|
|
- yeni başlayan öğrencilerin ilk haftayı amfi arayarak geçirdikleri, öğrencilerin sıkıntıdan hergele meydanında futbol maçı yaptıkları, tadilat çalışmalarının her daim sürdüğü, kantinden çay alınıp bahçede oturulması keyifli okulum.
- salaş,köhne,kasvetli diye tabir edilebilecek bir yapısı bulunan, bazı çevreler tarafından sadece edebiyatçı yetiştirildiği sanılan,bir yılda 5000 tane ders gösterilen,30'u aşkın bölüme sahip olan,yılda en az bir kez biber gazı sıkılarak kokusu değiştirilmeye çalışılan,kantindeki çalışanların pek bir eğlenceli olduğu,ısınma problemini 50 yıl sonra doğal gaz mucizesiyle bu yıl çözen güzide fakültemiz.
(sahaf, 17.04.2006 02:58)
- üç beş kademe güvenlikten geçerek içeri girmenin, sırat köprüsü geçmek kadar usandırıcı olduğu, ilim irfan yuvası.
- sürekli, ikinci kattan aşağıya "maaaaaarrrrxxx*" diye bağırırsam anında yukarı birkaç insanın geleceğini ya da "engels, lenin! yaşasın sosyalizm!" diye aksiseda olacağını, tahmin ettiğim fakültedir. çok merak da ediyorum yahu, bir gün deneyeceğim.
- iü de okuyup farklı fakültedenseniz içeri girmeniz epey zordur fakat güvenlik görevlileri kafalamanız ve bidahaki gelişinizde hoş geldiniz demeleri pekde zor değildir.o sur gibi binanın içinde araştırdığınız en abidik kubidik olayda bile binlerce belge bulabileceğiniz muhteşem fakülte. (bkz: başımızdan eksik olmasın)
- "yaaa şu beyazıtın bahçesiyle, edebiyat fakültesinin havası birleşse ne güzel olur beeeaaaa!" deriz biz istanbul öğrencileri.. enteresan bir havası olan bu fakültenin, kırık dökük merdivenleri ve yüksek koridorlarını, büyük amfilerini herkes hayranlıkla izler.. "hergele meydanı" en meşhur yeridir.. her an devrim kıvılcımı çıkacakmış gibi bir havası vardır.. üniversite okunduğuna dair en güzel betimsel izler bu fakültededir.. mutlaka görün derim.. bahçesinden, hergelesinee...
- o kadar güzel o kadar şahane bir fakültedir ki, kantinine sigara dumanından giremez, bahçesinde oturacak yer bulamazsınız. amfi kıtlığı yüzünden 5 güne 1er ders serpiştirirler bu yerde. nedense de sabah 8.45 de ders yapmaya bayılır bu fakülte. yani bir gidin görün derim ben... hatta eziyet çekmek istiyorsanız ilk tercihinize yazın. okuyanlar da okullarını bıraksınlar bir daha öss ye girsinler. eee ne de olsa köklü üniversite*
- fen ve edebiyat fakültelerinin aynı bina olmasına rağmen, fen kapısından edebiyat öğrencilerini almayan, zorla veya acele ile girmeye başlayıncada, 'erken gelseydiniz, siktirin giden' diyen güvenlik amirine mensup, yılda ortalama 2 kere çevik kuvvet çıkarmasına sahne olan, eski püskü ve korkutucu olsa da , her türlü özgür düşüncenin fink attığı, üniversite gibi üniversite, bir de hergele meydanı var, çok şahane yer, bahçesi de avlu gibi yoksa avlu mu ?
- binayı öğrenmek tam bir işkencedir. yapı fazlasıyla büyük ve kasvetlidir. sürekli olarak bir yeri arasınız sonuç nafiledir çünkü bir türlü aradığınız yeri bulamazsınız. sürekli kaynayan cadı kazanıdır desek yeridir. okulun önünde sağında solunda içinde polisler ( daha doğrusu çevik kuvvetler) mevcuttur. ayrıca fen fakültesinin kapısından edebiyat fakültesi öğrencileri, edebiyat fakültesi kapısından fen fakültesi öğrencileri alınmaz! oysaki ikisi birbirne bağlıdır.
bir avlusu vardır ki kediler fink atar. yazın bahçede sere serpe oturulur, keyifle çay ya da kahve yudumlanır. üniversite ortamı olarak şahanedir.
- mimari yapısıyla insanı dehşete düşüren bina. sadece istanbul'un değil, medeniyetin en eski yerleşmelerinden birinin üzerine kurulmuş, her türlü eksiğine, sıkıntısına rağmen güzel bina, güzel okul. içindeki bölümler, zamanında türkiye'nin bir numarasıydı. hala da hatırı sayılır kürsülerdir. bir zamanlar türkoloji, efsanevi hocalarıyla efsanevi şahsiyetler yetiştirdi; havasını duymak hala mümkün. efendim bir ingiliz filolojisi, bir fars filolojisi bugün hala konuşulan efsaneler olup unutulmazlar sınıfına çoktan girmişlerdir. ez cümle: bu okul ve bina türk modernleşmesinin temel taşlarından biridir.
