belki ilginizi çeker
  1. · kadınlara kötü muamele yapan ülkeler listesi
  2. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · 2012
  2. · sevgilinin 5 gün aramayıp naber diye mesaj çekmesi
  3. · dtp genel başkanının izmirlileri tehdit etmesi
  4. · her yerinden öpüyorum rüştü
  5. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  6. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  7. · zongul ducks
  8. · iyi misin
  9. · dolmuşçuya yirmi milyon uzatmak

islam ve kadın  

  1. islam ve kadın hakları ile müslüman toplumlarda kadının yeri gibi alt başlıkları olan bir tartışma konusu. budizm ve kadın değil çünkü müslüman bir toplumda yaşıyoruz. budizm ilgimizi çekmiyor.

    islam dininin sosyal hayatı düzenleyen hükümleri arasında kadınları konu edinenlerin en tartışmalı hükümlerden olduğunu düşünüyorum. islam'ın evrensel din olma iddiası ve kuran'ın tebliğ edildiği toplum ile günümüz toplumu arasındaki farklılıklar bir çatışma doğurmakta. bu çatışmaları önleme çalışmalarını dinin, çağdaş gereksinimlere uyumlu şekilde yorumlanmasına sebebiyet vereceği için önemli bulmaktayım.

    kuran'ı yorumlamak manipülasyonun mümkün olduğu bir alan. değişik sonuçlara ulaşmak için birbirlerinden bağımsız ayarlanabilecek inanılmaz sayıda serbest parametre* var:

    * arapça kelimelerin ufak anlam farklılıkları
    * tarih içinde değişen anlamlar
    * ayetlerin indiği kronoloji
    * ayetlerin indiği zamanlardaki toplumsal şartlar ve inişlerine sebebiyet veren olaylar
    * yorumları destekleyici hadisler
    * hadisleri aktaran insanların güvenilirlikleri

    bu parametrelerden bazıları. ortalama insanın bu konuların hiçbirinde bilgisinin olmadığını düşünürseniz kişisel çıkarlarına veya kendi bağnaz hayat görüşüne kuran'dan destek sağlamak isteyen bir insanın oradan buradan edinilmiş yarım yamalak bilgiye dayanan laf salatası ve yukarıda saydığım parametrelerin uygun bir kombinasyonu ile bu amacına ulaşabileceğini kabul etmeliyiz.

    böylesi bir manipulasyonu engellemenin yolu, uzman olmasak bile kafası çalışan bir insan olarak yorumlardaki çelişkileri yakalamaya çalışmak, bunları sorgulamak olmalı. ne yazık ki bu çaba da çoğu zaman "kişinin bilgisinin olmadığı konuda ahkam kesme çabası" olarak etiketlenip hakir görülüyor.

    sadakatsiz kadınları ele alalım örneğin. nisa suresinde anlatıldığı üzere böylesi bir kadını önce laf, sonra cinsel mahrumiyet ve en son hafif şiddette dayak ile doğru yola getirme seçeneklerimiz var. elbetteki bu konuda "dayak atın" gibi kesin bir hüküm bulunmadığını, bunların o devir için kadını koruyucu / kollayıcı üst sınırlar olduğunu iddia edebiliriz. ama bu iddiaların hiçbirisi karısını dövmek isteyen insanın dinden kendisine dayanak sağlayabileceği gerçeğini değiştirmez. meğer ki dinde yer alan ve günümüzde medenî kanunun alanına karışan bu hükümlerin o devrin şartları altında değerlendirilmesi gerektiğini, değişen şartlar altında artık bu yolları izlemenin gerekmediğini söylemeyelim.

    peki böylesi bir mantık yürütme bizi nereye götürür? görünüşte güzel yerlere. çünkü benzeri bir mantığı örneğin iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olduğunu belirten hükümler için de yürütebiliriz. ancak tehlikeli bir çizgide yürüdüğümüzü belirtmek gerek. kuran'da yer alan hükümlerin böylesi açık fikirlilikle ve değişen şartlara göre yorumlanması da ayrıca yorum gerektiren bir düşünce. hem kişisel çıkarlarına dayanak sağlamak isteyenlere yönelttiğimiz manipülasyon eleştirisi bu çabalar için de geçerli.

    peki bana batan ne? benim var olduğuna inandığım çelişki, gereken yerlerde bu tür yorumlara açık kapı bırakıp da, evrim, tesettür veya faiz gibi artık kemikleşmiş belli başlı konularda bağnazca davranan insanların içine düştüğü durumdadır. kendi hayat görüşlerine kuran'dan dayanak bulma çabası içerisinde işe başlayıp, sonunda yukarıda bahsettiğim parametre optimizasyonları ile bazı dayanaklar bulanlar açıkça çelişik davranmaktadırlar.

