merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

istanbul türkçesi

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. zamanında bozulmamış, yöresel ağız ve lehçelerden etkilenmemiş gerçek türkçe olarak adlandırılan türkçedir. günümüze geldiğimizde ise, istanbul denen şehirde yurdun her köşesinden gelen insanlar bulunmaktadır. bu kadar çok insanın gelmesiyle istanbuldaki, kastedilen istanbulluların sayısı azalmış, neredeyse azınlık haline gelmişlerdir.
    bir yandan da radyo ve televizyonlarda sadece güzellikleri-yakışıklıklıkları ile program kapan sunucular, djler vjler derken; küçük çocuklara örnek olan insanlar bırakın istanbul türkçesini doğru konuşmayı, doğru dürüst cümle bile kuramayan insanlara dönüşmüştür. bu insanları örnek alan nesil büyüdükçe de sokakta da deeeeeermişim, diyosuun, kal geldi, oha falan oldum yanee diyen insanların artması da çok doğaldır.
  2. istanbul, eskiden istanbul'du. artık bir türkiye özeti, tası tarağı toplayanın kapağı attığı bir şehir oldu. bir zamanlar, istanbul beyefendisi vardı, istanbul türkçesi vardı, istanbul kültürü vardı; bir toplama kampı olarak değil, bir şehir olarak istanbul vardı.

    istanbul türkçesi iki arada kalarak ayrıldı aramızdan:

    1 - anadolu'dan gelen tüm ağız ve şivelerin birbirine karışmasıyla. siirt'te ikamet eden vatandaşımız kendi şivesi ile siirt'te konuşurdu. trabzon'daki trabzon'da konuşurdu. istanbul'da komşu oldular, iki ağız karıştı birbirine. ikisinin karışımı da, istanbul türkçesine karıştı.

    2 - yabancı dil konuşmak herkesin harcı değildi. yabancı dil bilenler türkçe'yi çok iyi öğrendikten sonra öğrenirlerdi merak ettikleri yabancı dili. zamanla herkes öğrenmeye başladı başta ingilizce olmak üzere çeşitli yabancı dilleri. türkçe'yi tam olarak kavrayamamış insanlar ingilizce öğrenmeye çalışınca birbirine karıştırdılar ikisini. ve kimi zaman "ben ingilizce biliyorum" havası için, kimi zaman da aceleyle konuşurken türkçesini bilmediği kelimenin yerine ingilizce kelime kullanmak istediği için iki ayrı dili birbirine karıştırmaya başlayanlar türedi.

    birinci madde sadece istanbul türkçesi'ne zarar verdi, diğeri ise türkçe'ye kökünden zarar verdi.

    türkçesini bilmediği için araya ingilizce kelimeler sokuşturanlar, bir yabancı dil öğrenmeden önce kendi dillerini çok iyi öğrenmeleri gerektiğini bilmeyenlerdi. fakat inatla bu şekilde davranmaya devam ettiler. çevrelerindeki ingilizce bilmeyen insanlara karşı bu bir nevi üstünlük belirtisiydi onlar için. "siz bilmiyorsunuz ama ben bu konunun ingilizcesini bile biliyorum" görüntüsü sunuyorlardı kendilerince. karşıdaki de durumu tam olarak kavrayamadığı için bu şekilde konuşanı kültürlü, bilgili sanıyordu. oysa bu şekilde konuşan bir cahil karakter, aynı konuyu bir ingilize anlatmaya çalışsa ortada kalırdı. çünkü ne türkçesi, ne de ingilizcesi yeterliydi derdini anlatmasına. yine de katkıda bulundular istanbul türkçesinin yok edilmesine, çünkü bilmeyenler de onlardan duydukları kelimeleri kullanmaya başladılar kendi çevrelerinde. tıpkı bir zamanlar oluşan fransızca kompleksi gibi ingilizce kompleksi türedi ve türkçesi varken ingilizce kelimeler kullanmak moda oluverdi.

    iki dili bir araya getirerek ortak bir tarzancayla konuşmak yeterince zarar verdiği halde, anadolu'dan ve diğer şehirlerden göç eden vatandaşlarımızın alıştıkları ağızla konuşmaları da bu tarzancaya eklendi.

    bu esnada dublaj türkçesi dediğimiz bir dil de ortalıkta dolanmakta ve içten içe kemirmekteydi türkçeyi. üç kuruşluk akıllarıyla korsan filmcilik yapan, milyon dolar bütçeli filmleri iki milyona işportada satan tipler, yarım türkçe, yarım ingilizce ve bol şive karmaşası içinde altyazılar ve dublajlar hazırlayarak dikkatlerden kaçan darbeler indirdiler türkçeye.

