptal olmayacağını katılımcılara bildirdim.
bir elimde ne olur ne olmaz, belki yerler ıslaktır diye her ihtimale karşı aldığım kilimin buluduğu torba, diğer elimde de valide sultanın yaptığı nefis gözlemelerin bulunduğu torba ile evden çıkıp trene atladım. suadiye' de trenden atladığımda, buluşma mekanına varan sözlükçüler telefonumu arka arkaya aramaya başladılar. bağdat caddesi akşamüstü kalabalığında idi. elimde ki gözlemelerin kokusu, cadde kızlarının parfüm kokularına karışıyordu. cadde kızı demişken, çakma raybanlarımı almadığım için bir çok güzel hatuna yiyecekmişim gibi bakamadım maalesef, yok la ne bakcam, hatun oyar valla
*. bi ara yanımdan arabalarının üstünü açmış bir araç içinde 2 sarışın afet geçti. kokuyu duyar duymaz frene bastılar ve bana dönüp "selam yakışıklı şey" dediler. ben aval aval yüzlerine bakarken, hemen arkamdan bir ses "selam kızlar" dedi, dönüp bir de baktım ki hakiki raybanlı bir eleman kızlara gülümsüyor. eh ben de çekildim aralarından tabi, bana laf atılmamış idi ne de olsa.
buluşma mekanı olan caddebostan migros' a vardığımda orgazmik ses tonlu
huma ile küçük ama etkili sözlük yazarı
sözlüğünenuzunnickinialmakistiyorumbeceremiyorum ve huma' nın +1' i olan kral insan sinan beni beklemekte idiler. derken biricik kuzenim
kanes ve hemen ardından da denizler fatihi
captain cenk sparrow da gruba dahil oldular. ufak tefek alışverişimizin ardından, ben hariç diğerleri bilinen mekana geçtiler. bilinen yerde
dollidolli totoşunun çoktan geldiğini gördüm, ilk defa bir zirveye erkenden gelmişti, hala nasıl yapabildi bunu şaşırmaktayım.
bialem insanı da bir köşede telefonla konuşuyordu. alınan ve evde özene bezene yapılan gıdasal destekler yerleştirilip poşetlerinden yavaş yavaş çıkartılmaya başladı.
bu gruba sonrasında
edepsiz koala ve
neva çifti dahil oldu. ve arkasından yiyeceklerin etrafına konuşlanmaya başladık. bu topluluktan o anlarda çıkan sesler genellikle "süper olmuş, ellerine sağlık", "abi ben zero değil normal kola alayım", "olm şu sarmayı yollayın bu tarafa", "benim kekim senin makarna salatandan daha güzel oldu bi kere hıh", "abi o gözlemenin ıspanaklısını ye, daha güzel ıspanaklı" şeklinde idi. bu sırada
lalu da durakları bilmeyen otobüs şoförü tarafından yanlış yerde indirildiği için bir miktar yol yürüyerek aramıza katıldı. derhal gıdasal destek timi
* * tarafından yiyeceği içeceği önüne kondu, bravo kızlar.
büyük kısım yemeğini yiyip bitirip sigara faslına geçmişti ki pek saygıdeğer abim
heathcliff bize dahil oldu. hemen arkasından
seroo ile
mercimeğebenzeyenbitki, az biraz sonra
dadundan yinmazz ve
s10er zirveye katılarak hem yiyeceklerin hem de sohbetin, muhabbetin ucundan kıyısından tırtıkladılar. zirve assolistimiz
yer yer çoğu zaman ise son katılımcı oldu. temiz hava bol gıda derken gene sırt sırta verip dedikodumuzu yaptık kendisiyle, yeşillik gördünmü dedikodu yapmamız kaçınılmaz be cancağzım
*. tam o sırada uludağ sözlük' ten iki kişi "pardon siz sözlükçü müsünüz? demin moderasyon falan dedinizde öyle bi bakalım dedik" diyerekten zirveye dahil olmak istediler ve "aaa ben seni hatırlıyorum, geçen hafta biz burda zirve yaparken gelmiştin sen" dedi içlerinden pipisi olmayanı. kendi rezil zirvelerinden sonra bizim zirveyi ve nevaleyi görünce şok oldular ve acaba itü sözlük' e mi geçsek naapsak diye düşünmediler değil ha.
saygıdeğer büyüğüm
heathcliff "olm topunuz yok lan, bi top alalım" deyince heyecan kapladı sözlükçüleri. topun gelişi ile birlikte valeybol çılgınlığı başladı ve topun yere düşmemesi için herkes olanca gücü ile gayret etti.
yeme, içme, pisiklete binme, valeybol oynama, sohbet muhabbet derken yavaş yavaş güneş batmaya, güneşin batışı ile de yavaş yavaş "kendinizie iyi bakın arkadaşlar" sesleri yükselmeye başladı ve evine doğru yolan çıkanlar oldu. güneşin batışı ile kavun, beyaz peynir, patlıcan salatası ve çiğ köfteden oluşan bir grup yiyecek daha ortaya çıktı. eh bu nevalenin yanında elbette ki
rakı, batan güneşin ardından akşamımıza ışık saçtı mübarek. rakı sofrasında ne ülke meseleleri tartışıldı, ne aşktan meşkten bahsedildi. sevgili
huma' nın amariga maceralarını dinleyerek kahkahalar eşliğinde yudumladık rakılarımızı. huma ve +1' i sinan içkileri bitince müsade istediler ve gittiler ve biz bir kaç sözlükçü olarak mekanda biraz daha takıldık. sonrasında gelişen olaylar zirve ile pek de alakalı şeyler değildi doğrusu.
zirveye gelirken bir şeyler hazırlayıp getirenlerin emeklerine, bir şeyler alıp getirenlerin ceplerine sağlık diyorum. serin, güzel bir cumartesi akşamüstüsünde sevgilisi ile, eşi ile, arkadaşları ile ya da kendi başına başka bir şeyler yapmak varken zirveye katılan, zamanını ayıran herkese teşekkür ediyorum. ilk başta dediğim gibi bir organizatörden çok katılımcı olarak oradaydım, şahsen eğlendim, umarım sizler de eğlenmişsinizdir.
huma' ya ayrıca teşekkür ediyorum. yoğurduğu çiğ köfte harikaydı, orası ayrı. esas teşekkür etme amacım sinan gibi birisiyle tanışmamıza, en azından benimle tanışmasına vesile ettiği için.
dünya kadar yiyecek arttı, "ben bir şey hazırlamadım, utanırım böyle gelmeye" diyen olduysa çok şey kaçırdı. orada mendil satan çocuklara verdik kalan yemekleri.
bu da böyle bir zirve günüydü işte, herkese tekrardan teşekkürler.
küçük ama cool sözlük yazarı vela.