    işte böylesi ilginç bulduğum bir konudur bu. farklı alanlarda tartışmalara da kapı aralar.
    (recai pengül, 06.08.2007 03:32 ~ 06.02.2009 00:18)
  2. tez konusu da olmuş:

    http://www.milliyet.com.tr/...
    (recai pengül, 06.08.2007 21:51 ~ 21:52)
  3. allah resulu buyuruyor:
    "kadın kocasının izni olmadan (farz oruç dışında) oruç tutar da orucu sebebiyle kocasının arzularını karşılamaktan kaçınırsa allah ona üç haram işin günahını yükler."
    "kişi cinsel ilişkide karısını çağırdığı zaman karısı ocak başında yemek pişiriyorsa da kocasının davet cevap versin."
    "kişi karısını yatağa çağırdığı zaman (bir özrü olmadan) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeple ona kırgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler."
    "size cennetlik kadınları tanıtayım mı? onlar bir hata ettikleri veya kocaları tarafından bir haksızlığz uğratıldıkları zaman kocalarına karşı: "seni hoşnud etmedikçe uyumayacağım diyebilen kocalarına düşkün kadınlardır."
    http://www.esselam.net/...
    (kızkurusu, 21.08.2007 18:41)
  4. "en iyi barınacağınız, oturacağınız yer, her şeyden evvel kendi evinizdir. aile çerçevesi dışında kalan meselelerden sizi sorumlu tutan yok. bu sebeple huzur içinde, rahat rahat, size yakışan bir vakarla evinizde oturunuz. evinizin işlerini görünüz ve evinizle ilgileniniz. "

    mehmet talu'nun bugünkü yazısı, tümü için:

    http://www.milligazete.com.tr/...

    edit:ben demiyorum, mehmet talu diyor, eksiler onadır diye algılıyorum.
    (arapbebek, 05.02.2008 10:53 ~ 16:41)
  5. ilk olarak islamdan önce kadınlara hangi haklar verilmiş bunu inceleyip cevaplayabileceğimiz konu.
    islamdan önce gelen ilahi ve ilahi olmayan dinlere şöyle bir göz atalım.
    hinduizmin kadınlara verdiği haklar:
    bildiğiniz üzere hinduizmde çeşitli kitaplar mevcuttur.bunlardan manu isimli kitapta kadınlara köpek pişiriciler olarak isim verilmektedir.bu kitaba göre kadınların mülk edinme hakkı yoktur,çalıştıklarını ise kocasına ya da ailesinden bir erkek ferte vermek mecburiyetindedir.yine bu dine göre kadınlar ilahi kitapları okuma hakkı yoktur.hatırladığım kadarıyla kocası ölen bir kadın dini bir ritüelle yakılır ve kocasının yanına gittiği farzedilir.

    musevilikte durum şu şekildedir:
    tahrif edilmiş tevrata göre kadın erkeğe başlık parası verilerek satılan bir maldır.hukuken de kadının rızası aranmaz.boşanma hakkı da sadece erkeğe aittir.

    hristiyanlıkta kadın ise diğerlerine nazaran daha iyi haklara sahiptir.çok değil geçtiğimiz asra kadar kadınlar erkeklerin mallarıydı ve satılıyorlardı.henry cook isminde bir şahsın karısı surreyi ingiltere’de 1 schillinge john earl isminde bir şahsa satışı belgelerle sabitlenmiş olup bozulmuş olan hristiyanlıkta ki kadın erkek eşitliğini gün yüzüne çıkartmıştır. diyelim ki bunu hristiyanlğı unutmuş olan insanlar uyguladı. o zaman incile başvuruyoruz ve öğreniyoruz ki “hz. havva insanların cennetten kovulmasının suçlusudur. insanlara miras olarak kalan günah kadından çıkmıştır." ilave olarak bundan üç dört asır öncesi avrupada “acaba kadının ruhu varmı idi kadının, “insan ve hayvanın arasında bir varlık”, “her kadının hz. isa’nın annesi hz. meryem’in dışında bozulmuş bir ruhunun mevcut olduğunu ve cehenneme atılıp ebediyen azap çekmesi gerekir gibi çeşitli hak ve hürriyetlere kavuşmuş olduklarını görmenin vermiş olduğu mutlulukla islamda kadın konusuna geçelim diyecektim ki aklıma islam öncesi arap putperestlerinin yaptıkları geldi onu da anlatıp girimi noktalayacağım muhterem cemaat.

