istanbullu manik depresif kişinin depresif halinde gerçekleştirdiği eylem.manik halinde ise vapura binilip, hayran hayran boğaz* seyredilirken seviyorum ulan bu şehri denir.
istanbul'un kalabalığından,her an karşılaşabileceğiniz yada karşılaştığınız tehlikelerinden,trafiğinden,pahalılığından bıkmışsanız gayet doğal bi durumdur bu. ayrıca kendinizi bu şehre,bu şehri de kendinize ait hissetmeniz çok ufak bi ihtimaldir.milyonlarca insanın yaşadığını düşünürsek ''nerden senin oluyomuş'' gibi tepkiler alabilirsiniz.almasanız da kendiniz de düşünebilirsiniz.
yine de seviyomuyum,seviyorum.
allah allah.
ama yiyecek ekmeği olmayan, bir odada bir sürü kişiyle yaşayan, boğazı bir kez olsun görmemiş, istiklal de avare avare dolaşmamış (örnekler çoğaltılabilir) biri nasıl sevsin istanbulu. bu konumdaki bir insana denilebilir mi sen nasıl bir insansın. o madalyonun diğer tarafını tüm çıplaklığıyla görüyor ve ne yapsa da diğer tarafın ışığından nasibini alamıyor.
istanbul vazgeçilmez bir şehir, anlatılmaz bir bağımlılık yaratıyor beyinlerde. ne var ki tüm mesele madalyonun bu yüzünü görme şansına sahip olmakta...
bu hissiyatı yaşayan insanoğluna "madem sevmiyorsun defol git de kalabalık etme" demek müstehaktır.. bi de bunun "madem sevmiyorsun s.ktir git de kalabalık etme" versiyonu vardır..
istanbulu görmeyenlerin bir çoğu bile sever istanbulu. içten içe bir sempati beslerler. istanbulu sevmeyenler genelde, anadolunun sakin kasabalarından gelmiş yağız anadolu yiğitleri ile hanımkızlarıdır. şimdi neden sevmezler madde madde inceleyelim:
a)istanbul fazla büyük bir yerdir, git git yollar bitmez. kocaman bir dünyadır. kasabanın küçüklüğü, dolayısıyla heryeri biliyor olmanın verdiği güven duygusu yoktur. aksine güvensiz, küçücük hisseder istanbul'da insan kendini.
hiç bir zaman çok iyi bilemezsiniz istanbul'u, siz içindeyken yıllar geçer de hala sadece gitmek zorunda olduğunuz yerler ile eğlenmek amacıyla gittiğiniz yerler dışında pek bir yer bilemezsiniz. işiniz çıksa illa ya birinden yardım istemek sorundasınız, ya da bir taksiye binip taksicinin insafına kalmak zorundasınız. her iki durumda da insan kendini rahatlıkla kötü hissedebilir.
b)kasabada bulunan o sükunet ortamı yoktur istanbul'da. herkes bir yerlere koşturuyordur, evdeki tüm bireyler ya okula ya da işe giderler sabahın köründe, sonra akşamın karanlığında eve gelip yemek yeyip yatarlar. dinlenecek, sohbet edecek, ilgi görecek zaman ya yoktur, ya da çok kısıtlıdır. anadoludan gelen arkadaşlarımız burada en çok tanıdıklarını özlerler, istanbul büyüklüğü itibariyle bir tanıdık ortamı oluşturmaya müsait değildir, zaten herkes bir koşuşturmaca içinde olduğundan kimsenin o kadar bol vakti yoktur.
kasabada yola çıktığınızda herkesi tanıyor olmanın verdiği güven duygusunun yerini, kapkaççılarıyla, tinerci çocuklarıyla üzerinize üzerinize gelen korkunç bir canavar alıverir. neticede kasabada salına salına yürüyen beyler ve hanımlar gider, korkudan çantasına sımsıkı sarılarak yürüyen, yanından geçen biri höt dese düşüp bayılacak kadar korkan bireyler alır.
