birşeyi uzun süre yapıp da ondan zevk almamak. başımıza gelen binlerce olaydan, trafikten, kapkaçtan vsden sonra gerçekleşmesi şaşırtıcı olmayan olay. gelip de çok beyenenler de zaten en fazla 1 ay kalan turistler.
hayatı boyunca istanbulun en boktan mahallesinde yaşamış insanların vereceği tattır. yozlaşmış insanlarla, kendi hayatını kurtarmaya çalışan insanlar arasında yaşadıktan sonra ufak bir kasabaya kaçayım ve yaşayayım demesidir insanın. edward nortonun 25. hours filminde düşlediği gibi aynen.
şehirde kendisini istanbullu hissedenlerin azınlıkta olmasından, yıllar yılı istanbul'a istanbul dışı göçün sistemli bir devlet politikası olarak uygulanması ve bunun kültürel, ekonomik ve kentsel altyapısının hazırlanmaksızın gerçekleştirilmesi nedeniyle hissedilebilecek duygudur.
fakat biliriz ki, çokça bize ne kadar sıkıntı ve stres verdiğini düşünsek bile, istanbul'un üzerimizde çok hakkı vardır. trafiği ile ne kadar bizi çileden çıkarsa da, o istanbul'dur; bizi süleymaniyesi ile, sultanahmeti ile, beylerbeyi ile, adasıyla...kucaklar..sımsıkı sarar şefkatli kollarıyla, roma mirasıyla, bizans mirasıyla, osmanlı mirasıyla...
seviyorum seni istanbul. ve biliyorum bunun karşılıksız bir aşk olmadığını.
(bkz:
bulup da bunamak)
istanbul hasretiyle yanıp tutuşan, ver her gittiğinde istanbulun eksilerini göz ardı eden bünyeler için anlamsız gelen ruh hali