birçok nedenden dolayı sürekli sıkışık olan bir istanbul klasiği. üstelik de sıkışıklığı gayet gözle görülebilir bir şekilde yıldan yıla artmaktadır. önemli bir noktada tarafımca yapılan bir gözlemle örneklemek gerekirse:
yıl 2000- iş çıkış saatlarinde e5 mecidiyeköy'den önce nadiren tıkanırdı. ulaştığı en son nokta da çağlayan-mecidiyeköy arası olurdu.
yıl 2001- e5'te trafik sıkışıklığı iş çıkış saatlerinde çağlayan civarına ulaştı.
yıl 2002- e5'te aynı saatlerde araç kuyruğu çağlayan-okmeydanı arasına ulaştı.
yıl 2003- e5 kuyruğu okmeydanı-çağalayan arasında kaldı. ilerleme gözle görülür biçimde olsa da okmeydanı'na ulaşamadı.
yıl 2004- kuyruk nihayet okmeydanı'na ulaştı,hatta halıcıoğlu-okmeydanı arasına uzamaya başladı.
yıl 2005- yoğunluk kendini aştı ve haliç köprüsü üzerinde trafiğin tıkanmaya başlaması doğal hale geldi.
peki bu büyük gelişimin önüne nasıl geçilebilir? tabi ki toplu taşımayla. ama bizdeki "yama mantıklı ondan in buna bin 50 kere aktarma yap" sistemi araç kullanıcılarını ne kadar çeker,tabi ki çekmez. o bahsettiğim kuyruk cevizlibağ'a kadar uzar,benzini biten araçlar için bidon içinde benzin satan satıcılar selpakçıların yanında yerini bulur.
karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakıp sonra yukarıya da bakılarak kontrol edilmesi gerekir. istanbul trafiği öyle bir trafiktir çünkü.
trafik ve sinyalizasyon alanında dünyaca ünlü bir şahsın bir akıl vermesi amacıyla türkiye'ye getirildiğinde çaresiz vaka olarak gördüğü kaostur. dünyanın birçok büyük kentinin trafik sorununu çözdüğü söylenen bu şahsın dediği en önemli şeylerden biri "istanbul halkı 10 yıla kadar hong kong halkı gibi yanında şişe taşımaya başlar" olmuştu. şişelerin taşınma amacının vücuda sıvı alma ihtiyacından çok vücuttan sıvı boşaltma ihtiyacından kaynaklanacak olması da olayın en vahim yönü.
çevre mühendislerine,şehir-bölge planlamacılara güvenilmemesi sonucu acayip bir kentleşmenin ve yoğun iç göçlerin şaşılmaması gereken sonucu. (bkz: altınyolda 100 yapan otobüs şoförü)
son günlerde tüm istanbul halkını çileden çıkaran olgudur. anadolu yakasında oturan bir insan olarak okul yolunda günde 4 saat geçirmemin yegane nedenidir.
hiç trafik sıkışıklığı olmayan yerde bile emniyet şeritlerinin düzgün yapılanmaması ve bizim ayı emniyet şeriti ihlali yapanlar yüzünden 20 dakikalık yolu 2 saatte alınabilme durumu (bkz: kendimden biliyorum) (bkz: kaynarca-pendik arası)
istanbul büyükşehir belediye başkanı tarafından, sırf 3. köprü yapılıp da rant elde dilsin diye suni olarak arttırılan dert yumağı. sıkışıklığa neden olan yol çalışmaları içinde dikkat ettiklerimin %90'ından fazlası sanki sadece trafiği aksatsın diye yapılıyordu
istanbullular olarak vazgeçilmezimizdir o bizim. her ne kadar sinir stres olsakta alışmışızdır ve onu hayatımızın bir parçası yapmışızdır. buluşmalarımız hep "trafik açıksa şu saatte orada olurum" vb.. diyalogları içermek zorunda kalmıştır.
onsuz bir istanbul düşünemiyorum.
ayrıca akşam trafiğinde çamlıcadan boğaz köprüsünün manzarası kırmızıları ve beyazları ile tam bir türkiye sembbolüdür. avrupa ile asya arasında ki kırmızı beyaz çizgi
istanbul da gittikce artan bir hal izleyen durumdur.sanki hiç bitmeyecek gibidir.artık bi gün herekesin bisikletlerle yola çıkmasına sebep olacak durumdur.
her yolun, çalışma kisvesi altında kazıldığı, 4 şerit otobanların tek tırmanma şeridinden, üstelik gidiş-geliş verildiği bir durumda zaten mecburi duracaksın, adına da istanbul diyeceksin.
hele ki ramazan mı geldi, daha bir güzel. orada yaşamayan belki televizyondan “istanbul için iftar vakti”ni ezanlar eşliğinde 19:38 görebilir ama garip bir diyardır buralar.
istanbul için iftar vakti 14:10'da başlar. erkenden yollara düşersin ki akşam trafiğine teğet geçesin diye. iki bedaş kazısı, bir “belediye yol kemçirme çalışması” derken iftarı direksiyon başında açarsın besmeleyle. eee dar zamanların vazgeçilmezidir radyolar istanbul’da. kanalları ve program saatlerini ezbere bilirsin, hangi şarkı kaçıncı kez çalacak diye sayarsın ömrünün en verimli ve veremli zamanlarında.
bir de çözüm için teoriler kurarsın; anti-gravity’i bulsan, seri üretime geçsen rahatlar mı bu trafik, yoksa yurdumun insanı ilk gökdelene bindirir mi diye.. yahut ışınlama kuramı gelişse araba fiyatları düşer mi hesaplayaraktan…
şehir içi trafiğinin saatte 30 km'den daha hızlı akmasının engellenmesi için çok da üzerine düşülmeyen sorun(muş). zira 30 km ile bir insana çarptığınızda mağdurumuz geçici sakatlık ile kurtarabiliyorken, 40 km ile çarptığınızda muhtemelen kalıcı sakatlığa, 50 km ya da daha yüksek bir süratle çarptığınızda ise ölüme yol açıyorsunuz.
tabiî istanbul'da çoğu zaman saatte 10 km'yi bile bulamıyorsunuz. asıl ilginç olan, delirtici trafiğe, sokakların araba galerilerine dönüşmüş olmasına ve her gün ölenlere, yaralananlara bakmadan, insanların manyakça hâlâ özel araçlara ve benzine para vermeleri ve 10 kişinin güvenle ve hızla yolculuk edebileceği alanda tek başlarına yolculuk ederek hem kendilerinin hem de ülkenin değerli zamanını öldürmeleridir. çevre kirliliğine falan hiç girmiyorum...
lüzumsuz özel araç sahiplerine allah'tan akıl, fikir; yayalara ise sabır diliyorum.