c)kasabada, gece gündüz ayrımı yoktur, ancak istanbulda gece tehlikelidir. toplu halde hareket edilirse, -örneğin arkadaş grubu ile birlikte- sorun yoktur ancak, tek başınıza belli bir saatten sonra dışarda gezmemeniz, tüm toplum için daha hayırlıdır. kasabada gece vakti insanın başına gelebilecek en kötü şey köpek ısırması olsa gerek.
d)en önemlisi burada sosyal bağlar önemini yitirir. sevgilim diye bağlandığınız insan da, en yakın dostum dediğiniz insan da çıkarı söz konusu olduğunda sizden vazgeçebilirler. çok sıkı bağlarla birbirine bağlı olmayı yaşamın yasası olarak öğrenmiş kasaba gençliği, bu soysuzluk karşısında derinden yaralanır.
aynen bunları yaşayan voltaire şöyle anlatır bir hikayesinde. kadının kocası ölür, bir derenin kıyısına gömülür. karısı "bu derenin yatağı değişmedikçe ben de bu mezarın yanından ayrılmayacağım" diye yemin eder. hikayenin kahramanı olan diğer adam hışımla eve gelir, bu yemin olayını kendi karısına anlatır. karısı neden bu kadar sinirli olduğunu sorar, aldığı yanıt, sert ve acıdır. adam kadının mezarın başında elinde kürekle derenin yatağını değiştirdiğini anlatır. işte istanbulda ahlak kavramının içi boşaltılmış, bu hale getirilmiştir. insanlar kendilerince uydurdukları bir ahlak kavramına sımsıkı sarılarak kendi vicdanlarını tatmin etmektedirler.
konuyu biraz dağıttım, hemen toparlayayım; istanbul sevilmeyecek gibi değildir lakin, gülü seven sapından tutar. cebine 3 kuruş parayı koyup buraya gelen de, üniversite okumak için gelen de sevmese de bu gülü sapından tutmak zorundadır.
ne diyordu attila ilhan;
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur,
insan bir akşam üstü ansızın yorulur.
ben diyorum ki istanbul'a yazılmış olsun bu şiir, istanbul'u sevmek böyledir işte. sevmemek, dedim ya mümkün değil...
kısa süreliğine kapıldığımız bir histir. kozmopolit bir kentte elbette pek çok sorunla karşılaşılacaktır, böyle durumlarda insan çözüme ulaşana kadar "sevmiyom ben istanbulu" diye düşünebilir ama elbette ki gelip geçici bir durumdur. he bi de henüz çözümü bulunmayan sorunlar da mevcut tabi (bkz: istanbul trafiği) ama bu nadide şehrimizin sağladığı olanakların yanında katlanmak pek de zor olmasa gerek, ne de olsa bir süre sonra alışıyor veya alışmak zorunda kalıyor insan.
(bkz: gülü seven dikenine katlanır)
değişik bir açıdan bakınca şöyle de yorumlanabilir. hepimiz "yerleşme"yi severiz. insan yerleştiği yere alışır ve onun düzenine göre kendini ayarlar, beynine işler. istanbul ise sağolsun bir türlü durağanlık sağlamayan bir şehirdir. şehrin belli başlı bölgeleri(bazı eski sakin semtler), kimi duygusal doku örnekleri(vapurdan martılara ekmek atarken çayı yudumlamak ve boğazı seyretmek), esnafları ve vs yapıları haricinde diğer bütün usurlar değişkenlik gösterir.
bu değişken yapının en başında ise insan yapısıdır(hani şu sosyal profil dediğimiz nane). bundan 5 sene önce de, 10 sene önce de hep farklı farklı insanların arasındaydık. şahsen her yıl "ne oluyor lan bu şehre" diye diye ancak kafaya dank etti. bu işte hiç bir zaman alışılamayacak durumdur. hep bu yüzden bir eskiye özlem durumu ortaya çıkar. her türlü fikir ilk önce istanbul'da ortaya çıkarılıp uygulandığı için bu şehirde olan bir insan değişikliklere müsait bir kafa yapısına sahip olmalıdır. bütün fiziki yönleri aynı kalsa da sadece insan yapısı değişince bile bütün istanbul'un değişmesine yetiyor. buna sayılamayacak kadar çok örnek verilebilir.
