uluslararası arena denilen anarşik ortamda devletlerin ulusal çıkarlarını korumada ordu ve diplomasilerine yardımcı olması için yürüttükleri faaliyetler bütünüdür.
türkiyemde hâlâ soğuk savaş dönemi taktikleriyle yapılmaya çalışılan vıe yerlerde sürünen konu. bu konuda eski bir mit görevlisinin yazdığı simitçi adlı kitap ne türkiye'de istihbaratın ne halde olduğunu göstermesi açısından çok ilginç. istihbarat yerlerde sürününce tabii ki teröristi, köktendincisi fink atıyor ortalıkta...
arapça isti- ön ekinin "zorla yapılan, güç bela yapılan" anlamı kattığıma başka yerlerde değinmiştim. (bkz: istifa/!bor madenleri) bu da öyle. isti- hbr -at. hbr bildiğin haber. at da çoğulluk katıyor.
askerlikte pek az kişinin başına gelebilen, biraz ayrıcalıklı, epeyce uykusuzluğa alıştıran askeri sınıf gibi bir şey. gibi bir şey diyorum sınıf da değildir aslında tam (muvazzaflar için sınıfı vardır, o ayrı). askerlikte er/erbaşlar -ve yedek subaylar- pek "istihbaratçı" diye ayrılmazlar; önce normal kuvveti ve sınıfı belirlenir, bildiğin acemi eğitiminden geçer. daha sonra usta birliğine gönderildiğinde burada istihbaratçı olup olmadığı ortaya çıkar, bir anda komutanların dahi girmesi izne tabi olan bir odaya oturtuverirler adamı (s-2 denir bu ofise); kendimden biliyorum.
tahmin edilebileceği üzere, epeyce ince elenip sık dokunan ve hakkında araştırma yapılıp bir yamuğa rastlanmayan kişiler oturtulur buralara. zira içeride dolaşan bilgiler her türden olabilmektedir. burada doğum yeri, ailenin ve askerin kökeni, geçmişte karışıp karışmadığı eylemler, okuduğu okul, yabancı dil, babasının mesleği vs. gibi birçok kriter söz konusu olur; ve hepsinden tam onay beklenir. bunların da arasından bir eleme yapılarak, belki bir kişi istihbarat'a geçirilir.
çok net bir avantajı şudur ki, buraya oturan bir er/erbaş (benim gibi kısa dönem bir çavuş mesela) bir anda tüm komutanların gözdesi olur, ayrıcalıklı bir konuma geçer. zira istisnasız her askerin (en tepeden en aşağı kadar) bilgileri belgeleri buradan geçer. her komutanın buraya mutlaka işi düşer, düşmeyeni olmaz. genellikle birliğin en yüksek rütbeli ikinci adamı istihbarat'ın başında olur ve sen de onun adamısındır (askerde bu "komutanın adamı" olayı vardır bir de, o komutan gibi dokunulmaz olunur). o'ndan daha alt rütbeli personel bu senin komutana bir şey demeyeceği için, işini seninle halletmek zorundadır. e bu durumda sürekli bir güleryüz ve emir yerine rica ile geçirilen bir askerlik olur. tavsiyem, komutanlara "ahan da elime düştün" diye arıza yapmak değil de (zira yarın sen de onun eline düşebilirsin bir anda, hiç belli olmaz o işler), böyle durumlarda gayet sıcak ve samimi sohbetlerle arkadaş moduna geçmektir. (bkz: @4008718)
istihbaratçılara özel bir kimlik verilir, bu kimlik ile her yerde tüm askeri sınırlamalardan muaf olunur. ne inzibat gelip size bir şey diyebilir, ne de bir başkası. zira dışarıdayken "görevde" olma ihtimaliniz vardır, o kart da onun içindir. ne polisi ne bir başkası; hiç kimse bir şey demez, diyemez. böylece sıradan bir çarşı dahi normalin çok üzerinde eğlenceli olabilmektedir. bir de istihbaratçılar, tabi komutanlarının onayı ile, istedikleri her an çarşı yapabilirler; onu da kendimden biliyorum. bu noktada kendi komutanıyla arasını iyi tutması hat safhada faydalıdır.
bir diğer avantajı da içtima ve nöbet olayıdır. ne içtimaya çıkarsınız (işiniz olmasa bile "yazı işim var" diyerek çıkmazsınız), ne de nöbet tutarsınız. açık söyleyeyim ben kendi silahımı bir verildiği gün gördüm, bir de terhis olurken silahlıktan alıp teslim ederken. o kadar.
en büyük dezavantajı askerlerin önemli bilgileri birbirlerine gecenin bir körü aktarma isteği ve alışkanlığıdır. bu yüzden herkesle birlikte sabah 7'de kalkarsınız, ama herkes gibi akşam 10'da yatamayabilirsiniz. hatta yatamazsınız. denk gelir de yatarsanız, bilin ki gecenin 1'inde uyandırılma olasılığınız epey yüksektir.
iş genelde bilgisayar başındadır, sizden dışarı çıkıp ajanlık yapmanızı beklemez kimse (hele 5 aylık kısa dönemden). oturup geleni gideni derler toplar, yazılar yazar, emirler alır/gönderir, bunları yaparken bolca çay kahve içip müzik dinlersiniz. hatta benim gibi sabahları erkenden gelip kahve içip jethro tull dinlerken komutanın "günaydın ptah amun ra" sesiyle toparlanmayı alışkanlık haline getirirsiniz.
sonuç itibariyle tüm yoğun ve yorucu temposuna rağmen; askerde istihbaratçı olmak, epeyce özel, güzel ve ayrıcalıklı bir iştir. herşey s2'de olur, s2'de kalır. dışarıya çıkmaz. terhis olunur, hepsi unutulur. işte oraya da ona göre adam seçerler.