yeni kurulan hukuk fakültelerinin soğukkanlı bir kapkaççı edasıyla birçok kaliteli hocasını apardığı ve kalanların bir kısmının da emekli olarak veya ölerek tasfiye olduğu okulum. bazıları da rektörle anlaşamamaktan ileri gelen bir istifa eylemi gerçekleştirmiştir. kalan hocalardan ve asistanlarından bazıları ise hala okulun kalite seviyesini bir düzeyde tutabilmek adına canhıraş çalışmalar yapmaktadır. bu şahıslar bu fiillerinden ötürü tebrik edilesi, takdirname verilesi, anıtı dikilesi kimselerdir. ancak bir noktadan sonra "eeeeeh ben mi kurtaracağım bu okulu" diyerek kendilerini bu çabalarından emekli etmelerinden korkulmaktadır.
girmesi kadar çıkması da zor olan,il han özay,semih gemalmaz,haluk burcuoğlu gibi değişik hocaları içinde barındıran,dört senede bitirme oranının oldukça düşük olduğu okulum.bahçesi kışın çok güzel bir hal alır,30 yıl öncesi mezunlarının ''aaah aaahh bizim zamanımızda bu ağaçlar küçücüktü''diyaloglarına maruz kalmak içten bile değildir.
mezun olanlardan ziyade saç ekim merkezlerine para kazandıran okul.
bu bölümde diğer bölümlerdeki gibi uzun saçlı öğrenci göremezsiniz. saçları gür olanlar sadece müstahdemlerdir.
öyle madem üniversteliyim saç uzatayım diyemezsin. ben kazandığım sene uzatmaya çalıştığım saçlarımı döküldüğü için kestirdim, kel olmamak içinç iki senedir saçlar 3 numara geziyorum.
ayrıca hukukçuların çemkirgen olmalarının sebebi de bu okulun; tüm güzelliklerini, vakitlerini ve neşelerini çalmasıdır. kitap okumaktan gözünüz bozulur, kamburunuz çıkar; dertten kederden saçınız dökülür. abbaaoouuuvvww geldiğinize geleceğinize pişman olursunuz.
geniş bir daireye yayılmış olan kampüsün muhtelif yerlerinde sırf benim saydığım tam 5 kapısı varken biz öğrenciler bunun ancak birinden(ana kapı) bir de üsttekilerin keyfi olursa esnaf kapısından girebiliyoruz. o da şanslıysak!
süleymaniye tarafından gelip,esnaf kapısından girip derse yetişme hayali kurarken bir anda kapının kapalı olduğunu farkedersiniz. sabahın köründe sıcak yataktan kalkıp geldiğiniz yetmiyormuş gibi bir de normalde 30 saniyede gideceğiniz sınıfa,attığınız koca beyazıt turu yüzünden 15 dakikalık tempolu yürüyüşle anca varırsınız. işin komiği kimse size önceden ne kapının kapanacağını haber verir ne de bir sebep belirtir. kapıdakilere sorduğunuzda ise siklemez bir bilmiyoruz cevabıyla yetinmenizi beklerler. bu böyle 4 yıldır sürer gider. aslında ayrı bir heyecandır tabi,her sabah ulan açık mı kapalı mı heyecanı gerilimi az şey midir? şu sıkıcı ve monoton hayatımızda bir renktir esasen!
dalgın bir şekilde koridorlarından geçerken bir anda sağınızda ya da solunuzda (yöne göre değişir) nizami sıraya girmiş barikatlı 20-30 polis görebileceğiniz mekan.
ilginç kavgalar döner.
amfileri de yazın püfür püfürdür.
ankara üniversitesi hukuk fakültesi ile beraber türkiye'nin en iyi hukuk fakültesi olarak gösterilen devasa amfileri ile ünlü, yakın zamana kadar siyasi olayların en fazla yaşanandığı, mesut parlak sayesinde siyasetin bitirildiği ilim irfan yuvası.