    bilindiği üzere putperest araplarda kız çocukları doğar doğmaz diri diri gömülüyorlardı,bununla beraber yaşayanlar ise sadece nesli çoğaltmak ve şehevi arzuları karşılamanın haricinde başka bir hakka sahip değildi.peki islam bu hususta ne diyor: ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: "hangi suçtan dolayı öldürüldü?" (tekvir suresi, 8-9), bir başka ayette "onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? bak, verdikleri hüküm ne kötüdür?" (nahl suresi, 58-59)ayetler gayet açık yorum yapmama gerek yok herhalde. islamda kadın erkek ayrımı yoktur.k.kerimde geçen hitapların çoğu ey iman edenler ey insanlar vb şeklinde olup her iki cinsi de kapsar niteliktedir.vereceğim ayetlere bakarsak gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat artırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır." (hadid suresi, 18),mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve allah'a ve resulü'ne itaat ederler. işte allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. şüphesiz, allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (tevbe suresi, 71),allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. gerçekten, allah herşeyi bilendir. (nisa suresi, 32) farkettiğiniz gibi erkek ve kadın ardarda zikredilmiş olup her ikisinin de aynı ecirle mükafatlandırılacağı bildirilmiş.

    ayrıca islam fıkhını incelediğimizde kadının mülkiyet hakkının bulunduğunun,çalışma iznini bulunduğunun ve kazandığı parayı sadece kendisi için kullanabiliceğinin(islamda evi geçindirmek erkeğin vazifesidir ve erkek kadının kazandığı bir kuruşu bile alma hakkına sahip değildir kadın kendi rızasıyla verirse ben karışmam),boşanma hakkına sahip olduğunun,ticaret yapma hakkına sahip olduğunun(1942 yılında modernize edilmiş fransız kanununda kadınlara bu hak tanınmamıştır.)vb hakkı olmadığını zannettiğiniz bir çok hakka sahip olduğunu biliyor muydunuz ? eğer biryerlerde yanlış varsa bu islam mı yoksa islamdan uzak yaşayan onu bilmeyen bizler miyiz? hiç düşündük mü acaba ?

    ayrıca : (bkz: @2111530)

    edit : imla
    (buyukdusunuryinebuyukdusundu, 05.02.2008 21:20 ~ 21:30)
  6. kur'an, "kadınlar" anlamına gelen nisa suresi'nin ilk ayetinde, kadın konusuna nereden bakmamız gerektiğinin koordinatlarını verir. buna göre "kadın/ın problemi", "insan/ın probleminden" ayrı değerlendirilemez. onun için, kur'an, sözkonusu ayette kadınlığın ve erkekliğin köken birliğini dile getirerek "insanlık" ortak paydasına dikkat çeker. bununla, kadını insandan, dolayısıyla erkekten bağımsız düşünmememizi ihsas eder. buna göre, "kadın probleminden" sözedilen her yerde, aynı zamanda "erkek probleminden" de sözedilmiş olmaktadır.

    kur'an'daki "…erkek olsun, kadın olsun; siz hepiniz birbirinizdensiniz" (3:195) literal anlamının, aslında "erkek olsun, kadın olsun; siz, hepiniz birbirinize eşitsiniz" demeye geldiği, tereddüde mahal bırakmayacak kadar
    açık. buradaki "eşitlik", elbette "fonksiyon" eşitliği değil "insanlık" ve "erdem" eşitliğidir. yani, bu eşitliği "aynılık", "tıpkılık" anlamına almak, başta kadının kendisine zulümdür. fonksiyonları gereği erkeklerin
    kadınları kollamasını öngören nisa 34. ayetinde, buna gerekçe olarak "kimini kiminden üstün kılması" gösterilmektedir ki, bu "kadının erkekte bulunmayan kimi özelliklere sahip olması ve erkeğin de kadında bulunmayan kimi özelliklere sahip olması" anlamını taşır.

    fonksiyondan kaynaklanan bu farklılığı, kur'an'ın çiftleri oluşturan her iki cins için de kullandığı "zevc" (eş) sözcüğü çok güzel ifade eder. bu sözcüğün etimolojisini verirken, kadim dilbilimciler "zevcu'n-na'leyn" (ayakkabının eşi) terkibini kullanırlar. burada her iki cinsin birbirine göre konumunu bir çift ayakkabının konumundan daha güzel hiçbir şey ifade
    edemez. sol ayakkabıyla sağ ayakkabı birbirine eşittir; fakat sağı sola, solu sağa giyemezsiniz. bu hem ayağa, hem de ayakkabıya 'zulüm' olur.

