türkiye'nin en iyi şairi olduğuna kalıbımı basacağım, büyük ve kibirli şahsiyet. şahsından maada irdelenmesi gereken, şiirleri istidadının ne denli yüksek olduğuna kanaat getirten, düşünceleri aydınlanma gereksinimi olarak ve de büyük bir türk düşünürüymüşçesine okunması gereken şair/yazar/filozof.
"başım açık saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim"
şiirin bu bölümü güzeldir.en azından ben seviyorum
akıl almaz yazarlığı tartışılmayacak boyutlardadır ve bunu onu seven sevmeyen herkes kabul etmiştir. fakat kendisini sivrilten yazarlığı değil sisteme olan karşıtlığıdır. neredeyse kabul görmüş bütün kalıpları eleştirmiştir. mükemmeliyetçidir ve bunu göğsünü gere gere söylemekten çekinmez. çok ilginç savları vardır. (bkz: allah türkleri özel yaratmıştır)
bana en çok şiirini ezberleten rüzgarda yürürken kalabalıklara girerken yağmurdan kaçarken hafızamda çakan şiirleri yazan bir zamanların büyük şairi.temel aldığı dünya görüşünden çok düşünce sisteminden dolayı sivrilen kitaplarında referans olarak zikrettiği kaynaklar her zaman ufuk açıcı olmuş büyük değil ama her zaman ilgi çekici kalabilmiş düşünür hatta filozof.
incir yarpuz karamela/lahavle vela kuvvete illa billah!
bu ülke insanının zihniyetini biraz olsun yola koymak için elden ne gelmişse yapmış olmasına rağmen yine bu ülke insanı tarafından her zaman anlaşılmamakla cezalandırılıp yok sayılmaya kalkışılmış yüzyılın türkiyesindeki en büyük kanaat önderidir. en son olarak islamcıların iktidardaki kapitalizm şatafatından parsayı kapmaya çalıştığını( özellikle akp iktidarından sonra ) görünce islamcılıktan vazcaydığını ve düzen içerisindeki oyun bozancılığını tekrardan yineleyerek müslüman kalmayı becerebilmiş şahsiyet abidesi. şiirlerinin bir klasik olarak kalabileceği tartışılabilirse de bu ülkede kendini tekrarlamaktan öteye gidemeyen ikinci yenicilerin bile ağzını açıkta bırakacak kadar kelimelerin heykeltıraşıdır....bir yusuf masalı adlı şiir kitabı geleneksel şiirin modernize edilerek hal yoluna konulmasıdır..münacaatı insanı yerlere serecek kadar aşkidir.bu münacaatı ezberleyerek yakarışta bulunma isteğim şiiri ilk duydudğumdan beri içimde alevlenip durur. başıcu kitabı üç mesele olsa gerektir.zira üç yüzyıldır batının teknik, bilim ve modernizmiyle kendini geri ve aşağılık olduğunun kanaatine inanmış islam coğrafyasına bu aşağılık kompleksinden kurtulmanın çarelerini vermektedir. bu coğrafyada doğupta eli kitap tutacak kadar olanların ismet özel okumadan göçip gitmeleri ciddi bir rahatsızlık kaynağıdır ...
