her yolun, çalışma kisvesi altında kazıldığı, 4 şerit otobanların tek tırmanma şeridinden, üstelik gidiş-geliş verildiği bir durumda zaten mecburi duracaksın, adına da
istanbul diyeceksin.
hele ki
ramazan mı geldi, daha bir güzel. orada yaşamayan belki televizyondan “istanbul için iftar vakti”ni ezanlar eşliğinde 19:38 görebilir ama garip bir diyardır buralar.
istanbul için iftar vakti 14:10'da başlar. erkenden yollara düşersin ki akşam trafiğine teğet geçesin diye. iki
bedaş kazısı, bir “
belediye yol kemçirme çalışması” derken iftarı direksiyon başında açarsın besmeleyle. eee dar zamanların vazgeçilmezidir radyolar istanbul’da. kanalları ve program saatlerini ezbere bilirsin, hangi şarkı kaçıncı kez çalacak diye sayarsın ömrünün en verimli ve veremli zamanlarında.
bir de çözüm için teoriler kurarsın; anti-gravity’i bulsan, seri üretime geçsen rahatlar mı bu trafik, yoksa yurdumun insanı ilk gökdelene bindirir mi diye.. yahut ışınlama kuramı gelişse araba fiyatları düşer mi hesaplayaraktan…
çok gariptir buralar, yaşamayana da anlatılmaz..