istanbul şiirleri   

adana çık aradan

  1. istanbulu dinliyorum

    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali
    önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    yavas yavas sallaniyor
    yapraklar, agaçlarda;
    uzaklarda, çok uzaklarda,
    sucularin hiç durmayan çingiraklari
    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.

    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
    kuslar geçiyor, derken;
    yukseklerden, sürü sürü, çiglik çiglik.
    aglar çekiliyor dalyanlarda;
    bir kadinin suya degiyor ayaklari;
    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.

    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
    serin serin kapaliçarsi
    civil civil mahmutpasa
    güvercin dolu avlular
    çekiç sesleri geliyor doklardan
    güzelim bahar rüzgarinda ter kokulari;
    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.

    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
    basimda eski alemlerin sarhoslugu
    los kayikhaneleriyle bir yali;
    dinmis lodoslarin ugultusu içinde
    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.

    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
    bir yosma geçiyor kaldirimdan;
    küfürler, sarkilar, türküler, laf atmalar.
    birsey düsüyor elinden yere;
    bir gül olmali;
    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.

    istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
    bir kus çirpiniyor eteklerinde;
    alnin sicak mi, degil mi, biliyorum;
    dudaklarin islak mi, degil mi, biliyorum;
    beyaz bir ay doguyor fistiklarin arkasindan
    kalbinin vurusundan anliyorum;
    istanbul'u dinliyorum.


    (bkz. orhan veli kanık )
    (cyberboy, 05.03.2004 21:03)
  2. orhan veliden
    istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı
    (ceko, 11.03.2004 15:25)
  3. sevdiğim kadın istanbul gibi olmalı
    fethi zor,fatihi tek
    (dr conners, 11.03.2004 15:26)
  4. canım istanbul

    ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    onu istanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    içimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    o benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    ay ve güneş ezelden iki istanbulludur.
    denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    istanbul benim canım;
    vatanım da vatanım...
    istanbul,
    istanbul...

    tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
    bulutta şaha kalkmış fatih'ten kalma kır at;
    pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    her nakışta o mana: öleceğiz ne çare?..
    hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    beyoğlu tepinirken ağlar karacaahmet...

    o manayı bul da bul!
    ille istanbul'da bul!
    istanbul,
    istanbul...

    boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
    oynak sular yalının alt katına misafir;
    yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    her akşam camlarında yangın çıkan üsküdar,
    perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    cumbalı odalarda inletir "katibim"i...

    kadını keskin bıçak,
    taze kan gibi sıcak.
    istanbul,
    istanbul...

    yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
    eyüp öksüz, kadıkoy süslü, moda kurumlu,
    adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
    her şafak hisarlarda oklar çıkar yayından
    hala çığlıklar gelir topkapı sarayından.
    ana gibi yar olmaz, istanbul gibi diyar;
    güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    gecesi sünbül kokan
    türkçesi bülbül kokan,
    istanbul,
    istanbul...

    necip fazıl kısakürek
    (gölgeningücü, 28.04.2007 10:53)
  5. istanbul

    sevgisi içimde yaşayıp duran
    nazlı güzellerin şirin istanbul
    hayali kafamda hükümdar süren
    görmez gözlerime görün istanbul

    ortasında deniz kenarlar kara
    bu dünyada cennet olmuş kullara
    mehtapta sandallar ne hoş manzara
    sahildir yayladır yerin istanbul

    gemilerin gelir peşi peşine
    şöhretin yayılmış hudut dışına
    ayrı bir güzellik başlı başına
    sevgi muhabbetin derin istanbul

    fatih mehmet sultan temeli kurdu
    ondan sonra oldu türklerin yurdu
    edirne'den gelen o büyük ordu
    ayyıldız bayrak nurun istanbul

    denizler kilidi boğazların var
    dünyaya haykıran avazların var
    yılmaz türk ordusu şahbazların var
    ferah tut gönlünün serin istanbul

    dünya güzelliği sendedir mevcut
    hususi özenmiş yaratmış mabut
    herkesin gönlünde vardır bir maksut
    halis türk maksadın varın istanbul

    edipler şairler yetişmiş sende
    ehl-i aşklar yanmış tutuşmuş sende
    bir aciz kimseyim veysel'im ben de
    seversen olayım yarin istanbul