    bir de vj, dj ve karacahil ama sexy sunucuların konuştuğu, trendy kavramlar türedi. oha falan olanlar, öküzce bir espriden sonra deeeeermişim diye bayılanlar, yavşak yavşak konuşanlardan oluşan bu medya destekli sürünün konuşmaları pek tutuldu gençler arasında. hatta bu şekilde konuşanlar için tikky şeklinde bir sıfat bile çıktı ortaya.

    bu esnada internet bilgi kaynağı olmaktan çıkmış, geyik muhabbeti ve porno kaynağı olmuştu. chat ortamlarındaki konuşma tarzları da yansıdı günlük hayata, bu yansıma da karıştı istanbul türkçesine.

    sonuçta ortaya çıkan karmaşa o kadar büyük oldu ki, iki nesil birbirinin dilinden anlamaz oldu. hatta aynı yaştaki iki istanbullu bile birbirini anlamakta zorluk çekmeye başladı. istanbul türkçesi çoktan kayıplara karıştı, istanbul beyefendilerinin esamesi okunmaz oldu. eğer hala işaretlerle değil düzensiz de olsa cümlelerle anlaşabiliyorsak halimize şükretmeliyiz derim ben.
  3. tikilerin ağızlarını genisçe açmak suretiyle sarfettikleri 'baboli,kanka,ziyan tip,oha falan oldum'larla mahvolan,artık nadiren belli bir yaş grubu ve belli bir cevrede rastalanılan,eskiden bütün istanbul'da hakim olduğu iddia edilen şey...
  4. istanbul türkçesi

    “yeni lisan” ve “güzel türkçe” hareketlerinde deniliyordu ki: “gerek türkiye’de ve gerek hariçteki bütün türklerin umumi ve edebi bir lisanı vardır. bu da istanbul türkçesidir. çünkü türklerin dinî, millî, harsî merkezleri istanbul’dur. çünkü istanbul’da konuşulan türkçe son derece incelmiş, güzelleşmiş ve zenginleşmiştir.” fakat bu hakikat o vakitler iyice anlatılamadığından birçok muhterem ve değerli gençlerin şüpheli bir tavırla:

    —istanbul türkçesi hangi lisandır? diye gülümsedikleri görüldü. ve meselenin her nasılsa uzun ve sarih bir tarzda izah edilememesinden cesaret alan bir arap ve acem türkiyatçısı:
    —istanbul türkçesi mi? diyordu. işte o bizim yazdığımız lisandır. bizim terkiplerimiz bizim vasf-ı terkiplerimizdir.
    halbuki bu eski edebiyat lisanına karşı büyük bir iftira idi. o lisanı dünyada hiç canlı bir fert konuşmadığı gibi istanbul halkının yarısından ziyadesi de okuyup anlayamazdı.

    —istanbul türkçesi hangisidir?
    diye gülümsiyenlerin bir parça hakları vardı.
    evet, istanbul büyük bir şehirdi. hatta bir şehir değil. büyük olan üç büyük şehirdi*. artık burada konuşulan lisan tek bir lehçe olabilir miydi? hayır. her büyük şehir, her payitaht gibi istanbul’da da muhtelif sınıflar vardır. bu sınıflardan maada ermeni, rum, yahudi hemşerilerimiz vardır ki konuştukları türkçeyi kendi milli lisanlarının ahenk ve tecvidine, hatta biraz sarfına uydurarak adamakıllı bozarlar ve gayet tuhaf lehçelerin teessüsüne sebep olurlar. naşit bey gibi san’atkarlarımız, meddahlar gayr-i türk hemşerilerimizin bu tuhaf türkçelerini kendilerine sermaye yaparlar ve cidden, takdir olunacak incelikler gösterirler. naşit bey’in, bir ermeni mektebi müdürü tarafından tevzi-i mükâfat esnasında irad olunan ve “çursun seneler mukaddem...” diye başlıyan meşhur nutku hakikaten nefis bir eserdir.
    istanbul’daki gayr-i türk hemşerilerimizin lehçeleri şüphesiz doğru bir türkçe sayılmaz.
    sınıflara gelince bunlar eski mahallelerimizdeki ahşap evler gibi o kadar sıkışmış ve karışmıştır ki, birbirlerinden ayırt etmek pek güçtür. zaten “iş bölümü” de içtimai hayatımızda büyük ve derin çizgiler henüz çizemediğinden mevcut sınıfların lehçeleri arasında da pek büyük ve derin farklar peydah olmamıştır.
    biz şimdilik istanbul halkının lehçece şöyle bir tasnifini tecrübe edelim:

