|
|
- sunay akın'ın güzel eserlerinden sadece biri.
- sunay akın'ın tarih, coğrafya, felsefe, resim, edebiyat, sinema gibi birçok türde bilgiyi mermi büyüklüğünde dolu gibi yağdırdığı ve bunu da üstün bir beceriyle hayvanlara bağladığı kitap. lakin bu sebeple şahsım için oldukça yorucu ve sıkıcı olmuştur. hatta ''okuyun, okutun'' diyemeyeceğim tek kitap. ayrıca entel ayağı yapmak için de birebir. 5 sayfasını okuyup, bu 5 sayfa üzerinden 1 saat konuşma yapabilirsiniz. böyle ilginç meziyetleri de var.
- okumayanlar için kıyak yapayım dedim. işte hikaye hikaye şöyle özetlenebilecek kitap:
satılık papağan: ikinci abdülhamit'in başkadını nazikeda kadın odasında piyano çalmaktadır. kızı ulviye sultan da odanın köşesinde kibritle oynamaktadır. birden ulviye sultan alev topuna döner. annesi onu kurtarmak üzere atılır lakin oda hasır kaplıdır. alevler içinde kalırlar. olayın tek tanığı bir papağandır. papağan öyle ciyaklar ki hizmetliler derhal odaya akın eder. nazikeda kadın yaralı kurtulur, kızı ise ölmüştür. bunu duyan abdülhamit çöktüğü koltukta baygınlık geçirir.
yaralı balina: heybeliada'daki deniz okulu'ndan mezun olan ismail türe, kendi gibi gelibolulu olan bir genç kıza aşıktır. iki sevgili nişanlanırlar. fakat birbirlerini çok nadir görmektedirler. çünkü ismail, denizaltıda muharebe subayı olarak görevlidir. daha sonra nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretir. böylece çanakkale'den geçiş yaptıkları gecelerde haberleşirler. ''seni seviyorum'' türevi şeyler bunlar. tabi denizaltıcıların hepsi bu durumdan haberdardır. evlen şunla artık falan diye takılırlar. bir gün ismail'in bulunduğu denizaltı çanakkale'ye ulaşamadan naboland adlı isveç bandıralı gemi tarafından suya gömülür. çıkan ses yaralı balina sesi gibidir. arkadan gelen diğer birlik durumdan habersizdir. diğer denizaltının komutanı bahri kunt, işareti görünce ''herhalde şaşırdı kızcağız'' diyerekten, endişelenmemesi için ''seni seviyorum''a karşılık olarak ''ebediyete kadar'' der elindeki fener ile. o an için kimse ismail'in öldüğünü bilmemektedir.
kız kulesi'ndeki köpekbalığı: kız kulesine yapılan haksızlıklardan bahsediyor burada sunay akın. neden restoran varmış, kadınlar süslenip püslenip oraya gidince utanmıyorlar mıymış falan filan. bir de marmara'daki usta balıkçıların köpekbalığı yakalayışı anlatılır.
istanbul'un fare kapanı: yine kız kulesi, marmara'nın buzlarla kaplanması, james bond gibi bağımsız birçok konudan bahsediyor kendisi bu bölümde. asıl hikaye ise alkmini adlı gemi ile yunanistan'a sığınan bir genç ile ilgili. kirkor nazlıkiyan, geçimini fare kapanı satarak sağlamaktadır. sevgilisi urania ile birlikte küçük evlerinde takılmaktadırlar. fakat bu gencin asıl kapanı yunan sivil savunma örgütü içindedir. urania, bir yunan teğmenine aşık olur olmaz, sevgilisinin asıl adının fevzi olduğunu ve onun planlarını bir bir anlatır. ispiyonlar*. fevzi kamacı'nın türk casusu olduğu anlaşılır anlaşılmaz, fevzi hemen ''sevgilim beni terk etti bunalındayım'' demeye başlar etrafına. sonra da birden ortadan kaybolur. herkes onun intihar ettiğini düşünür. sonunda fevzi'ye ne oldu bilmiyoruz. tarihte sır olarak kalmış bu. *
leylekler geçerken: hasan tahsin'in emperyalizme karşı açtığı direniş yolu anlatılır bu bölümde. olay hapishanede serçe beslemesinden , eli silahlı heykelinin üstüne konan kuşlara kadar gider. yılmaz güney'in de hasan tahsin'i canlandırmak istediği anlatılır. bir de yunan donanması izmir'e gelirken, yunan komünist partisi üyesi gemiciler, gemi içinde bildiri dağıtmışlar. daha sonra da aynı gemide asılarak denize atılmışlar. onları da anmalıymışız.