    aşık veysel şatıroğlu
    (gölgeningücü, 28.04.2007 11:05)
  6. bir tohumdan daha az değil
    fatihin büyük güvercin kanatları
    meleklerin sık aralıklarla
    dokunduğu toprak
    güzel buyruklar
    gürbüz havalar
    boğaziçi bir akımdır
    bir akan sudur
    nice dergahlar
    dinler gibi nabzını
    yeni doğan çocukların
    yamaçlarda mezarlıklar
    sever gibi bazıları
    açık havada gömülmeyi
    çocuklar topkapıda
    sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
    rahlelerde kur'an
    tefsir
    arapça
    farsça
    dikkatle önünü iliklemede
    padişah ve şehzade
    açılıyor dev bir kapı
    dikiliyor dev gibi bir sütun
    sütun başı sütun ayağı
    dibinde dilek şikayet sahipleri
    birer gürz gibi sağ ellerinde
    iradeleri
    bir ellerinde arzuhalleri
    oğullarım
    dikkat edin
    hak yemeyin
    oğullarım
    mümkündür
    topal bir karınca
    mihnettir
    oğullarım
    mümkündür ki
    bir baş kesilir avluda
    akın, akan kanla
    cihangir
    taş yokuşlar
    eyüp
    sıla sıla medine
    acı
    bu tortu
    karartır camları
    yorar küpleri
    en berrak sular bile
    ve kapanıyor saray kapısı
    saklanıyor
    sarı sarı altınlar
    korkup
    şimdi birden eminönü kalabalığı
    kimseyi tanımazsın
    kıyafetinden
    yüz çizgisinden
    katil efendi
    hırsız baş köşede
    haksız haklı
    şer belalı
    örtünmüş güneş
    çoktandır, yüzü nerde
    ya o ay
    kara bir zıbın biçmiş kendine
    bir düş
    o buyruk
    şefaat
    gürbüz hava
    o güzelleri istanbulun
    dönüyor demir teker


    cahit zarifoğlu
    (gölgeningücü, 28.04.2007 11:06)
  7. istanbul
    asma köprülerin
    halatlarıyla bağlı ellerini çözerek
    gökdelenlerin arasından
    seni kurtarmak isteyen çocuklar
    örgüt kurmasın diye
    arka bahçeli
    bütün evlerini yıktılar istanbul
    (mavisubirikintisi, 28.04.2007 11:29)
  8. (bkz: alınyazısı saati)
    (gölgeningücü, 01.05.2007 16:42)
  9. bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
    bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır
    bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
    hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
    bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
    bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır
    altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
    el-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır
    her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
    her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır
    insaf değildir ânı dünyaya değişmek
    gülzarların cennete teşbih hatadır
    herkes irişür anda muradına ânınçün
    dergahları melce-i erbab-ı recâdır
    kala-yı meârif satılır sûklarında
    bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır
    camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
    ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır
    mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
    kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
    ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
    germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır
    hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
    derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır
    şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
    evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır
    nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
    istanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır
    kûh-sarları bağları kasrları hep
    güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır
    istanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
    maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır
    ..........

    (bkz: nedim)
    (ışığım ve gölgem, 01.05.2007 17:06)
  10. (bkz: sis)
    (aytok, 01.05.2007 17:15)
  11. serkeşistanbul

    yediveren güllerinde serpildi nazende ruh
    yedi nefes kutsadı yedi kafesli gökleri
    sevecen avuçlarına alıp yedi kandilli ufku
    yedinci şehzade okşadı yedi tepeli mahremi

    efsunlu sularda titredi karasevdalı mehtap
    urum eli dilberlerinin koynunda alazlandı küllenen ateş
    yedi atlas ahenge büründü
    yedi renge gömüldü batmayan güneş

    çıkmaz sokaklarında yürüdü ürküten nara
    yedi kıtaya senin dilinden seslendi ferman
    mavi küllerinde yandı yedi belalı hürmüz
    yedi kaytan bıyıklı civan

    iktidar artığı prenslere mesken oldu yedi kulen
    yedi zincirli kapı-yedi dert mabedi duvar
    yedi deniz ortancası ada-yedi prangalı zindan
    farkında olmadın çöllerde yanan
    dağ çiçeklerinde açmadan solan binlerce sefil hayatın
    ey! gariban enselerde boza pişiren kibirli saray
    şimdi ödemektesin diyetini görkemli saltanatın

    sultan guslüne mazhar necefli maşrapaların artık saralı
    salaş meyhanelerinde sabahlayan gecelerin serkeş
    havan-toprağın-graffiti abidesi izbe keneflerin paralı
    altın boynuzuna sığınan billur sularına def-i hacet
    beleş

    frenk yağına bulanır ebruli bakış
    yabanıl nağmelerle öpüşür çifte zümrütlü gerdan
    eklektik makyajlara yenik düşer elifli kirpiklerin
    yasak sevişlere utançlı sultan soylu beden
    direnme abazan fukaralığa
    saygıyla eğil
    iffetli tenindi talan edilen
    asla ruhun değil

    murat aydın doma
    (harbegidensarısaçlıçocuk, 01.05.2007 17:17 ~ 26.06.2007 10:42)
  12. hüznün şehrindeki yedi tepeye düşen gözyaşı,
    kederin kırmızı çiçekleri,
    ey ulu grinin maviye çalan denizi,
    özlememek mümkün mü seni?
    (tınmaz melaike, 03.07.2008 23:49)