    1. ulemâ ve medreseliler, 2. terkipçiler, 3. münevver sınıf, 4. eskiler, 5. âlimler, 6. şairler, 7. avam ve külhanbeyleri, 8. münevver kadınlar, 9. gayrimünevver kadınlar.
    -1-
    ulemâmız ile medreselilerimizin tahsil lisanları münhasıran arapçadır. hayatlarının en uzun ve mühim kısımlarını büyük lisanın tahsili ile geçirirler. insan çok uğraştığı şeyi çok sever. medreseliler de bu çok iştigal neticesi olarak arapçayı kendi ana lisanlarından ziyade bilirler ve severler. lisan hakkında ne düşünseler bu arap zihniyeti iledir.
    hatta türkçenin sarfı bile vaktiyle arapça bilen ulemâmız tarafından arap sarfını takliden tasnif ve tertip edilmiştir. arap ulemâsı medreseliler, arapça muhabbeti ile, arapçanın tecvidini, irşadını, tertibini konuştukları ve yazdıkları türkçeye karıştırmışlardır eski ders kitaplarının çok atf-ı tefsirli tercümelerdeki üslup ile meramlarını anlatırlar.
    kimse onların söyledikleri söze istanbul türkçesi diyemez. çünkü arapçanın, kitabın karışıp doğurduğu bir lehçedir.

    -2-
    arapça, acemce terkiplere bilhassa o mahût ve manasız ve klişe vasf-ı terkiplere büyük bir kıymet veren edebiyatı ancak bunlardan ibaret zannedenler de konuşurken ağızlarından tek tük terkip kaçırırlar, ve:
    —müzeyyen, müzehhep, âli bir lisan konuşuyoruz derler. laflarını kimse anlamaz. terkiplerle, yangının nerede olduğunu sorunca, uşağının anlamayarak dua zannedip “amin...” diye mukabele etttiği efendi, bu zavallı sınıfçağızın tam bir enmüzecidir.

    -3-
    tahsil gören münevverler... ki memurlar ve muallimlerdir, lisanları biraz kitabet lisanına çalar. fikirlerini oldukça tabiileştirdikleri kitap üslubu ile ifade ederler. ifadelerinde çok klişe bulunur ve hiç harâret, telâtum, ânat yok gibidir.
    bu da tam istanbul türkçesi sayılamaz.

    -4-
    eskilerin konuşuşu şimdikilerden pek farklıdır. bu lisanın tahrirî nümunesi memduh paşa’nın son neşrettiği eserlerdir. onlar konuşurken tuhaf bir tedai sizin hayalinize çubuk, nargile, enfiye ve istanbulin gölgeleri getirir.
    “vay efendim, keyfiniz mütenehnih mi, mütenehnâh mı hazret!..” gibi sözleri kaç istanbullu söyler.

    -5-
    âlimlerin ifadeleri çok ıstılah ile dolu, cümleleri nesirvarî ve gayritabiîdir. dikkat olunursa anlaşılır. çünkü onlar süs için, gösteriş için lisanlarını değiştirmezler. belki zaruri bir mecburiyettir ki onlara böyle kesif ve ağır bir lehçe kullandırır. istanbulluların bu lehçeyle hiç alışverişleri yoktur.

    -6-
    şairlerimizden bahsetmiyeceğim. fakat eskilerinin “perestide-i kalbim ve ilh...” gibi o kadar soğuk sözleri vardı ki işitenleri dondururdu.

    -7-
    bizim avamımızın bizden pek ayrı bir lehçesi yoktur. kelimelerimiz hep birdir. cümlelerimizin teşkilâtı da keza... yalnız onların fikirleri basit olduğu için ifadeler de bizimkinden daha basit ve babayanicedir. ve uzun uzadıya tetkike layıktır. iki üç satırın içinde anlatılamaz, iki üç bakışla anlaşılmaz. ihtimal ki lisani vicdanın asıl sahipleri onlardır. onlar arapça ve acemce kelimeleri bilhassa terkipleri bozarlar. türkçenin selîkasına, tecvidine uydururlar. onların yaptığı bu tabii hareketi münevverlerin mütemadiyen tashih etmeye tehalük göstermeleri lisanımıza giren kelimelerin tamamiyle türkçeleşememelerine başlıca bir sebep olmuştur.
    sonra bizde ayrı ve mühim bir külhanbeyi argosu da yoktur. külhanbeylerin “dalavere, uçlandım, imanım, uç babatorik...” gibi yirmiyi otuzu geçmez tabirleri vardır ki azlıkları için tetkike bile değmez sanırım. bazı rumca kelimelerin karıştığı balıkçı ve tulumbacı türkçesinin göze çarpan en bâriz noktaları da kelimeleri, cümleleri değil; yalnız edalarıdır.