hayatı şiir okumakla geçmiş adamlarca dahi şairliği üzerinde tartışılmaya mahal bırakmayacak kadar şairdir ismet özel., gel gelelim birkaç şiirinden sonra asla okumayacağım şairler arasında da yerini almıştır. ama bu tarz davranışlar ne onun şairliğinden bir şey götürür. ne de benim şiirden anladığıma ya da anlamadığıma işaret eder., ayrıca bir şairin sol yanlısı, sağ yanlısı, yan yanlısı tarzı yaklaşımlarla anılması da ne kadar acıdır., ve hatta sadece bahsedilen kesime hitap edildiğinin düşünülmesi. nazım hikmet okurken aldığım zevki, necip fazıl okurken de alıyorum ben. küçük iskender in şiirlerini acaip seviyorum., ama eşcinsel de değilim halbuki., rimbaud okurken, onun tabii olduğu şartlara tabii olmam gerekmiyor., ismet özel okuyacak olsam solcu ya da sağcı olmam gerekmediği gibi., onun şiirlerini okurken bu adam geçmişte ne yapmış, ne yapmamış gibi başkasının yaptıklarını kendi vicdan terazimde tartmamın saçma olduğu gibi. ideolojiler arasında sıkışmış ve herşeyi bildiğini sanan bünyelerin anlayamayacağı şeylerdir bunlar. şiirler ve şairler., işte bu anlaşılmamış şairlerden de biridir.,bir garip ismet özel.
"altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan
çiçek alıp eve götürüyoruz
bunun bir delilik olduğunu bile bile
en ıssız duyguların ucunda karakollar
asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde
külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu
gözler kısılıp bakılıyor bize .
biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.”
bu dizelerin sahibine nasıl şair değildir denilir bilemiyorum ismet özel elbette şairdir son büyük şair denir kendine haklı olunan yerlerde çoktur..işte burda en büyük sorun devreye girer şiir bazen öyle büyür ki şairden çıkar onun değildir artık ismet özelin böyle çok şiiri vardır..burda ne şiire ne de şaire bok atmamak gerekir..
belki türkiyedeki en iyi şairlerden biridir.. hiçbir şiirini okumadım. onun sesi benim yaramı dağlıyor.. o seslerini yaşatabiliyorken ve o sesi sivas katliamı için "oh olsun" diye yeniden sarf edebiliyorken, benim, gözümde değil sadece ta yüreğimde bir şair ağlıyor demektir..
yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
- yaşama!
- ya bileydim?
yazar: mıydım
hiç: şiir.
erbain kitabının başında yer alan bu şiir onu en iyi anlatan şiirler(in)den biridir..
ismet özel ara ara ilginç çıkışlar yapar ortalığı savurur..nuriye akman'la üç gün süren bir röportajı yayınlanmıştı zaman gazetesinde; üç günün sonunda neredyse hiç olumlu tepki yoktu hakkında..
yeni kuşak gençliğini tavlayabildiğini düşündüğüm şair.
kırk tilki dolaşır ismet özel'in kafasında, kırkının da kuyruğu birbirine değmez.
oktay rifat; "yazar hayatı boyunca kendini arar" der; ancak; elinsaf! ismet özel, bugün 68'in devrimci, toplumcu edebiyat damarından milli gazete yazarlığına değin geldiği yerde, insanın tinsel hususta ve bir sanatçı olarak edebî yaşantısında geçirdiği ani ve keskin değişimler eliyle dikkat çekici deneyimler sunan birisi olarak "kendini arama"nın ötelerinde cevaplı soru işaretleri(!) hasıl oldurabiliyor şükür!
'68 kuşağı'nın ülke indinde yaratmış olduğu atmosferden etkilenip "devrimci genç şairler savaş açıyor" adlı edebî tartışmada ikinci yeni'yi yerden yere vurmanın hem devrimci edebiyat hem de bir 'güzel' olarak sanat cihetinden anlaşılır bir yanı olabilir elbet. üstelik daha önce kendisi de 'ikinci yeni' tadında şiirler yazıyor olmasına karşın! ataol behramaoğlu için yazdığı "yıkılma sakın" adlı şiirde faşizmin zorluklarına karşı dik durmayı ve onurlu olmayı salık vereceksin; "evet, isyan" diyeceksin ancak çok geçmeden 12 mart darbesiyle yelkenleri suya indirip, en masum ifadeyle 'çark edip' "islami cephe"de saf tutacaksın. bu bile makûl bir durumdur. her kim ise her insan dünya görüşünde farklılıklar yaşayabilir, diktatörlüğün acımasız saldırıları karşında dayanamayabilir; ancak saf değiştirip geldiğin, beslendiğin, kuvvetle muhtemel elinin kalem tutuyor olmasına en büyük katkıyı sunmuş devrimci membaa saldırmak, hele hele sivas katliamını gerekçelendirebilecek kadar kendinden geçmek bir sanatçıya(!) yakışık kalan bir durum değildir. başka başka durumlara hizmet eder.