hatta durum o kadar ileri ki; okumak için istanbul'a geldiğinde sanki saf bir köylüyü andıran(hatta öyle olan) bir kızın henüz bitirdiği 2 yıla rağmen geçen hafta gördüğüm son hali beni hayretlere düşürmüştür. demek istanbul, bırakın burada doğma büyüme bulunanları, dışardan gelen diğer herkesi de hiç tahmin etmeyeceği kadar değiştiriyor. hatta buradakiler hiç değişmiyor. hep gelenler değiştiriyor ve değişiyor. bu yüzden insan eskiye özlem duyup istanbu'u sevmemeye başlayabiliyor.
eğer bir kere istanbula gelip havasını almışsanız asla gerçekleşemeyecek bir hededir. istanbulu sevmemek olamaz, sadece uzaklaşmak istersiniz biraz daha sonra istanbul özlemiyle geri dönersiniz. kimi zaman bi sevgili olur sizi istanbul dan alan, kimi zaman da sizsinizdir azına sçiim böle şehrin gidiyorum diyen. ama sonucu siz de biliyorsunuzdur; istanbul u sevmemezlik edemezsiniz çünkü o sizsinizdir. siz de istanbul...
(bkz: ben de zeki müren)
(bkz: dertli gönle neşe veren)
(bkz: bütün ortamı piç etmek)
köprü trafiğinde bir yere yetişmeme durumda söylenen sözlerdendir "istanbul'u sevmiyorum". ama bu şehirden uzaklaşıldığı andan itibaren herşeyi özlenebileceği o an akla bile gelmez. hele insan yurtdısına çıkıyorsa sahillerde gezen çingeneleri, o zor anlarda peçete satan çocukları bile özler.en kötüsü bile bir istanbullu için iyidir. ama bu ancak bu şehirden uzaklaşılınca hissedilir.
istanbul da bayan olarak yaşamaya çalışmak;hava karardığı zaman hala eve varılamamışsa yay gibi gerilmek; her zaman başına kötü bir şey gelebilir korkusuyla yaşamak; bütün insanlara hırsız, tecavüzcü, sapık muamelesi yapmak durumunda kalmak.
toplu taşıma araçlarını kullanabilmek için neredeyse 1saat sırada beklemek ve nihayetinde araca binebildiken sonra bu sefer de kucak kucağa yolculuk etmeye zorlanmak.
insanların, bu şehirde yaşayabilmek için bütün varlıklarını satıp savıp istanbul a göç etmeleri; ama yine de ihtiyaçları olan her şeyi otobüsün bagajına tıktırmak suretiyle köylerinden getirdiklerini görmek; bu insanların istanbulda kıt kanaat yaşamaya çalışması ve diğer insanlarında hayat koşullarını kısıtlamaları.
8.30 dersine gidebilmek için 5.30 da kalkmak ve erkenden kalkılıp yola düşüldüğü halde trafik nedeniyle derse gecikmek; günün 2-3 saatinin yolda geçmesi, istanbul da mimarlık gibi, koskocaman bir çanta taşımayı gerektirecek, bir bölüm okumaya çalışacak olmak 'geçtim ben eğlencesinden, boğazından, güzelliğinden' diyip her şeyin düzen içinde işlediği ankara yı seçme nedenlerinden biridir ama yine de istanbul u sevmemek gibi bir durum olamaz.
kanına işler bir kere gidip gördükten sonra,uyuşturucu gibi canı çeker insanın istanbul u. ortaköy de olup denize karşı oturup kumpir yemeyi hayal edersin,istiklal de dolaşmayı, boğazda kahvaltı etmeyi...
istanbul'u sevmeyen insanı sadece kasabalı ya da köylü olarak nitelendiren, birçoğu hayatı boyunca başka bir şehirde uzun süre yaşamamış, o şehrin güzelliklerini tatmamış olmasına rağmen istanbul'un yaşayabilecekleri tüm güzellikleri barındırdığını düşündürecek kadar cahil ve algısı kapalı insanların yaşadığı şehri sevmemek.
