bir mahalle kahvesinde bir sandalyenin üstüne çıkarak yaptığı konuşma sırasında, gözüme bir başbakan adayından çok, bir muhtar adayı gibi görünmüştür. aynı dönemde baykal hatay'da 80000 kişiyle, erdaoğan ise benzer rakamlarla mitingler yapmıştır.
ama tabi ki bunlar kıstas değildir, iyi bir devlet adamıdır.dış işleri bakanlığı görevinde de başarılı olmuştur kanımca.
dışişleri bakanlığı yaptığı esnada odeon sinemasında beraber enemy at the gates'i seyrettiğim devlet büyüğü*.kendisi gerçekten kısa bir insan ve sinema içinde iki dışında ise bir korumayla sinemaya gelmişti o sıra.
eski trt genel müdürü ve yine eski dışişleri bakanı.kendisi ülkedeki yakışıklı ve karizmatik lider açığından gerektiği gibi yararlanamamıştır (bkz.cem uzan)
yeni türkiye partisi kurucusu ve genel başkanı cem; "r" harflerini telaffuz etmekte zorlanmaktadır.
iyi ve başarılı bir diplomat olmanın,seçkin bürokratlardan merkez sol bir parti kurmanın seçimlere girmek ve medyadan gaz yemek için yeterli olacağı muhakkak ama bu ülkede taban sahibi olmadan siyaset yapmak pek mümkün değildir.çalışsanız da,takla atsanız da oy istediğiniz kesime yakın olmazsanız,taban siyaseti yapamazsanız,%10'luk seçim barajını aşmanız çok zordur.
antitez için (bkz. genç parti)
sağlığı bozulan eski dışişleri bakanı.kemal derviş yüzünden bu hallere geldi bu adam neden sattıki?
cvsi çok sağlamdır-ayrıca çok saygı duyarım görüşlerine çünkü doğrudur tespitleri ab konusunda da doğru söyledi göreceğiz.
ilk baskısını şubat 1970'de yapmış olan türkiye'de geri kalmışlığın tarihi isimli süper kitabın yazarı olan bu insan, bahsi geçen kitapta gerçekten türkiye'nin bu hale nasıl geldiği inceleyebilmek için osmanlı tarihinden başlamak gerektiğini tüm bu sürecin cumhuriyet dönemi ile ya da bu dönem içindeki belli bölümlerle sınırlanamayacağını söylemiştir ve çok ta haklıdır ayrıca osmanlı'nın ele alınmasına başlarken türkiye'deki tarih derslerine de "osmanlı orayı burayı fethetti güçlüydü, sonra kötü ve karı düşkünü padişahlar yüzünden güçsüz oldu" ve "o dönemde gerçekte zararlı olan ıslahat ve tanzimat fermanları yere göğe sığdırılamamıştır" gibi güzel bir ayar vermiştir. dahası için üşenmeyelim okuyalım efendim, kendimiz öğrenelim ayrıca okuma alışkanlığı edinelim.
dsp'nin içinde bulunduğu duruma bakıyorum da düşünmeden edemiyorum. acaba ismail cem, kemal derviş'in tuzağına düşmese ve kısa sürede genel başkan olma hayali kurmayıp da dsp'yi satmasaydı, şu an zeki sezer'in yerine genel başkan olmaz mıydı? olsa fena olmazdı. ayrıca genel başkan yardımcısı da şükrü sina gürel olsa dsp'den bu kopmalar yaşanmaz ve dsp bu kadar yara almazdı.
istanbul robert koleji (1959)'nden sonra, lozan üniversitesi hukuk fakültesi (1963)ni bitiren ardından paris siyasal bilgiler enstitüsünde siyaset sosyolojisi dalında master yapan, sosyal demokrasi nedir, ne değildir kitabını 1984 te yayınlayan, şu sıralar deniz baykal ın danışmanlığını yapan kişi
asıl adı cem ipekçi'dir, cumhuriyet gazetesinde yazmaya başlayacağı zaman, abdi ipekçi'nin akrabası olduğu için iltimas geçiliyor söylentisine karşı, yazılarında dedesinin ismini ön ad olarak kullanmıştır,daha sonra sürekli biçimde ismail cem olarak anılması sonucu mahkeme kararıyla adını ismail cem olarak tescil ettirmiştir,diğer akrabası cemil ipekçi'dir.sabetaycı olduğu söylenir.
o aydın tavrı ve görüntüsü ile dış işleri bakanlığı ona çok yakışıyordu. bir dahaki seçimlerde onun gibi aydın siyasetçilere çok ihtiyacımız vardı ama o amansız hastalığın pençesinden kurtulamadı. allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.