- edebiyat fakültesinin binasının da tarihi kapısı kadar eski sanılmasına karşın aslında o kadar eski olmadığı görülen fakülte. heybetiyle göz korkuttuğunu söylenebilir. tabi orda öğrenci olanların bakış açısı farklıdır sanırım.
(şerbet, 14.04.2007 11:41 ~ 11:41)
- kışın soğuktan donduğumuz yazın ise buharlaşıp bir avuç su olma yolunda emin adımlarla ilerlediğimiz kıymetlimis,fakültemis
ayrıca bu fakültenin kantininde satılan simitli kaşarlı biberli besin öğesinin tüketiminin intaharla eş anlama gelir..zira biberler çok acıdır...itinayla öyle bir yerleştirilmişlerdir ki o acı hem kaşara ,hem simite karışmıştır...sonuçta her daim simit atılır milli hasılaya zarar verilir ister istemez.(deaftones, 15.06.2007 02:37 ~ 11.12.2007 19:23)
- kışları gerçekten de kutup havası veren hatta kaban üstüne palto modası ile yüzlerce arnold görünümlü, sümüğü burnunun ucunda donmuş insana ev sahipliği yapan fakat yazları içinden çıkmak istenilmeyecek serinliğe sahip olan, action severleri her an eğlendirebilecek potansiyele sahip, en üst kattan mükemmel bir marmara denizi manzarası sunan, amfilerinde dahi sigara içilebilen, alanında türkiyenin en iyi ve aynı zamanda en burnu havada hocalarını barındıran (istisnalar olacaktır elbet) içimde kendisine karşı aşk mı nefret mi ne olduğunu anlayamadığım hisler uyandıran, son derece zevkli!! insanlar tarafından seçilmiş mutfak karolarıyla süslenen amfileriyle, tüm denemelere rağmen yakılamamış olan ve de bitmek bilmeyen okulum.(bkz: oh be rahatladım)
- bir zamanlar yerinde zeynep hanım konağının bulunduğu büyük ve ihtişamlı binasıyla, yüksek tavanlarıyla, efsane hocaların ruhlarının dolaştığı bölüm koridorlarıyla, geniş ve korkutan merdiven aralıklarıyla, 1930'lar alman nasyonal sosyalizm mimarisini insana tüm çıplaklığı ile anlatmasıyla (karanlık bölmeler, keskin geometrik bloklar, içeride kalan dışa açılan kapılar...), akademik olarak güçlü kürsüleriyle, dil-tarih-coğrafya fakültesiyle birlikte sosyal bilim geleneğinin köklü temsilcisi ve öncüsü olmasıyla, dünyada kurulan ikinci sosyoloji kürsüsüne sahip olmasıyla, nazi zulmünden kaçan alman öğretim üyelerine ev sahipliği yapmasıyla, çoğunluğu anadolu'nun binbir köşesinden gelen yoksul öğrencileriyle, sık aralıklarla çıkan öğrenci olaylarıyla, hemen her dem girişinde bekleyen çevik kuvvet otobüsü ile, pek sevdiğimiz dekanı prof. korkut tuna hocamız ile, alçakgönüllü ihtişamı ile ülkemizin güzide fakültelerinden, istanbul üniversitesi'nin seçkin fakültelerinden bir tanesi. ziya gökalp'in, halide edip adıvar'ın, ahmet hamdi tanpınar'ın, ismail tunalı'nın, baykan sezer'in, murat belge'nin....fakültesi.
- her ne kadar bu muazzam fakültenin tamamına yakınını çözmek koca bir senemi almışsa da, her ne kadar her kışını buz gibi soğuk havasında ve tir tir titreyerek geçirmişsem de, her ne kadar senenin sıcak zamanlarında okulun doğal soğutma sisteminden çarpılarak ani hava değişikliğinden ötürü grip, nezle türü üst solunum rahatsızlıklarına uğramışsam da, her ne kadar sonu gelmez gösteriler ve bitip tükenmez polis bekçiliklerine şahit olmuşsam da ve her ne kadar "anlat anlat" bitiremesem de hala, ilk günkü gibi içini gezerken heyecan duymama engel olamadığım çok sevdiğim ve gurur duyduğum ne olursa olsun her zaman seveceğim karizmatik fakültem.
- bölüm farkı nedeniyle aynı yere çıkan iki kapıyı öyle içinizden geldiği gibi ya da yolumun üstü deyip kullanamayacağınız mantığın sınırlarının zorlandığı fakülte.
- "ulan napsak da bu zibidi öğrencilere zarar versek" diye düşünen yönetim kadrosunun, kış soğuğunun başladığı bu günlerde okulun pencerelerinde pimapen sistemine geçiş kararı almasıyla, hem şantiyeye hem de buzdolabına dönen fakülte. amfi önlerinde biriken eski pencere çerçeveleri, kalaslar, kırık camlar.... zaten ısınmayan taş binanın, sökülmüş, kırılmış pencerelerinden içeri süzülen serinliğin tek faydası öğrencilerin daha sıcak ilişkiler kurmasına olan katkısı. bir de pencereleri sökmekle ve takmakla görevlendirilmiş kişilerin "kıble ne tarafta" diye öğrencilere danıştıktan sonra, amfi 10 önündeki merdiven boşluğuna çuval serip ortalık yerde namaz kılmaları var ki, noluyo lan burda dedirtmiştir.