    -8-
    okumuş münevver kadınlar da bir dereceye kadar münevver erkekler gibidirler. temayülleri kitap lisanınadır. bildikleri bir ecnebi lisanının şivesini haberleri olmadan taklit ederler. yazılarında da bu temayül görünür. eğer kitap lisanının tesiri altında kalmasaydılar onların lisanı şüphesiz en nefis türkçe olurdu.

    -9-
    az okumuş, az münevver kadınlara gelince işte asıl lisanımızın vicdanı onlardır. onlar hiçbir kitabın, hiçbir suniliğin tesiri altında olmayarak altun gibi bir türkçe konuşurlar. ecnebi kelimeleri bozar bizim milli tecvidimize uydururlar. istanbul türkçesinin ahengi onların dudaklarında, lisanımızın sarfı onların sinelerindedir. eski milliyetperver muharrirlerden izmirli merhum nevzat, on yedi sene evvel türkçe yazmaya çalışıyor, yazdıklarının türkçe olup olmadığını anlamak için evvelâ az münevver olan annesine okuyor, onun anlamadığı kelimeleri çıkarıyor, beğenmediği cümleleri tekrar düzeltiyordu. nevzat’ın bu usulü hakikaten ilmî idi. çünkü kendi bildiği lisan, kitaplardan öğrendiği tahsil lisanı idi. tabii türkçeye pek benzemiyordu. halbuki yazmak istediği tabii türkçeyi bilen, ancak tahsil lisanının tesiri altına girmemiş olan annesi idi.
    * * *
    eğer biz bugün hakiki ve tabii istanbul türkçesini arayacaksak nevzat’ı taklit etmeliyiz. tahsil üslubunun, kitap lisanının tesirinden uzak kalmış istanbullu kadınların lehçesi tam istanbul türkçesidir. onların konuştukları kitap dili değil hayat dilidir. ve büyük milletimizin “lisanî dehası” onların selîkasında tebellür eder.

    (turan gazetesi, sayı: 1451, 10 kasım 1915)
    ömer seyfettin: bütün eserleri 16. türklük üzerine yazılar.
  5. istanbul türkçesi günümüzde tedavülden kalkmış durumda.gelicim,gidicim,yapıcim efendim şeklindeki konuşmaları artık duyamaz olduk.çünkü o insanların nesli tükendi.
  6. istanbul'umun dili

    annemin dili
    babamın dili
    istanbulumun dili
    istanbullumun dili
    istanbulumun efendisi
    hanımefendisi
    sokaklarımın bekçisi
    yoğurtçusu, balıkçısı
    can dilimi konuşanım
    canım benim
    ninnilerimi bu dil söyledi
    masallarımı bu dil
    bu dille duydum türkülerimi
    bu dille okudum şairlerimi
    "zalim beni söyletme derunumda neler var"


    asaf halet çelebi
  7. bu ülkenin istanbul'dan ibaret olduğu sanan kimselerin uydurduğu tanımlama.
  8. -lan olm nereye böyle akşam akşam yarraam!!
    -akşam-ı şerifleriniz hayrolsun efendim, nereye gitmektesiniz böyle?

    -hamdi kaaveye gelmiyo musun? okeye dördüncü ilazım ("i"ye dikkat)
    -hamdi bey bir mahsuru yoksa hep beraber bir yerlere gidelim, domino da oynarız muhterem

    -araap, lan araap kavuuunu siktiim 10 lira tosla lan, iddaa'da süper kupanum var yorrak ("o"ya dikkat)
    -selim bey size karşı çok mahçup oluyorum ama ay sonuna kadar 10 lira borç alabilir miyim acaba?

    -yok 10 lira falan sen önceki aldıklarını verdin mi sigişken, altılı da benim tüyo var olm bugün ben gömecem parayı
    -ne demek hikmet bey, darılırım vallahi böyle yaparsanız, ne zaman eliniz bollaşırsa verirsiniz. sıkılmayın lütfen

    -elif parayı bi bulalım isticem seni pederinden, bak o zaman nasıl verecek senin kel! ("kel"e dikkat)
    -elifciğim hele bir elim bollaşsın seni babandan isteteceğim, eminim babanla çok iyi anlaşacağız.

    -kankitsu, ot var mı ot tüttüm amına koduumun yerinde ya
    -cevay bey içmeyin şu tütün illetini, sizinle uzun yıllar dost kalmak isterim.

    birinciler gerçek, ikinciler rüyadır efenim. ("efenim" deyişe dikkat, zeki müren edası var)
  1. 1