ailenin yanında cici çocuğu oynamayı, aklına esince küfredip aklına esince bir şarap açmanın konforunu, nemini, yalınlığını, yalnızlığını, sıcaklığını, üzgünlüğünü, birey olduğunu hissetmeyi, dersi, kantinlerde saatlerce sıkılmayı, derse girmeyip beşiktaşa kahvaltıya kaçmayı, sevdiklerini, bunalmaları, gülümsemeleri özlemek.. daha neler neler eklenir şuncacık listeye.. yine de istanbulda özleyemeyeceğim birşey vardır herkesin o çok sevdiği bir çok mekanı içinde barındırma özelliğidir, taksimidir, caddesidir, kavağıdır, bebeğidir vs vs özlemeyeceğimdir..
istanbul her yerde her şekilde her dakika her saniye özlenir. başka bi yerde olduğum zaman özlersin istanbuldayken bile istanbuluözleyebilirsin öle bi şehirdir. istanbulu özlmeke özlemlerin en büyüğüdür ve bunu yaşayan bilir.
uzunca bir süre ayrı kalınacak istanbul şimdiden özlenmeye başlanır..hele bir de duygulara tercüman olan başlık açılınca insan iyice kendini kötü, yalnız ve umutsuz hisseder...
hasretlerin en güzeli... ne olursa olsun,bişeyler var istanbul'da onu bize özel kılan... yeri geldiğinde küfrettiğimiz,yeri geldiğinde aşkımızı haykırdığımız büyülü,güzel,doyumsuz ve kahrolası kent istanbul... denizine aşkı,özlemi,umudu,hüznü haykırabildiğimiz nadir kent... anladık ki, anlıyoruz ki hiçbir kent istanbul gibi değil... hiçbir kent böyle özletmez kendini...
tek görüşte aşık olmaktır.istanbul'a bir kere bile gitmiş olsanız yaşanabilecek olayları bir haftada yaşasanız , gezilebilecek yerleri bir haftada gezseniz sonra yaşadığınız yere döndüğünüzde kalbiniz buruksa , hala bogaz köprüsünü , ortaköyü hayalliyor canlı müzik çalınan mekanda istanbul'la ilgili bir parçasöylenirken mikrofon size uztıldığında istanbul'da gezdiğiniz semtleri sayıyorsanız bu durumdan mikrofonu uzatan da etkilenip devam ediyorsa , arada durup durup ben istanbulu özledim diyorsanız etrafınızdakiler size kıs kıs gülüyorsa eğer istanbul!a aşık olmuşsunuz demektir.
başka yer dar gelir nefes alamazsınız istiklalde hergün o kargaşada yürümek ne kadar mutluluk veriyorsa başka yerdeki insanlar sizi o kadar mutsuz eder eger bir kez istanbul aşkı düştüyse yüreğinize artık dünyanın neresine giderseniz özlem duyacagınız bir sevgiliniz vardır
bakınız zamanında istanbula klark çekip, onu sözlük vesilesiyle rakı sofrasına meze yapmış @870215 bir yazarın içine düştüğü durum. ellememek lazım çeksin cezasını.
düşününce bir hüzün kaplar insanın içini. en güzeli yağmurlu havalarıdır istanbul'un. belki de budur hüznün sebebi. daha bir netleşir renkler. boğaz yeşile döner. gökyüzü gri. vapurlar beyaz lekelerdir üzerinde. insanları vardır koşuşturan, üsküdar-beşiktaş motorlarında sıra bekleyen. kestane kokuları gelir bir yandan, bir yandan simit kokuları. eğer siz yoksanız bu fotoğrafın içinde bir düğümlenme hissedersiniz boğazınızda, bir yutkunma ihtiyacı inceden.
başka bir şehirde olup bahar gelmişken hala istanbul hayalleri içinde olma durumudur.
bahar kokuları o şehre ait değildir, aslında hepsi istanbula aittir.
denizden gelen iyot kokusunda bile istanbul'u özlemek durumudur.
sırtın karıncalanmasıdır.
öyle bir şehirdir ki istanbul, bırak başka bir şehire gittiğinde özlemeyi odana girip yatağına uzandığında bile sanki ayrı kalmışsın gibi özlersin. ve "istanbul bozulmasın ki hep böyle özlenebilsin" der insan yaşadıkça. evlatları da özleyebilsin ister o insan. böyle bişeydir işte! kolay aşık olunur bu şehre, ama herkese yüz vermez o huyu kötüdür.
bıktım artık gidicem bu şehirden der insan. öyle bir an gelir ki, gidiyorsundur. son kezmişsine geçtiğin yollardan geçersin, adımlarını yavaş yavaş atarsın, hergün koşturduğun yollarda. denizine bakmak istersin doya doya. martıların kanadına takılıp, dolaşmak istersin masmavi gökyüzünde.