- sınavla, zeka özürlülerin öğrenci işlerinde memur olarak göreve alındığını anlamış bulunduğum fakülte.
tam finallerin bitimine yakın, benimle birlikte birkaç arkadaşın daha transkriptinde hata yaptıklarını öğrendik biz bunların. durumu anlatınca ilk olarak "zamanında gelseydiniz" cevabını aldık sanki hatayı biz yapmışız gibi. biraz daha zorlayınca "programın hatası, bizim değil" cevabına, biraz daha masaları yumruklanınca "danışmanınızın görmesi lazımdı ama" cevabına, tükürükler saçarak sinir krizine girdiğimizi görünce "hocalarınızın da hatası var, şu şu dersleri size seçtirmemeleri lazımdı" cevabına geçen bi öğrenci işleri kadrosu bu bahsettiğim. hafife alınacak gibi değil yani. hakikaten seçme bi kadro olduğu belli. en sonunda da "kayıt zamanı zaten anlaşılırdı onu siz söylemeseniz de" diye bi angut kuşu öttü suratımıza baka baka. kayıt zamanı gelecekmişiz, onlar durumu anlamış olacaklarmış ve biz götümüze baka baka ayrılacakmışız okuldan kayıt olamadan. senin ağzını yüzünü sikerim orospu çocuğu dememek için dudağımın yarısını yedim.
sonra baktık bu gerizekasızlara laf anlatmak imkansız, dilekçeyle olayı resmiyete döktük birini öldürmeden. bugün tekrar öğrenci işlerine gidip bi sonuç çıkmış mı diye öğrenelim dedik, gittik öğrenci kalemine. gittiğimizde, kayıt olma hakkı esasında olmayan fakat bunların dosyayı incelememesinden kaynaklanan bi hata ile kayıt edilmiş bi arkadaşın kaydını siliyorlardı (arkadaşın, durumdan haberi yok, zira hem kendisi yabancı uyruklu hem de bu da öğrenci işlerinin bilmesi gereken bir durum). bu insan yarım dönemdir derslere girmekte, sınavlarına girmiş, bitirme şevkiyle uğraşmakta olan bir insan. kendisine nasıl bir açıklama yapacaklar merak etmiyorum, zira açıklama şekillerini gayet net anlamış bulunuyorum.
neyse içeri girdik ve henüz dilekçelerden bi sonuç çıkmadığını gördük. zaten bu denyoların iş yapmamalarından, yaptıklarını da ellerine yüzlerine bulaştırmalarından gerilmiş tipler olarak, o anda önündeki bilgisayarda oyun oynayan bi memur ve diğer bir bilgisayarda da kendisine bluetoothtan şarkı indiren bi temizlik işçisini görünce iyice dumurlardan dumurlara yol aldık. hadi oyun oynayan memur her yerde var ama üstünde "seven temizlik a.ş." yazan mavi önlüğüyle, öğrencilerin notlarının kaydedildiği bilgisayardan kendisine şarkı yollayan temizlikçiyi görünce "ebenizin amı artık" düşüncesiyle, belki uğur dündar'a veririz diye kameraya kaydettik. baktık hakkımızı alamıyoruz, kameraya kaydedildiğini anlayan görevlilere üç buçuk attırarak eğlenme yoluna gittik pisliğine. eminim bu gece uyumaları epey güç olacaktır. videoyu sarı bi dosyanın içinde vhs kaset olarak dekanın kapısının altından bırakmayı düşünüyorum.
(bkz: sözlüğe içini dökmek)
(bkz: bir ülkenin boka battığının anlaşıldığı anlar)
- (bkz: @2554994)
- girişindeki mermerlerinin aşındığı pek bir kasvetli,soğuk,gece dolaşmanın .öt isteyeceği,4 senemin geçtiği okul.
ilk senemizdeki kış nasıl bi taraflarımız dondurmuştu yahu zatürre olacaktık resmen.
amfi 10 önündeki masalar klasik buluşma noktamızdı.
sigaralarımızı içerdik bir güzel sonra yasakladılar tadımız kaçtı,bahçede takılır olduk.
meşhur hergele meydanı nasıl da duruldu son senelerde.
okula yeni başlayanlar için tam bi muammadır,adım başı amfi soran bi çaylak öğrenciyle karşılaşırsınız ama haklı yavrucaklar mübarek labirenti aratmıyor.
güzel dostlarla buluşmamı sağlayan ve yaşamın keyifli anılarını depoladığım okulum işte...
- vize haftasında sınıfların boyandığı gerizekalı okul.
aslında o kadar saçmalığın yaşandığı yerde hala okulumu seviyorsam benim gerizekalı olmam lazım bi yerde.
(bkz: çelişki)
|