1999 yılında mezun olduğum, okuduğum dönemde türkiye'nin en iyisi olan, 1 numaralı anfisine girdiğimde hala tüylerimi diken diken eden okulum. iyi ki okudum dediğim güzüide fakülte.
komşu fakültemizdir, kimi hocalarının bizim fakülteye gelerek derslere girdiği fakültedir. ayrıca, yine bizim fakültenin kurucu yedi öğretim üyesinin, zamanında mensubu oldukları fakültedir. bir bakıma, bizim fakültenin anası, babasıdır ve mayasıdır. beynelmilel fakültedir.
okula ilk girdiğimizde daha kafadan saim üstündağın 4 sınıftaki icra-iflas dersi bir yana okulun tüm dersleri bir yana diye korkutulan okul.. ama her ne hikmetse icrayı tek sınavda verdik.. çünkü saim üstündağ emekli olmuştu..
birde semih gemalmaz efsanesi vardı ama oda o dönem yurtdışında olduğu için iyi yırtmıştık..
galiba bizim dönem çok şanslıydı..
sahasında top oynadığım, yemekhanesinde yemek yediğim sonrasında arka bahçesinde süleymaniyeyi seyrederek dinlendiğim; okul bahçesi, beyazıd meydanı, sahaflar, uzunçarşı yolu ile eminönüne inmeyi oradan kadıköy akşam vapuruna binip derslerin yorgunluğunu temiz boğaz havası ile geçirmeyi çok özlüyorum..
birde final dönemlerinin öldürüsüye temposunu.. fotokopiler, kitaplar, sabahlamalar, uykusuluk, nescafe, beyazıd kütüphanesi, sahaflar, filiz kitabevi, yeni anfi vb.. bu bile özleniyor be..
biz okurken, var olan öğretim görevlilerinin artık bir bir diğer üniversitelere dekan ve rektör ve hatta ösym başkanı olduğu zamanının en azametli fakültesi. orada okuyorum denmesi bile yeri geldiğinde ekstra saygı görmenize yol açardı..
'istanbul üniversitesi hukuk fakültesinde okuyorum' demek gurur vericidir..bilmez herkes ne durumda olduğumuzu atıp tutarız genelde.(bkz: dışı seni içi beni yakar)
okulun adı sıcaktır da içi soğuktur.hocaları çeşit çeşit ve çeşittir,hiçbiri birbirine benzemez.
öğrencileri büyük ölçüde sol görüşlüdür bir de sağ görüşlüler ve görüşsüzler vardır.hele bir de ileri görüşlüler vardır ki naparlar nasıl yaparlar bilmem 4 senede bitirirler okullarını anneciklerinin babacıklarının yanına sıcacık yuvalarına dönerler ve hayatlarına başlarlar.ben ve benim gibiler de onlara bi anlam veremez
'öğrencilğimin bitmesini istemiyorum' 'istanbul'u seviyorum'
'sindire sindire okuyorum.ne var??' gibi bahanelerle uzattıkça uzatır ve okuldan 7 senede mi 8 senede mi atılacaklarını,hangi dersi verirlerse aynı sınıfı 3.kez tekrar etmeyeceklerini,çok çalıştıklarını ama hocaların çok zor sorular hazırlamasından kaynaklı f aldıklarını,hangi hocayla not için konuşulup konuşulamayacağını, sınavdan önceki gece taksim'de bilmem nerde ne kadar eğlendiklerini,okulun bahçesinin ne kadar güzel olduğunu ve tam 5 sene derse hiç girmeden bahçede oturup kahve kola çay içebileceklerinin mümkün olduğunu, 4-4,5 senede bitirenlere gıcık olup daha fazla nasıl çemkirebileceklerini,bi türlü veremedikleri bilmem ne dersinin ne kadar anlamsız olduğunu ve hukuk fakültesinde niye okutulduğuna anlam veremediklerini,okulu bitremediklerinde kızların zengin koca bulup bulamayacağını ve erkeklerin acemi birliklerinin acaba nereye çıkacağını tartışıp dururlar.
aslında herşey daha 1.sınıftayken başlar,nasıl alışırsan öyle gider.
eşşeklik bizim eşşekliğimizdir..
yürüyün koçlarım yürüyün 4 seneliklerim kim tutar sizi.
allah cezanızı verecek.