savaş ve ressam: dolmabahçe'de bulunan savaş resminde ölü yunanlılar kamufle edilmiş. ileriki yıllarda ülkeler arası gerginlik oluşmasın diye. bunu öğrendik bu bölümden. asıl hikayede ise savaş resimleri yapmak için ülkeye gelen italyan ressamın yanına nöbetçi olarak dikilen hasan rıza ile ilgili. italyan adam resmini yapar iken, hasan birden adama bir kağıt gösterir. adamın portresini oracıkta yapmıştır. ressam çok etkilenir. hasan rıza da ressam olmaya karar verir. sonraki yıllarda edirne'de tablolarını kurtarmak uğruna ölür.
istanbul şövalyesi: marmara denizi'nde köpekbalığının yanısıra kılıçbalığı da varmış. ilerleyen hikayelerde fok da olacak misal. değişik işler bunlar. kılıçbalıklarının eti de lezzetliymiş. bu bölümde bunu öğrendik.
sırtı yanan zürafa: milos venüsü adlı heykelin (paris'in afrodit'e verdiği elma vs bu hikaye biliniyor) fransızlar tarafından alınıp louvre müzesi'ne konulması anlatılıyor. yorgo bettonis adlı bir çiftçi tarlada buluyor heykeli. sene 1820. sonra heykelin kavgası başlıyor işte. bu kavga esnasında heykelin kolları kopuyor. bu kolların neden olmadığı düşünülüyor sonraları. salvador dali, heykelin kollarının afrodit'in üzerindeki çekmeceleri açmak için kullandığını düşünür. her çekmecede ayrı bir ruh hali yatıyordur. bunu tasvir ettiği resminde de arka fonda sırtı yanan bir zürafa vardır.
zürafa kent: istanbul'u gezen şairlerden biri istanbul'u zürafa kente benzetir. cami minareleri ve kubbeler, yan yana resim çektirmeye gelmiş gergedan ve zürafa gibi gözükmektedir göze. münif tahir paşa var sonra bir tane. onun bahçesinde savaş gazileri bolca resim çektirmiştir çünkü bahçede bir zürafa heykeli vardır.
istanbul'da bir zürafa: abdi bey, üçüncü selim'in çok sevdiği şakacı bir insandır. sarayda takılır öyle. bir gün mısır valisi, birçok yere gönderdiği gibi istanbul'a da zürafa gönderir. zürafa heyecan ile karşılanır. abdi bey zürafanın üstüne bindirilir. ''bindik bir alamete gedeyoz kıyamete'' öbeği de esasen bu olay sonucu ortaya çıkmıştır.
niyazi bey'in geyiği: niyazi bey, ikinci abdülhamit'e karşı direnenlerdendir. dağlarda adamları ve bir adet geyik ile gezinir. abdülhamit rejimi yıkılınca ise istanbul'a geri döner. geyiği ise ''hürriyet geyiği'' olarak adlandırılmasına rağmen para karşılığı gösterilmek üzere letafet apartmanı'nın bodrum katına kapatılır. onu ziyaret edenler arasında refik halit karay da vardır. neden böyle bir şey olmuştur, bölümde bu sorgulanıyor.
ale lol os: tibet rahiplerinin duası olan ''om mani padme hum''un açılımı veriliyor bu bölümde. ayrıca ''k'i-lin'' adı verilen bir kutsal hayvandan bahsediliyor. çinliler bu hayvana fena halde hayranlık duyuyorlar, tasvirlerde ise bir zürafaya benzediği oldukça aşikar. birden seyir değişiyor. yusuf kamil paşa'ya uçuyoruz. yusuf kamil paşa, mısır valisi mehmet ali paşa'nın kızı olan zeynep ile evlenir. daha sonra yusuf'a hristiyan yanlısı falan diye iftira atılır. zorla boşandırılırlar. yusuf kamil paşa istanbul'a gider. zeynep de peşinden. orada tekrar evlenirler. hiç çocukları olmaz. hayır işleri ile uğraşırlar. üsküdar'daki hastanede mezarları bulunmaktadır. zeynep kamil semtinin ismi de te buralardan geliyor işte*. hikaye çat diye yine değişiyor. graham bell'in sevgilisinin adı ''alessandra lolita oswaldo''dur. her telefon açışta ismi kısaltır kısaltır; en son alo olarak kalıverir.