islami kesimin başka örnekleri de bulunan bu durum karşısında, ismet özel'i de devrimci değerlere saldırı amaçları için kullanacağı da hayli sarihti. ve bu daha çok kendini milli gazete'de gösterdi. kendi köşesinden geçmişiyle hesaplaşması 30 yıldır bitmeyen birinin kaleminden inkâr ve saldırıları izlendi.
gün geldi şunu yazdı nihayet:
"türk toplumunun kültürel değeri zaten islâmiyettir. o yüzden de islami siyaset yapan insanlar hazır bir şeyi kullandıkları ve bu yüzden de sosyalistler gibi harç taşımak zorunda olmadıkları için bu hareketi kullanmakla geçirdiler vakitlerini. sosyalistler, mücadelelerinde büyük sıkıntıya girdiler, öbürleri ise sıkıştıklarında hemen 'tamam, ben savunmuyorum, zaten bu islamdır' deyip bıraktılar. sosyalistler, islamcılardan daha samimiydi. islami hareket, sadece pastanın peşinde."
ne yani?
tilki mi, kırk tane mi?
ben "dönek" demiyorum; çünkü örneklenen bu yazısından anlaşıldığı üzere bundan da epey alınan biri gibi. şairleri üzmeyiniz!..
her şiirin kendi dili olduğunu belirten üstaz-ı azam.bir örnekle de açıklıyor.mesela 'penceremden kuş uçtu gitti' dizesi.bu dizede ki her kelime kendi öz anlamlarından arınarak şairin o şiir için oluşturduğu dilde ki anlama bürünmüştür.şöyle ki burda ki pencere bir şiirde kalp veya gönül olarak anlamlandırılabileceği gibi diğer bir şiirde de akıl veya zihin olarak anlamlandırılabilir.diğer herbir kelime içinde geçerlidir bu.
not:aynı zamanda yabancı dillerde anlamasak bile şiir okumamızı önerir.
ismet özel 1944 yılında kayseri söke'de bir polis çocuğu olarak dünyaya geldi. bir polis çocuğunun komünist olması, hele de komünistlere polislerin göz açtırmadığı bir dönemde düşünülesidir.
türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi şairlerindendir. hakiki anlamıyla bir mütefekkirdir.
yurdum insanı önüne gelene "türkiye seninle gurur duyuyor" ifadesini layık görse de bu söze müstehak nadir adamlardandır.
eserleri:
şiir kitapları:
geceleyin bir koşu 1966
evet, isyan 1969
cinayetler kitabı 1975
celladıma gülümserken 1984
erbain 1987
bir yusuf masalı 1999
deneme yazıları:
üç mesele 1978
zor zamanda konuşmak 1984
taşları yemek yasak 1985
bakanlar ve görenler 1985
faydasız yazılar 1986
irtica elden gidiyor 1986
surat asmak hakkımız 1987
tehdit değil teklif 1987
waldo sen neden burada değilsin? 1988
sorulunca söylenen 1988
cuma mektupları 1989
tahrir vazifeleri 1994
neyi kaybettiğini hatırla 1995
ve'l-asr 1995
tavşanın randevusu 1999
anlaşılması zor, kafa patlatılması gereken imge yüklü şiirleri vardır.
bilmek, o da ürkütüyor
yine de biliyorum
yağmurun açtığı yaralar kapanmaz çocuklarda
şairliğine kimse bok atamaz, türk şiirinin tartışmasız en büyük şairlerinden. ancak siyasi düşüncelerindeki gel git durumlar ve insani tarafında mesela madımak oteli'nde yaşananlar sonrasında yaptığı açıklamalarla, bu şiirleri yazan bu lafları edemez düşüncesinin hasıl olmasına sebep olmuştur.