ömür törpüsüdür. "siz türkler nasıl diyorsunuz" diye konuşan alman hayranı hocaları barındırır, öğrencilere hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmiş bir kamu hukuku profesörünü barındırır. vize final döneminde bile siyasi gruplar kavgayı bırakmaz. ama büyük kapısından çıkınca tam karşıdan deniz görülür ki hiçbir şeye değişilmez.
hukuk okumak isteyenlerin ilk tercihlerinden biriyken pek çok insan dururken öğrencisi olmak isteyen kendi üniversitesini kötülemek alışkanlığından hem okuyup hem laf söylenmesini anlayamadığım yer. bırakın gidin o zaman.
türkiye'nin en iyi bir kaç hukuk fakiltesinden biri. iü beyazıt kampüsündedir. sırtını rektörlüğe, bir yanını siyasal*'a vermiş halde, geniş, uzun bir yapıdan ibarettir. bir kısmında da iktisat fakültesinin eski amfileri bulunur. siyasallılarca kıskanılan çok güzel bir şadırvanlı bahçesi vardır (sayısallılar'ın da geniş, güzel, havalandırmalı kantinleri hukuktakiler tarafından kıskanılır, o da ayrı hikayedir.).
gürültüsü, patırtısı eksik olmaz. siyasal'da toplaşıp huku'a, hukuk'ta toplaşıp siyasal'a, siyasal- hukuk arasındaki itfaiye (yangın) kulesine açılan yolda toplaşıp rektörlük'e yürümek, eylen yapmak, en sakin günlerin bile vazgeçilmez aktivitelerindendir.
hukuk'un hocalarının bazıları siyasal'da da ders verir. misal, idare hukuku hocası prof. zehreddin aslan, hukuk'tan gelip siyasal'da ders veren hocalardandı, hatırlıyorum.
anlaşıldığı, anlaşılacağı üzere hukuk, siyasal'ın yeri geldi mi anne- babası, yeri geldi mi abisi, kardeşi, arkadaşı gibi bir şeydir. onlar yoldaştırlar aynı zamanda. ne kadar siyasal okumuş olsam da, bu sebeple, bir anlamda manen de olsa kendimi hukuk fakültesi'nin de bir parçası saymam bundandır.
tabi bu kendimi hukuk'un bir parçası sayma eyleminde, o fakülteyi bu tembellikle nasıl bitirdiğini anlayamadığım ablamın da katkısı yok denemez. sınavlara girmek ve bizzat imza verilmesi gerekli işlemleri yürütmek dışında, öğrenci belgesi almak gibi, notlara, sınav takvimine bakmak gibi türlü işleri ablam namına o fakültede ben yerine getirdiğim için, kendi fakültem kadar tanıyıp bildiğim bu fakülteyi de benimsemem, normal olan olsa gerektir.
an itibariyle kontanjanı 450 den 820 ye çıkan 2006 da mezun olduğum ve halen master yaptığım güzide fakülte. ahşap koltuklu anfileri, tuvaletlere komşu kantini, çalışmayan mikrofonları ile bir başkadır. biraz rutubet bolca da tarih kokar. havuzlu bahçesinde sabahın erken saatlerinde oturup, suda yıkanan kargaların kanat çırpışlarını ve eminönüne yanaşan vapurun sesini duymak giderek alışkanlık yapar, kıymeti biraz da mezun olununca anlaşılır. mütevazidir, gösterişi sevmez.
2. dönemde anayasa hukuku kürsüsü ikiye bölünmüş. tek numaralı öğrencilerin dersine de ferman demirkol girecekmiş. bize de anayasa hukukundan geçeceğimiz için timsah yürüyüşü ile sevinç gösterisi yapmaktan başka birşey bırakmamışlar.