roma ne bir gecede inşa edildi ne de bir gecede kaybedildi.
batı dillerinde "
barbarların istilası" diye bir kavram var. bu kavramın oluşmasında elbette roma'nın düşüşünün etkisi büyüktür.
şöyle ki:
roma, uzunca bir süre hem ekonomik, hem idari hem de askeri anlamda tam anlamıyla muhteşem bir sistem oluşturdu* ancak ardı arkası kesilmeyen barbar akınları karşısında romalılar'ın yapabileceği hiçbir şey yoktu. içsel dinamiklerle zaten çökmekte olan imparatorluk barbar akınları karşısında çaresizdi zira romalılar barbarlar karşısında birçok çatışmayı kazanabilmelerine rağmen günün sonunda savaşı kaybettiler ve barbarlara karşı kaybedilen son çatışma aziz roma'nın tabutuna çakılan son çivi oldu.
barbarlar roma'ya girdiğinde gerçek romalılar zaten roma'yı çoktan terk etmişti. roma'da kalanlarsa köleler, köylüler ve işbirlikçilerdi.
gerçek romalılar, roma'nın kızkardeşine sığındılar yani costantinople!
hem araplar hem de kuzey avrupalılar roma'yı çok rahat alabilecekken almadılar zira bu tarihteki en aptalca sefer olurdu. roma'da bulabileceğiniz tek şey sefalet olurdu ama eğer güzeller güzeli constantinople gidecek olsaydınız sizi şehrin kapılarında "medeniyet" karşılaycaktı. bu sebeple zaten dönemin en güçlü devleti olan arap imparatorluğu defalarca bu muhteşem şehri almaya çalışmıştı.
tarih, constantinople'nin sonunu göstediğinde
fatih sultan mehmet** gibi bir dahi kendi şansına gülücükler saçıyordu.
şehir fatih'in ellerine düşünce bir zamanlar çobanların keçilerini üzerinde otlattığı
colosseum'dan derin bir "ah!" nidasının yükseldiği rivayet edilir.
*: "muhteşem" derken sistemin mükemmeliğinden söz ediyorum yoksa sistem iyi miydi yoksa kötü müydü gibi anokronik ve dahi ahistorik bir tartışma peşinde değilim.
**: bu hakkında pek az şey bilinen osmanlı sultanının hayat hikayesinin yazılması,
halil inalcık hocanın en büyük projesiymiş ama hoca artık iyice yaşlandığı için rafa kaldırmak zorunda kalmış. bakalım ne zaman birileri çıkıp taşın altına elini sokacak...