deniz kızı var da, deniz erkeği neden yok?: burda sunay akın'ın çocukluğuna, trabzon'da bir fuarda gördüğü deniz kızına gidiyoruz. ardından ressam magritte'ye uçuyoruz*. magritte (bu ressam erkek bu arada. isminden dolayı bayan sanmamalıymışız. sunay akın bu ressamı bu konuda kendisine benzetiyor. kader kurbanı gibin.) 13 yaşında iken annesinin göl kenarında intihar ettiğini görür. annesinin beyaz geceliği yüzünü örtmüştür. ressam, resimlerinde insan yüzlerini hep beyaz bir örtü ile örter bu sebeple. bir resminde de, deniz kızının baş kısmını balık, altını insan çizmiştir.
edebiyat dersinden uefa kupasına: ali sami bey edebiyat dersinde takımını kurar. bir takım hikayesi anlatılıyor yani. aynı zamanda ''karıncaezmez'' lakaplı bir galatasaray taraftarının yaşadıkları da bir bir sıralanıyor. kendisi maç esnasında takımı sadece elini kaldırarak selamlıyormuş. kendisinin destekleyiş tarzı böyle. taraftarlar sonra dövüyorlar onu ''la uğursuzluk getiriyorsun'' diye. stada sokmuyorlar. o da stadın dışından selam duruyor. kolunu kırıyorlar*. kolunu alçıya alıyorlar. adam hala selam duruyor. kolu kangren olunca da mecburen kesiyorlar. diğer kola ne oldu bilemiyoruz.
comasgi'yi kovalayan fok balığı: evet marmara'da fok da varmış zamanında. comasgi yanlış hatırlamıyorsam balonu ile semalarda süzülen bir adam. yolu ters bir rüzgar ile marmara'ya düşüyor. bu balonu da denizden bir fok balığı takip ediyor. comasgi de tırsıyor mütemadiyen. bitti. he bir de , sarıyer'de insanlar bir ara yavru bir fok balığına bakıyorlarmış. halk bayılıyormuş bu foka. sonra vapurla kazıklar arasında kalarak ezilmiş yavrucak. herkes üzülmüş.
yarış atları gibi: orhan veli öldükten sonra cebinde bir kağıda sarılı diş fırçası bulunur. kağıtta 12 adet sevgilisine yazdığı şiir vardır. fırçanın ıslaklığından dolayı mürekkep kaymıştır. aynı cepten bir de at yarışı bülteni çıkar.
denizatlarını korkutan tramvay: istanbul'da ilk atlı seferler çıkmıştır. atlı tramvaylar milleti ezmesin diye yandan da bir adam koşar. açılın çekilin lan diye. sonra atların boynuna çanlar asılır. atlar dellenir. aynı atlar, balkan savaşı sırasında ordu tarafından satın alınır. galata'daki ilk tramvaylar ise elektriklidir. 1968 yılında yüzlerce vagon yanyana dizilerek iettcilere kiralanır.
kuşlara yapılan haksızlık: göçmen kuşlar büyük okyanus'un belli bir yerine geldikleri zaman denize girip boğuluyorlar çünkü zamanında orada bulunan bir ada artık sular altındadır.
kuşların konservatuarı: kurbağalıdere'ye götürülen üstü örtülü kuş kafeslerinde kurbağa seslerini öğrenirler.
güvercin guruldaması: cumartesi günleri, çocukları göz altına alınan anneler taksimde oturma eylemi yapıyorlar. güvercinler de onları izleyip gurulduyorlar. (arada şiirler var.)
kaz kafalı diye kime denir?: yaban kazları ''v'' şeklinde uçmaktadır . çünkü kazları tedavi etmeyi kendine görev edinen 'v' baş harfli isme sahip olan çoban ölmüştür. onun anısına uçuyorlar yani. ayrıca yılmaz güney'in bir kaza aşık olan bir çocuğun filmini çekmek isteyişinden bahsediliyor.
yapamam diye bir şey yoktur: robert straud'un hapishanedeki hayatı piç bir gardiyanı bıçaklaması ile iyice kazana döner. sevdiği kadınla ve ailesi ile görüştürülmez. cezası müebbet hapse çevrilir. günlerini, hapishane kütüphanesindeki kuşlarla ilgili olan kitapları okumakla geçirir. kuşlarla ilgili makaleler yazmaya başlar. hapishanedeyken birçok ödül alır. hapishane avlusunda ve hücresinde birçok kuşun bakımını üstlenmiştir. kafeslerdeki talaşı idam sehpasının kerestelerinden elde eder. ünlü bir ornitolog olarak 74 yaşında ölür.
