istanbulu gerçekten tanıyan bilen insanların istanbul ankara olacak inanışına sahip insanlara karşı beslediği fikirdir. öyle ki, yüzyıllar boyu imparatorluklara başkentlik yapmış 7 tepeli istanbul, her sokağı bürokrasi kokan bir memur kenti ile benzeşemez ve ileride böyle bir kentin benzeri olacağını düşünmek son derece yanlıştır. açılan iki lokanta kurulan 3-5 dernek ile boğaz kuğulu göle benzemez benzetilemez.
nasıl bir altyapıyla bu hale geldiğini ciddi ciddi merak ettiğim aforizma, içselleştirmenin dozaşımına uğradığı sahiplenme. şöyle bir diyalogla başlamış olabilir her şey:
- ya bu istanbul da git gide ankara'ya benzemeye başladı.
+ ne dedin sen?! ne dedin sen?! istanbul ankara olmayacak! asla! yakarım bu gezegeni, yakarım!
- allah allah ne kızıyorsun ya? hani boğaza lokantalar açılıyor dernekler filan kuruluyor ya, o yüzden şey etmiştim. gerçi şimdi düşününce dernek ve lokantalardan kuğulara oradan da istanbul ankara benzetmesine nasıl geçtiğimi hatırlayamadım.
+ öldürürüm lan seni! memurlar var orda! göl yapıp içine kuğu atarak kendilerine boğaz yapabileceklerini sanan yivranç memurlar var orda!
- bak hiç böyle düşünmemiştim, özür dilerim valla.
+ lafını bil de konuş, edepsiz! kuğu gölü var onların, boğaz yok! deniz yok, yedi tepe yok, bağdat caddesi yok, arnavutköy yok, kuruçeşme yok, paraları yok, pulları yok!
- yalvarırım ağlama. valla hiç benzemiyor iki şehir, ha belki istanbul izmir'e benzemeye başlamıştır ama ankara'ya asla!
+ allah belanı versin! boğaz var mı lan izmir'de? bir iki vapurla körfez boğaza benzemez, benzetilemez!