istanbul ve ankara'lı insanların sürekli didişmesine sebep olan , üniversite öğrencileri arasında itü vs. odtü penceresinden değerlendirilen sorunsal olgu.
taaa cumhuriyetin kuruluşundan beri süre gelen, hatta atatürk'ün 1927'e kadar istanbul'u ziyaret dahi etmemesinin sebeplerinden biri de olan olgu. diğeri de istanbul halkının kurtuluş savaşı sırasında işgale karşı yeteri kadar direnç göstermemesidir.
1920lerde ankara uçsuz bucaksız sarı bozkır iken bugün kişi başına düşen yeşil alan olarak pekçok yerin üzerinde olan bir şehirdir. adeta bozkırın ortasında bir cennet yaratılmıştır. tüm bu süre zarfında istanbul'un geçirdiği evrim de göz önüne alındıktan sonra bir nebze daha sağlıklı yapılabilecek kıyaslama.
''öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulumdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak''şeklinde açıklanan olgu.
(bkz: yılmaz erdoğan)
iki şehirde de yeterince vakit geçirince insan anlıyor ki saçma bir olgudur bu. ne diyeyim, nereden örnek vereyim? coca cola vs pepsi gibi saçmadır mesela. nasıl ki coca cola seven bir insan, kendisine pepsi'nin ne kadar yüce bir meşrubat üreticisi olduğu anlatıldığında hala coca cola'yı sevmeye devam edecekse, bu şehirlerden birini seven insan ise onu sevmeye devam edecektir. yahya kemal ankara için "en güzel yanı istanbul'a dönüşüdür." demişse istanbul'u sevip ona gönül verdiğinden demiştir, bir slogan üretmek için değil.
konu sapıyor. demek istediğim şudur: ne ankara lafı geçtiğinde "balık bilmezler, denizleri yok, hepsi memur, kalanı öğrenci, en güzeli istanbul'a dönüşü." tarzı laflar etmek mantıklıdır ne de istanbul lafı geçtiğinde "karmaşa, trafik çok, güvenliksiz şehir, hem biz başkentiz." gibisinden çemkirmek. seven sevdiğiyle kalsa ne güzel olur.
insan sevdiğine toz kondurur mu hiç? kim bırakır da gider isteyerek? kim özlemini çekmez yarinin... eksiğine eksik mi der, ya da fazlasını yüceltmez mi? benim yarim ankara'ysa, istanbuldan yar olmaz mı demem gerekir? yapmayın...
şahsen denizi olmayan şehre şehir demem ama böylesine acımasız bir şekilde de kestirip atmak istemem güzel başkentimiz ankarayı..yine de üstün körü bir yorum yapacak olursak, istanbul ankara'ya göre çok daha kalabalık, dolayısıyla çok daha karmaşık ve çok daha kaos bir şehirdir..öte yandan ankara, başkent olmanın verdiği ciddiyet ile, düzenli ve yerleşimi tüm türkiye şehirlerine oranla en adam akıllı şehirdir..yaş kesimlerine göre her iki şehirde de ayrı ayrı eğlence kültürleri mevcuttur..ben en iyisi, lafı çok uzatmadan, bugüne kadar gördüğüm en komik karşılaştırmayı size takdim ederek sahneden ayrılıyım;
istanbul üzerine yazılan pek çok şarkılardan da tahmin edileceği gibi istanbul görmeye değer bir şehirdir. istanbul güzel ama çekilmez kadınlara benzer, bir yandan yaşam şartlarının zorluğu ile bıktırır ama diğer taraftan da giden herkesi kendine hayran bırakır.
ankara ise başkent olmanın ötesinde pek bi özelliği olduğu sölenemez, herşey bürokrasideki gibi standart ve sıkıcıdır.
fenerbahçe vs pendik kıyaslamasını çağrıştıran abesle iştigal bir karşılaştırma...
istanbul yahya kemal'e türk şiirinin en güzel örneklerini yazdırmış şehirdir.
üstada ankara'da senatör olarak bulunduğu dönemde sormuşlar "ankara'nın neyini seversin üstad?"
cevap müthiş ve şâirane: "istanbul'a dönüşünü severim"
yahya kemal ankara'ya yalnızca mecliste işi olduğunda gider ve tekrar trenle istanbul'a dönermiş. hayatı beyoğlu pera palas'ta geçen şairin bu sözü edebiyat tarihine bir mim koymuştur..
istanbul fatih sultan mehmet dir, ankara mustafa kemal atatürk
gazi’nin en büyük şansızlığı çevresinde kendisi gibi vizyon sahibi dehaların olmayışı idi. fatih sultan mehmed ‘in en büyük şansı ise kendisi gibi deha ve vizyon sahibi çalışma arkadaşlarına sahip olmasıydı
ömer üner'in birçok alandan ödüle layık görülen bir şiirinde değindiği konudur bu,esasında kıyastan daha çok ankara'nın istanbullaşma çabası anlatılır;
som sanatın son neslinden
bir heykeltıraş, sarışın
ve hülyalı elleriyle
yonttu yıllar yılı
ankara'yı
içinden bir istanbul çıkarmak için
çıka çıka körkütük ve lacivert
bir bizans çıktı
gözlerinde bozkır düşü