arslanların yanında olmak: sirk atığı arslanlar gülhane parkının kenarında toplanır. halk ise onlara yardımcı olur, onları besler. böylece aylar ilerledikçe orada bir hayvanat bahçesi oluşur.
tapirin neşesi: şair pablo neruda, kendini iri burnu ve küçük gözleri ile bir tapire benzetir. bir gün hayvanat bahçesinde bir tapir görür. görevli ''hayvanı hiç bu kadar mutlu görmemiştik'' der. özetle bu.
ali ozan'ın gözyaşları: bu bölümde köpeklerin istanbul'a nasıl hakim olduğu anlatılıyor. bir diğer yandan, ''hayırsız ada'' denilen adaya bırakılan sokak köpeklerinin dramı var. oraya bırakılan köpekler açlıktan birbirinin ölülerini yiyor veya bir vapur yaklaştığında denize atlayıp ardından boğularak ölüyorlar. ali ozan ise, resim dersinde köpek çizemediğini, sadece tasmasını çizebildiğini söylüyor babasına. babası da ''önemli olan tasmayı görebilmektir.'' diyerek avutuyor oğlunu.
amerika'ya ilk ve tek silah yardımımız deve!*: trabzonluların bir zamanlar deveye taptığını anlatılıyor. amerikalılar meksika'yı ele geçirince, kurak topraklarda taşımacılık için osmanlı'dan 30 deve satın alıyor. biz de madem öyle deyip, 2 tane hediye veriyoruz. hehe.
moskova sirki'ndeki ayı: sunay akın, bu bölümde birçok ayıyı anlatıyor. akgün akova misal küçükken ayağı yakılarak oynatılan bir ayı görmüş. o zamanlar bayılmış tabi buna. sonradan farkına varmış her şeyin. (akgün akova kitapta 6 ayrı yerde anlatılıyor. o kadar çok isim, mekan var ki arkaya dizin yapmışlar ahah.)
pelikan ve şair: ikinci dünya savaşı sıralarında, nazi kamplarından biri telle ikiye ayrılır. diğer yana hayvanlar doldurulur. bakımları yapılmaktadır ve çok iyi beslenmektedirler. insanların bulunduğu kısma da ''herkese layık olduğu!'' şeklinde bir tabela asılır. o insanlar arasında ünlü şair robert desnos da vardır. sonraları bir genç ve onun hemşire arkadaşı, fransız şairin adını listede görür.onu, ne kadar kurtarmak isteseler de artık çok geçtir. (şairin pelikan ile ilgili bir şiirine yer verilir.)
öldürülen eşin intikamı: eskimoların kabanlarında bulunan tüylü kısım, volverinin tüyünden elde edilmektedir. volverin ise, eşi öldürüldüğünde intikam için avcı klübelerine saldırması ile ünlüdür.
istanbul gergedanı: ''ve gemi gidiyor'' adlı filmde başrol oyuncusu bir filika ile denizin ortasında kürek çekmektedir. filikanın diğer ucunda ise bir gergedan vardır. başka kaydadeğer olay göremedim bu bölümde kusura bakmayın. ayrıca birçok hikayenin adeta ''yalan söylemiyorum bakın işte hepsi belgeli.'' dercesine birer resmi veya fotoğrafı kitabın arka kısmında bulunuyor. filmdeki bu sahnenin de.
washoe: bir maymun var adı washoe. ona bakan çift, bu maymuna işaret dilini öğretir. maymun, diğer maymunların arasına konulduğunda işaret dilini bilmediklerinden onlara ''pis maymun'' falan der yine işaret diliyle*. birçok nesneyi de kendine göre yorumlamaktadır. buzdolabına ''aç ye iç'' der misal. çocuğu ölünce ''o öldü o bitti'' işareti yapar. evlatlık çocuk verirler. sahipleri ise washoe'yu kendi öğrencilerine teslim ederler. çünkü bilimadamlarının washoe'yu ''düşünebilen insan dışı varlık'' olması sebebiyle folloş etmesinden korkmuşlardır.
(yazarken içim dışıma çıktı. kayıtlara geçsin.)
- kitabın sonunda hoş bir fotoğraflar bölümü de vardır. kısa öykülerden oluşan çok hoş ve akıcı, tipik bir sunay akın kitabı işte. 13. fotoğrafta çok hoş bir oktay rıfat göndermesi vardır ayrıca.
|