işte o an insan anlar; istanbul'u özlemenin ne demek olduğunu.
uzaklaştığım hiçbir zaman diliminde aklıma gelmeyen eylemdir. zira sokaklarında ölümün, caddelerinde trafik magandalarının kol gezdiği, balicisinin tinercisinin yol kestiği, yürüdüğünüz güzergahta ölüm deliklerinin olduğu bir memleketi özlemek akıl karı değildir.
eğer yaşayan bir "o" varsa sizin için istanbul'da kaçınılmaz olandır. ne yedi tepesi, ne boğazı, ne silüeti hiç birşey böylesine geçerli bir sebep olamaz istanbul'u özlemek için.
tamamen gazeldir.hiç bir insan beton yığınlarını ,su yollarını veya dağları-tepeleri özleyemez.biri istanbul u özlüyorsa özledikleri anılarıdır, yaşanmışlıklarıdır ya da istanbulda bıraktığı bir türlü kavuşamadığıdır.
insanın bir şehre ruhunu teslim etmesi nasıl bir şeydir.?
bedenini geri getirip; ruhunu, aklını, uzuvlarını, varlığını, yokluğunu bir şehre bırakması ne demekse istanbul'u özlemekte o demektir.
istanbul' u özlüyorum... o dertsiz, tasasız günleri... istanbul'a ilk geldiğim günlerdeki bilinçsizliğimi özlüyorum... haymana beygiri gibi ordan oraya koşturuşumu özlüyorum... geldiğim şehrin aslında bir köy olduğunu onu ilk gördüğüm zaman anlamıştım. (tabii bana göre dünyanın en güzel yeri hala) uçsuz, bucaksız bir şehir. yedi tepeli şehir.
halicinde akşamlar, tophane'de nargile, taksim'de gecenin bir yarısı, yalın ayak naralar ata ata dolaştığım o geceler. yurt odalarında mangal üstü ziyafetler. o soğuk, taştan maslak bile ne güzeldi... özlüyorum... ulus parkını, içilen şarapları, denizi resmeden ressamı, o resimdeki özgür günlerimi özlüyorum... istiklal caddesinde yaptığımız komik dansları, dibine vurduğumuz su şişelerini özlüyorum... cevahirin'in yanında korna sesleri olmadan eve yürüyüşümü özlüyorum. mecidiyeköy'deki marmara pastanesi'ni özlüyorum. kabak tadı vermeyen, o leziz pizzaları özlüyorum... conrad otelinin önündeki kalabalığı özlüyorum... potayı kırarcasına vurulan smaçları özlüyorum... üniversite şenliklerini özlüyorum... yıldız teknik üniversite'sinde bizi coşturan cem karaca'yı özlüyorum... arkadaşlarla toz toprak içerisinde hoplayıp zıplandığım günleri özlüyorum... ertesi gün finalin mi var, kimin umurunda. ortaköy sahilini özlüyorum... gitarın sesini özlüyorum... beraber söylenen şarkılar... ah o şarkılar! hiçbir konsere değişmeyeceğim şarkılar...çengelköy'ü özlüyorum. hayatı umursamadığımız pazar günlerinde fiko'nun kahvesinde yenilen çıtır simitleri özlüyorum.bahariye'yi,kanlıca'yı, çamlıca'yı özlüyorum. paşa'yı özlüyorum. samatya'da aslan sütüyle yenen nefis balıkları özlüyorum... ben o günlerimizdeki istanbul'u özlüyorum.
geçen gün arkadaşla istiklal cadde'sinde bana o dönemlerimi anımsatan neşeli kalabalığı gördüğümde daha iyi anladığım bunu. o zamanlar da kenarda iki kişi bizim için aynı histeydiler belki de. kimbilir!
istanbul'u en iyi denizciler özleyebilir herhalde. ambarlı, tuzla yada haydarpaşa limanından gecenin bir yarısı gemiye katılımışsınızdır.. gemi pervanesi dönmeye başlar, yavaş yavaş yol alır. bir süre sonra boğaza gelirsiniz vts'in iznini aldıktan sonra seylerseniz gecenin bütün güzelliği ile istanbul'u. boğazın iki yanındaki ışıklar, vızır vızır geçen arabalar.. hele yok mu o yıldız yokuşu.. aylarca bu görüntüye hasret kalabileceğiniz gibi, tam tersi pek çok kereler boğazdan geçip sevdiklerinizle istanbul'da dolaşamamak gibisi yoktur. gezeriz bütün dünyayı.. işte deriz, "benim yaşamak istediğim şehir bu." bir bakarsınız brezilya'dasınızdır, bir bakarsınız ispanya.. sonunda dönersiniz istanbul'a ve o müthiş özlemle haykırırsınız: "istanbul gibisi yok! burada doğdum, burada öleceğim"