    mustafa islamoğlu
    (dünya koca bir yalandı gördüm, 18.03.2008 14:17 ~ 14:19)
  7. meşhur fransız edîbi pierro loti de şöyle der:
    “dünyânın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! bu
    gerçeğin sırrı, türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır. evin sâhibesi olan kadının giyişini,
    başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar âhenk içindedir.
    kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek
    öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşam üzeri büyük bir hasretle kapıdan girer.
    kadının temizliği maddî plânda bir çiçek kadar saftır. bu madde temizliği kadının rûh temizliğinden
    gelir. o kadın içki, kumar ve dış dünyâyı bilmez.
    dış dünyayı bilmeyen osmanlı kadını, tecessüs illetinden de kurtulmuş olur. evinde mesûd
    bir hayat yaşar. kavga gürültü nedir bilmez. gönlünü allaha, kocasına, çocuklarına bağlar. zihnini
    fuzûlî şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. dolayısıyla ahlâklıdır. böyle olunca yuvasının
    hürmete şâyân, şerefli bir unsuru olur. ”
    (karahisari, 05.05.2008 14:17)
  8. (bkz: kadınlara kötü muamele yapan ülkeler listesi)

    işte böyle bir şeydir. lütfen osmanlı kadını diyerek islam kadın ilişkisi kurmayın be gözüm, yapmayın canım.*
    (küçük çocukların balonlarını patlatan cani herif, 05.05.2008 15:14 ~ 15:15)
  9. islam'da bence cinsiyet üzerinden iş yapılır. ibadetlerin şeklini geçtim zorunlulukları dahi cinsiyete göre değişmektedir. sorun bence ahirette erkeklerin kadınlara göre daha fazla kayırılması değildir, dolayısıyla üstünlük veya takva gibi kavramlar değil de bu hayattaki farklılıklar daha ilgi çekici geliyor bana. gerçekten de öbür dünyadaki kadın hakları değil de bu dünyadaki kadın hakları daha çok ilgi çekici değil mi?

    çok istiyorsanız, "gerçek islam'da kadın sorunu yoktur. ayrımcılık hiç yoktur." diye başlayabilirim tartışmaya. beni ilgilendiren gerçek islam değil, bu dünya üstünde müslüman olduğunu iddia edenlerin yaşadığı ve yaşattığı islam çünkü. gerçek islam ve kadın başlığı da gerçek islam'da kadının yerinin erkekten aslında ayrı olmadığını iddia etmek için uygun bir yer sanırsam.

    ya da gerçek islam yerine kısaca islam diyelim ama bu dünya üstünde kendine müslüman diyenlerin yaşadığı ve yaşattığı islam'a da ayrı bir kelime uyduralım ki farklı şeyleri tartışmak isteyen insanlar birbirirlerini incitmeden tartışsınlar.
    (recai pengül, 09.06.2008 18:57 ~ 19:05)
  10. islamda kadın-erkek eşitliği vardır, fakat bazı konularda bu kadın-erkek ilişkileri eşitlik değil denklik üzerine kurulmuştur.
    http://www.kidap.com.tr/...

    modern dünyanın iş ilişkilerini incelediğinizde de aynı ilişkiyi görürsünüz, inşaatlarda, ağır beden gücü gerektiren alanlarda kadın-erkek eşitliği aranmaz, erkeklere tam öncelik verilir... kadınların bu alanlarda istihdam edilmesi durumunda ise bir eşitlikten ziyade adaletsizlikten söz edilebilir.

    kısaca adalet.
    (atlantis, 06.08.2008 14:27)
  11. dönemsel olarak çığır açacak denli kadınları önemseyen bir dindir islam, ancak nihayetinde sadece erkeklere seslenen bir kitaba sahiptir; dolayısıyla kadınlara dair günümüzde uygulanması mümkün olmayan birçok kurala sahiptir. kuran'ın kadına bakış açısını ve kadınlara dair kuralları inceleyelim:

    bakara 223: "kadınlarınız sizin tarlanızdır. o halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın." kuran'ın erkekleri temel alan bakışına ilginç bir örnek. erkeklerin birden fazla kadınla evlenebilmeleri ve onları bir tohumlanacak bir tarla olarak görebilmeleri günümüzün toplumsal yapısına ne denli uydurulabilir ya da kadınlar buna razı olur mu ya da olanlar neden razı oluyor, gerçekten bilemiyorum.

    bakara 237: "bir mehir belirlemişseniz ve kadınları hiç dokunmadan boşamışsanız, kesiştiğiniz mehirin yarısını verin. ancak kadınların vazgeçmesi ile, nikâh bağı elinde bulunan erkeğin durumu müstesna. erkekler olarak sizin vazgeçmeniz takvaya daha yakındır." birden fazla kadınla evlenebilen erkekler tabii ki bazılarından vazgeçebilme erkini de ellerinde bulundurmak isteyeceklerdir. kadının boşanmak istemesi ise pek uygun görülmemektedir.

    bakara 282: "erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. bu kadınlardan biri şaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir."
    nisa 11: "allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: erkek için, iki dişinin payı kadar. ikiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur."
    tanıklıkta ve mirasta kadının, erkeğin yarısı haklara sahip olması günümüzde ne derece uygulanabilir ya da kadınlar bunları kabul eder mi?