istanbul orospu bir şehirdir. yamuk yumuk yolları vardır, düzensiz yapılanması vardır, yalan ortamları vardır taksim falan gibi, kadıköy gibi sıcak ortamları vardır, moda sahili vardır misler gibi güneşin batışı izlenir, triplerden triplere girilir, melankoli yaşanır. vapuru vardır istanbul'un deniz izlenir, güneşin batışı izlenir, şehir izlenir, martılara simit atılır. istanbul'un eminönü'ü vardır paso kürt kaynar, yazıcıoğlu iş hanı vardır, kız arkadaşıyla beraber gezen adama "hayvanlı porno var, ensest var, kızkardeşli var" gibi cümleler söylenen. ortaköy'ü vardır kumpir falan yenir tam karşısında beylerbeyi vardır, üsküdar falan vardır, osmanlı kokusu vardır. tarihi eserleri vardır, müzeleri vardır hayvanlar gibi, okunur, görülür, öğrenilir. allahın siktiretttiği mekanları vardır istanbul'un, sultanbeyli vardır, esenler vardır , gültepe vardır, tarlabaşı vardır, ümraniye vardır, örnek mahallesi vardır...
havası bile değişkendir istanbul'un, karadeniz iklimi de vardır, akdeniz iklimi de vardır, gün gelir sibirya kışını görürsün, gün gelir izmir gibi sıcak olur, iki saniyede hava değişir, kar yağar güneş açar, durduk yerde dolu yağar, bu şehrin yüreği nasıl hisseder takip edemezsin...
arayan belasını da bulur, mevlasını da bulur bu şehirde. her türlü olay, atraksiyon vardır istanbul'da.
bu şehri beğenmemek demek, bu karmaşanın içindeki düzeni, o tempoyu, o zenginliği sevmemek demektir.
o zenginlik binbir çeşit insanın, iti kopuğu, uğursuzu, hırlısı hırsızı, okumaya geleni, iş açmaya geleni, kan davasından kaçanı, terörden kaçanı, çingenesi, karadenizlisi, güneydoğulusu, iç anadolulusu, egelisi, doğulusu, batılısı kısaca türkiye'nin kocaman bir parçasının hisleridir, hayalleridir, korkularıdır, sevaplarıdır, günahlarıdır...
bu zenginliği sevmemek demektir, normalize ve soğuk bir şehri tercih edebilmek demektir, okumasını bilmemek, anlamasını bilmemek, hissedebilmesini bilmemek demektir...
bu şehri sevmeyebilir, nefret bile edebilir insan, ama istanbul orospu gönlünü ona da açar...
istanbul'dan çekip gitmeyi gerektirir.
lakin bu istanbul'u sevmeyenler hala bu şehrin parklarına yayılır, boğaz gören mekanlarında balık yer, olmadı çay içer, sözün özü istanbul'un tüm nimetlerinden köküne kadar faydalanırlar.
üstüne bir de kalabalık yaparlar.
arada bir akıllarına eserse de "ben bu istanbul'u sevmiyorum yaa" patlatıverirler, pier loti'ye giderler...
bunu diyen birisi beşiktaş' ta akşam güneşi çökünce sahilde çay içmemiştir.
bunu diyen birisi üsküdarda yazın aniden bastıran yağmurun altında ıslanmamıştır.
bunu diyen birisi beyoğlunda gönlünce salınmamıştır bir aşağı bir yukarı.
bunu diyen birisi kadıköyde bir mayıs günü saat 17 - 19 arası akmar civarında boş bos gezmemiştir.
bunu diyen birisi gümüşsuyundan yürüyerek inönüye 3 biranın verdiği çakır bir edayla maç seyretmeye gitmemiştir.
bunu diyen birisi istanbul 'da aşık olmamıştır.
bunu diyen birisi istanbulsuz kalmamıştır.
istanbul benim için beşiktaş-çırağan mühitlerinden ibaret olduğundan yapamadığım eylem. seviyorum ben buranın havasını, suyunu, çınarlarını, saraylarını... iki dakka dışına çıksam özlüyorum. evet ben istanbulu sevmeyemiyorum.