"sevabı,günahı,çilesi,eğlencesi...herşeyiyle...tek yaşanılası yer!ev...yurt...ana kucağı gibi sıcak...gerçek aşk...nasıl anlatabilirim ki daha?kelimelrin kifayetsiz kalması böyle birşey olsa gerek..." dedirten hal.
bu şehrin içinde biriken acıyı ve umudu düşününce insanın kalp atışlarının birdenbire hızlanmasıdır. öyle büyük bir enerjidir ki var olan insan çarpılıp kalır içine girince. nice sevişmenin yatağı, nice doğumun beşiği, nice terk edilişin harabesi, nice yok oluşun mezarı bu şehirdedir. anılar kütle kütle ayağına çarpar insanın. istanbula aşık olmak zordur.
(bkz: mutlu aşk yoktur)
sabah kaltığında havanın ne olacağını kestiremediğiniz zamanlarda içinizden saysanızda inatla yola çıkmaktır yolda yürürken saatinize bakıp ha .iktir diyerek az sonra kaçıracağınız otobüse doğru koşmaktır, işte tam yetiştim diyerekten rahatladığınız bir anda yağan yağmurla trafiğin felç olmasından dolayı otobüste yaşayacak duruma gelmenizdir tabi yaşlı teyzeler ve amcalar buna izin verirlerse, her şeyi atlatıpta günün sonlarına doğru geldiğinizde ya kalın giyindiğiniz için terlemektir ya da ince giyinildiği için üşümektir fakat asla küfretmemektir, gece olduğunda yolunuza çıkan tüm uygunsuz otobüs saatlerine ve kırolara rağmen eve gittiğinizde kendi kendinize gülmektir.aşk mı?
umutsuz aşklardan bir tanesidir kanımca. onunla olamayabilirsiniz ama onsuz hiç olamazsınız. onun sizi sevmesi için devamlı bir nakit akışına ihtiyacınız vardır. yoksa uzaktan uzaktan manzaralarını havasını ve sadece yakınında olmayı seversiniz. sürekli içinizde bir umut vardır. bir gün o da size tüm istekleriniz karşılayacak bir hayat verecek diye ama vermeyebilir bunu da bilirsiniz. bazı zamanlar en mantıklı davranışın aslında kapıyı çekip çıkmak olduğunu düşünürsünüz. gençliğinizi, hatıralarınızı, birlikteliğinizi arkanızda bırakıp uzaklara gitmek. ama hiç bir zaman o cesareti bulamayabilirsiniz. teşbihte hata olmaz köpeği olmuşsunuzdur. görmeden bir gün geçirmek fikri bile acı verir, bırakıp gitme cesaretini bulamazsınız. havasına suyuna dengesizliğine sıcaklığına o kadar alışmışsınızdır ki, ilişkiye ara vermek sadece içinizdeki özlemi tetiklemekten öteye gitmez. koşa koşa dönersiniz bazen acı çekeceğinizi bile bile. haketmediğini düşündüğünüz kimselere sunduklarını görünce nefret edersiniz ama bu nefret de aşkı körüklemekten başka işe yaramaz. kabullenirsiniz. uzaktan seversiniz onu çoğu zaman. yıllar geçtikten sonra belki o sizin kim olduğunuzu bile bilmeyecektir ama olsun. istiklal caddesi'nde yürürken zihninde istanbul'la sevişme hayali bile güzeldir. boğazı görmeden geçirilen bir günün ne kadar kıymetli olabileceği şüphelidir. zaman geçer, bağımlı olursunuz en kötü hallerine bile. ne gelecekse ondan gelsindir. ne kadar umutsuz dahi olsa aşktır işte. vazgeçemezsiniz.
daha ufacık bir çocukken 22 saatlik yoldan istanbula gelirken annene yalvarmaktır "noolur beni boğazdan geçmeden önce uyandır" diye... ve yaz tatili bitipte eve döndüğünde 1 hafta kendine gelememek, özlemek, günlerce ağlamaktır çocukluğuna rağmen..
aşkı işteş bir eylem belleyenleri; dert değil derman eyleyenleri; bir silah misali ille de bir metaya-bir vücuda yönlendirenleri, velhasılı kelam koskoca bir dünyayı tenzih ederek söylüyorum tabii. o kadar iyimserim!
ayrılmadan önce "çok sıkıldım, çok yordu beni bu şehir.. daha sade yaşamalıyım" deyip kaçılır..
kilometrelerce uzağına kaçılır.. daha sade bir hayat yaşar insan..
"oh be rahatlık varmış" derken gün gelir, istanbul akla düşer..
anılarınız canlanır kafanızda birer birer.. derin bir "ahh" çekersiniz..
bir dakikalığına ışınlansam da görsem diye saçmasapan düşünür durursunuz..
orda bıraktıklarınız, kendinizden ibarettir..
anlarsınız aşk'tır istanbul.. ne kadar kaçarsan kaç peşinde, yüreğinde, yeni dünyanda, içki şişende, acında, mutluluğundadır o..
hasret bitmedikçe büyür işte o sevda..
hayatınızdan gidenleri tek tek anarsınız bir gece.. en çok özlemini duyduğunuz terkettiğiniz olur belki de..
bir boğaz sefasının ardından eve gelindiğinde arkada çok sevilen birini bırakmış terk etmişçesine üzülmek gibidir. her gün o köprüsü, vapuru, tarihi yapıtları,caddeleri,tramvayı,sahilleri görülmesine rağmen bakmaya doyamadığını fark etmektir her seferinde. doğup büyünmesine rağmen içinde hala şehirlerin en güzeli görmek, kim ayıracakmış beni şaşarım diyerek gel seni bir kucaklayayım be istanbul demek istemektir.
''binbir direkli haliç’inde akşamlar
adalarında bahar süleymaniye’nde güneş
ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
istanbul''