    nisa 3: "yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın." ayetlerin çoğu gibi yine erkeklere sesleniyor ve onları, kadınlara dair konularda karar mercii kılıyor.

    nisa 24: "harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır." demek ki evli bir kadın olsanız da birinin kölesi olmaktan kurtuluş yok; harpte ellerine geçmemeye bakacaksınız.

    nisa 34: "erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. şundan ki, allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. iyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin!" kadın-erkek eşitliğine aykırı tüm göndermeleri geçiyorum, ama dikkat edilirse burada sadakatsizliği ispatlanmış kadınlardan değil, sadakatsizliğinden korkulan kadınlardan ve şüphelenen erkeğin vereceği cezalardan söz ediliyor.

    nisa 128: "eğer bir kadın kocasının sadakatsızliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur." zaten birkaç kadınla evli olan kocasının bir de sadakatsizliğinden şüphelenen kadınlarsa yalnız barışma çabasında bulunması gerektiği vurgulanmış. evden filan çıkarma hakkı yok yani.

    zinanın cezalandırılması ise nur 2'de belirtildiği üzere kadın ve erkek için yüzer değnek vurulması (bu ayete rağmen şeriattaki recm ederek öldürmek nereden çıkmış, anlamış değilim). ancak unutulmamalı ki erkeğin zinasından kasıt, başka bir erkeğe ait kadınla zina eden erkek; yani sonuçta başka bir erkeğin hakkını gasp ettiği yüz değnekle cezalandırılıyor. evli olmayan kadınlarla ilişkiye girmekse, imam nikahı kıyabilecek bir hoca bulabildiğiniz, olmadı nikahı kendiniz kıydığınız zaman, o da olmadı iş üstündeyken yakalandığınızda "kardeşim, biz allah'ın huzurunda nikahlandık" dediğiniz zaman zinadan sayılmıyor.

    ahzab 50: "ey peygamber! biz sana şu hanımları helal kıldık: mehirlerini verdiğin eşlerin, allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini peygamber'e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık." buraya yorum getirmek istemiyorum, tabii bazı ayrıcalıklar olacak.

    rahman suresinde ise cennetteki nimetlerden söz edilirken erkeklerle birlikte olacak hurilerden söz edilir:
    rahman 56: "o cennetlerde, bakışlarını eşlerine dikmiş öyle dilberler vardır ki, daha önce onları ne cin kirletmiştir ne de insan."
    rahman 70: "içlerinde iyi mi iyi, güzel mi güzel hanımlar var."
    rahman 72: "çadırlar içinde bekletilen huriler var."
    rahman 76: "yeşil yastıklarda, emsalsiz döşekler üzerinde yatarlar yan."
    erkeklere bakire dilberler vadedilmesine rağmen kadınlar için herhangi bir cinsel vaat yok. oysa birçok surede müslüman kadınların da cennete gireceği söyleniyor. acaba kadınlar için de huriler mi söz konusu diye düşünmeden yapamıyor insan. fakat eş cinsellik konusunda ağır cezalar var.

    nisa 15: "kadınlarınızdan eş cinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun."
    nisa 16: "eş cinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin."
    eş cinselliğin cezalandırılması gereken bir kusur olarak görülmesi bir yana kadınların öldürülmesi, erkeklere ise eziyet edilmesi buyurulmuş.

    bütün bunlara baktığımda kadınların müslüman olabilmelerine şaşırıyorum.

    eklenti: tabii ki müslümanım. bir erkek olarak diyebilirim ki bu avantajlar başka hiçbir dinde yok.
    (muzevir, 05.05.2009 18:08 ~ 18:16)
  12. (justify, 28.05.2009 00:03)
  13. kimsenin kimseye emanet olarak verilmediğinin ve kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmadığının bilincinde olanlar için aklın ve mantığın kabul edemeyeceği aşağılamalar içeren konu. diğerleri adil ve mantıklı bulabilir. "erkek eve geldiğinde karısının seviyesine inmelidir" falan diye de yazabilir, ki yazıyorlar.

    (bkz: mehmet talü)
    (arapbebek, 28.05.2009 10:17 ~ 14:47)
  14. özgürlüğün ve hoşgörü dininin yumuşak karnı olan konu. gıdıgıdı
    (yenisekme, 28.05.2009 14:43 ~ 14:43)
  15. delinin biri hastanenin merdivenlerinden yukarı çıkıyormuş...merdivenin bir kenarında tersine çevrilmiş boş bir saksı duruyormuş...merakla saksıya yaklaşan deli hayret içinde bakakalmış...saksıyı eline alıp dikkatle inceledikten sonra "allah, allah, bu saksının ağzı yok" demiş...sonra saksıyı tersine çevirmiş fakat hayreti birkaç kat daha artmış ve kendi kendine mırıldanmış: "vay anasını, dibi de yok!"... meselelere bakış açısı ve önyargılar çok önemlidir... tamamiyle doğru ve haklı bir olaya ters bir mantıkla yaklaşılırsa topyekün ters bir sonuca ulaşılır...