türkiye'de siyasetin neredeyse bütün uğraklarını dolaşmış, her uğrakta içinde bulunduğu siyasal atmosferi yeniden tanımlamış, tartışmalar yaratmış şair. 'celladıma gülümserken çektirdiğim son resmin arkasındaki satırlar' adlı şiirinde kendini şöyle anlatıyor:
ben ismet özel, şair, kırk yaşında.
her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde
kazandım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.
haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi nepal'de kalmış
slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde.
acaba kim bilen doğrusunu? hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum?
ola ki
şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
devlet sırrıyla birlikte insanın
sinematografik bir hayatı olabilir
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
ve sonunda estetik bir
idam belki!
evet, evet ruhu olmak
bütün bunları sağlayamaz insana.
doğruysa bu yargı
bu sonuç
bu çıkarsama
neden peki her şeyi bulandırıyor
ertelenen bir konferans
geç kalkan bir otobüs?
milli şefin treni niçin beyaz?
ruslar neden yürüyorlar berlin'e?
ne saçma! ne budalaca!
dört incil'den yuhanna'yı
tercih edişim niye?
ben oysa
herkes gibi
herkesin ortasında
burada, bu istasyonda, bu siyah
paltolu casusun eşliğinde
en okunaklı çehremle bekliyorum
oyundan çıkmıyorum
korkuyorum sıram geçer
biletim yanar diye
önümde bir yığın açalya
bir sürü çarkıfelek
gergin çenekli cesetleriyle
önümde binlerce çiçek
korkuyorum sıra sende
sen de başla ve bitir diyecek.
yo, hayır
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
söyleyin
aynada iskeletini
görmeye kadar varan kaç
kaç kişi var şunun şurasında?
gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
bana kötü
bana terkettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da.
bedelinde biliyorum size çek
yazmam yakışık almaz
bunca kaybolmuş talan
parayla ölçülür mü ya?
bakın ben, bir çok tuhaf
marifetimin yanısıra
ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
üstüme yoktur ödeme hususunda
sözün gelişi
üyesi olduğunuz dernek toplantısında
bir söyleve ne dersiniz?
bir söylev: büyük insanlık ideali hakkında!
yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
kazanana vertigolar, nostaljiler
karasevdalar çıkar.
yapılsın adil pazarlık
yapılsın yapılacaksa
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
ne yapsam
döl saçan her rüzgarın
vebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek
benim kılıcımı.
ıls sont eux şiirinden bir bölüm tamamıyla kendimi bulurum, keşke başka olsaydı...
“güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez”
demiş çünkü valéry.
çünkü serbest düşünme zamanı geçti artık
şimdi mesai saati
disiplin kurulunun toplantısı var
arşivde sicil belgeleri damgalanacak
tayinler imzaya girecek
teftişe gidecek generaller
rüya, okşayış, tevrat
gibi kelimeler
gündemin dışında.
yıllarca bekledim ben sizle taşşak geçiyorum yaptığım ironiydi...siz kendinize güvenli dağlar çizip küçük burjuva hissiyatlar peşindeydiniz..ben ise sinir oldum hepinize..sırf yahuda gibi ihanet olsun diye saçmalıklar yaptım demesini bekledim..sanıyordum ki artık şiir yazamıyor...okudum of not beeing a jew i okudum..baktım hala şiirin allahını yazıyor..tekrar bekliyorum ismet abi çıksın da dejenereliğimizi yüzümüze vursun... yahudalığı üstlendim ulan desin.....ama demez onu da bilirim.......
6.45 te vapur ve sancı geç saatlerde.. bir dönem bunla geçti ve bu dönem bilmedi bu şiir senindi.....