    islamiyet’e göre kulluk açısından kadın ile erkek arasında hiçbir ayrım yoktur...hucurat suresi’nin, 13. ayetinde "ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi ırklara ve kabilelere ayırdık... allah yanında en üstün olanınız o'ndan en çok korkanınızdır... şüphesiz allah bilendir, her şeyden haberdar olandır..." fakat yaradılış açısından erkek ile dişi arasında farklar mevcut olup, bu farklar insanlararası ilişkilerde sözkonusudur...al-i imran suresi’nin 36. ayetinde de söylediği gibi "...erkek, dişi gibi değildir" şimdi herkesin dilinde pelesenk olmuş iddiaları, konulara bölerek naçizane cevap vermeye çalışacağım;

    evlilik

    islam’a göre kadın ve erkek evlilik denilen bir sözleşme ile aile kurarlar...bu sözleşmede her iki tarafın da rızası sözkonusudur...her iki taraf da, evlenme teklifi yapma hakkına sahiptir...ne var ki günümüzün toplumunda sadece erkek tarafının, kız tarafına evlenme teklifi yapması geleneksel hale gelmiştir...oysa ki peygamber’in ilk eşi olan hatice ile evlenmesi, hatice’nin teklifi ile olmuştur...nübüvvet geldikten sonra da kız tarafının evlenme teklifinde bulunması hakkı devam etmiştir...2. halife ömer dul kalan kızını evlendirmek için sırasıyla ebubekir’e, osman’a ve en sonra muhammed’e teklif etmiştir...bilhassa anadolu’da yaygın olan ve islam ile özdeşleştirilen "erkek tarafının, evlenme teklifi yapması"nın hükümsüz olduğu bir gerçektir... gelelim en fazla eleştirilen "4 kadınla evlenme hadisesi"ne...pek çok kişinin malumu üzere [böylesi durumlar çok hoşuma gider, kur’an-ı kerim’in bir defa olsun açıp yüzüne bakmaz ama bir yerden duymuş olduğu surenin ismini, ayet numarasını bir araya getirir ve o sure/ayete adapte olur ya da önceden reçete edilmiş hislerini de devreye sokarak olası bir şekilde okuyacağı kur’an-ı kerim’de "hata/kusur/yanlış arama" gafletine düşer] nisa suresi’nin 3. ayetinde "eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz... eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin... doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir"...dört kadına kadar evlilik sadece bir izin, bir üst sınırdır...üstelik asıl olan tek kadınla evliliktir ve bu da belirtilmiştir...zaten insanlığın sorunu buradadır; islamiyet demiyor ki ille de 4 tane kadına sahip olun...ama müslüman kisvesi altında böyle bir şey yapan kişi hem de bunu islamiyetin bir şartıymış ya da ziyadesiyle doğalmış gibi karşılayan güruhun edimleri sonucunda, bu hareketleri yorumlayan başka bir güruh da islam’a laf atıyor, "nasıl bir din bu" diyerek...bir erkeğin dört kadın ile evlenmesi için hangi şartlar oluşmalı? bu meyanda şunu belirtmeliyim ki; sanıldığının aksine islamiyette kadına danışılmadan, rızası alınmadan, sadece babasının ya da vasisinin onayıyla evlenmesi gibi bir hadise yoktur...kadının rızası olmadan yapılmış tüm evlilikler hükümsüzdür...böyle bir bilginin ışığında, şu soruyu sorabilir miyiz; "hangi basiret sahibi kadın, bir erkeğe ikinci, üçüncü ya da dördüncü eş olmak istesin?" bir kadın eğer ki böylesi bir durumu kabul ediyorsa, ya duldur, ya bedenen rahatsızdır, belki korunmaya muhtaçtır yani evliliği bekar kalmaya tercih etmiştir...erkek razı, kadın razı olduktan sonra özellikle feministlerin –son dönemde erkekler de katıldı bu gruba, tebrik ediyor, davalarını can-ı gönülden destekliyorum!- karışmaya ne hakları var? "efendim biz, üzerine ikinci kadın getirilen ilk kadının hakkını arıyoruz" derlerse onlara da şunu söyleyebilirim ki, ikinci kadın ile evlenmesi için, erkeğin, ilk eşinden izin alması şartı vardır...bunları okuyup da “erkek, ilk eşine cebren kabul ettirir bu izni ya da farklı müeyyideler uygular” diye düşünen olursa, ben de gönül rızası ile kabul edilmeyen tüm sözler allah indinde hükümsüzdür derim...bunu kıçımdan uydurmuyorum, bizatihi allah kelamı...zaten islamiyet’e iman etmek ; kalp ile tasdik, dil ile ikrar şeklinde olur...başkasının davranışları islamiyet’i ilgilendirmez...ben müslümanım diyorsam ve yalan söylüyorsam, "islamiyet yalanı destekleyen dindir" demek ne kadar rasyonel olur, sormak gerekir...ayrıca ikinci bir kadınla yaşamak ihtiyacı hisseden bir erkek kanuni bir yasakla karşılaşırsa , iki şıktan birisini tercih eder: ya metres hayatı yaşayarak birinci hanımını kandırır –ki rağbet edilen model budur- ya da birinci karısını boşar [islam’da boşanmak da sanıldığı gibi kolay bir hadise değildir, burada o konuya girmeyeceğim]...bu durumda ilk eş’in önüne iki yol çıkar: "ya sayısız metreslere sınırsız rıza gösteririm ya da boşanmayı tercih ederim"...fakat dörde kadar kadınla evliliğe izin verilmesi halinde, bir kadının eşi, karısı ile yetinmeyip başka kadınları arzu ediyorsa; bu durumda da karşısına iki seçim hakkı çıkar: "ya birkaç ortağa mümkün olduğu kadar adil ve eşit ölçüler içerisinde rıza gösteririm ya da boşanmayı tercih ederim"...islamiyet’in sunduğu tek fark şudur: "sınırsız metresler" yerine "sınırlı ortaklar"...bunun dışında kalan boşanma hakkı muhafaza edilmektedir...şu halde seçim yapma hakkı kadına verilmiştir... farzedelim ki şöyle bir durum var: bir kadının küçük çocukları vardır ve bu kadın müzmin bir surette hastadır, ev işlerini yapamayacak hale gelmiştir, evlilik hayatının tabii ihtiyaçlarının tatminini bir tarafa bıraksak bile kocasının bir hizmetçi tutmasına maddi imkanı yoktur...bu durumda ikinci bir evliliğe bakış açınız nasıl olur? kaldı ki bu ekstrem bir örnek de değil...bu örnekleri daha fazla yayabiliriz, bilhassa savaş dönemlerinde, erkeklerin sayısında olan azalmaları da hesaba katarsak –ki insanlığın ilk dönemlerinden itibaren yeryüzünde savaş durumu her-dem tetiktedir- 4 kadın ile evlenme limitine hak veririz...tekrarlıyorum, bu bir zorunluluk ya da olağan bir şey değildir, sadece bir üst limittir...

    miras

    islam miras hukukunda kadın, erkeğin yarısı kadar miras hakkına sahiptir...nisa suresi 176. ayetinde de bu bilgi şerh edilmiştir...tabii islamiyet’in erkek egemen bir din olduğunu savunan insanlar bu ayete de hilaf olmaktadırlar...islam , harcamakla ancak erkeği mükellef kılar...kadının kendine ait mallarından, şahsi ve süs ihtiyacından başka şeylere harcamasını emretmez [kadının aile efradına bakacak tek sorumlu olması müstesna, akrabalık derecesi uzak bile olsa kendine akraba olan bir erkek varsa o, kadına bakmakla mükelleftir...yani kadının eve bakma mecburiyeti nadir hallerdir]...şu halde eşitsizlik nerede? kadın, sadece kendine sarfetmek için veraset yoluyla intikal eden servetin üçte birini alır -menkul mallarda yarı yarıya bir bölüşüm sözkonusudur-, erkek ise, ilk önce kadına, sonra aile ve çocuklarına sarfetmek için miras servetinin üçte ikisini alır...hesap ve rakamlar mantığı ile düşünüldüğü zaman iki taraftan hangisine daha fazla isabet eder?

    şahitlik

    üzerinde en fazla konuşulan hadiselerden biri de, bir erkek şahidin ikamesinin iki kadın olması...bakara suresi 282 . ayetinde : "...erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun... eğer iki erkek yoksa razı olduğunuz şahitlerden bir erkek, iki kadın... ta ki kadınlardan biri yanıldığında diğeri ona hatırlatsın" buyurulur...bu hüküm, yarattığı insanların her yönünü sonsuz ilmiyle bilen allah’ın hükmüdür...evvela şunu belirteyim; burada bir eşitlik söz konusudur...şöyle ki hem kadın, hem de erkek için yapılacak şahitliğin mahiyeti aynıdır...haklarında mahkemece karar verilecek erkek veya kadın sanıklar için durumda herhangi bir farklılık yoktur...sanıklar, yahut anlaşma yapan taraflar açısından durum böylece aynıdır...gelelim bir erkek şahide mukabil iki kadın şahidin gerekli görülüş hikmetine –tabii ki allah’ın koyduğu hükümlerdeki bütün hikmetleri kavrayabilecek durumda değilim, bizimki sadece bir bakış açısı- : ayette ne diyordu; "ta ki kadınlardan biri yanıldığında -yahut unuttuğunda- diğeri ona hatırlatsın..." dikkat edilirse allah kadınları suçlamıyor...mesela "biri yalan söylediğinde diğeri düzeltsin" demiyor...kadının iradesi dışındaki doğal bir kusuruna dikkatimizi çekiyor: "unutkanlık ve yanılmak"...erkeğin de yanılma ve unutma ihtimali yok mu? elbette var...zaten şahitlik sisteminde, en az iki adil erkek olması bu sebebe binaendir...sadece ayette kadının unutma ve yanılma ihtimalinin erkekten daha fazla olduğunu anlıyoruz...kadının yapısal olarak daha duygusal olduğu, daha çok heyecanlandığı, regl dönemlerinde bu durumun daha da arttığı, uzaysal tasavvur yeteneği, daha merhametli olması v.s gibi özellikleri hesaba kattığımızda şahitlik/tanıklık görevini olumsuz yönlerde etkileyebileceğini düşünüyorum...lise dönemlerinde okuduğum bir psikoloji kitabında –reading in social psychology/fısıltının temel psikolojisi- şahitlik meselesinde kadın ve erkeğin durumunu araştıran bir deneye rastlamıştım...amerika’da yapıldığı anlaşılan bu deneyde belli sayıdaki erkek ve kadın deneklere tek tek belli bir süreyle bir resim gösteriliyor...bir otobüsteki yolcuları görüntüleyen bu resim, çeşitli detaylar içermektedir...belli bir zaman geçtikten sonra, erkek ve kadın deneklere, daha önce kendilerine gösterilen resimde gördükleri olayı anlatmaları istenir...sonuç ilginçtir: resimde ayakta karşı karşıya duran iki yolcudan birisi zenci, diğeri ise beyazdır...deneklere, kavga eden bu zenci ve beyazdan hangisinin saldıran olduğu, usturanın hangisinin elinde bulunduğu sorulduğunda kadınların önemli bir bölümü usturanın zencinin elinde bulunduğunu ve beyazın savunma durumunda olduğunu belirtmişlerdir...erkeklerin büyük çoğunluğu ise aksini söylemiştir...bu deney, önyargıların kadınları daha çok etkilediğini ve şahitlik konusunda olumsuz rol oynadığını belirtmektedir...amerikan toplumunda zenciler genellikle serseri ve saldırgan olarak bilinir...işte bu toplumsal şartlanma kadınları daha fazla etkilemekte ve bu da şahitlik anına yansımaktadır...hele ki bir olayın resmiyle değil bizatihi kendisiyle aniden karşılaşmanın verdiği ürkü ve heyecanın erkeklere nispeten kadınlarda daha çok olduğu gerçeğini ve bunun da olayın hakkıyla kavranmasında olumsuz bir etken olduğunu hesaba kattığımızda kur’an-ı kerim’de belirtilen ayetine çok da farklı gözlerle bakmayız...yalnız şunu da hatırlatmakta yarar olacağını sanıyorum: kadınlara özgü [doğum, süt anneliği, boşanma v.s ...] konularda sadece kadınların, hatta bir tek kadının şehadeti bile islam hukukuna göre geçerlidir...

    sonuç olarak: cahiliyye toplumunda kadını hayvandan daha aşağı görmeler, kız çocuklarını yüz karası sayarak -dayı’ya gidiyoruz diye- diri diri gömmeler, sınırsız kadınla evlenmeler, miras hakkınının olmaması gibi kadına tamamiyle zulmeden bir tavır gelenekleşmişti...islam, erkeklerin kaba kuvvet avantajını vicdansızca kullanarak kadınlar üzerinde kurdukları hegemonyayı kısa bir sürede yıktı ve kadına, biyolojik ve psikolojik yapısıyla uyumlu olarak ulaşabileceği en üstün yeri ve değeri verdi...cahiliyye devri ile kıyasladığımızda, islam kadına pek çok hak vermiştir "cennet annelerin ayakları altındadır" diyerek kadını yüceltmiştir...tekrar ediyorum, cahiliyye devri ile kıyaslandığında...

    hamiş: hepimizin islamiyet ve/veya sair semavi dinler hakkında kafamızı meşgul eden sorular var...tabii ki eleştireceğiz, tabii ki idrakimizi, mantığımızı paçavraya çeviren hadiseler hakkında düşüneceğiz ve fakat elzem teşkil eden, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma yolunu denemeye kalkmamak ve önsezilerimizden sıyrılmak, objektif olarak değerlendir(ebil)mek...
    (virgillius, 23.07.2009 16:26)
  16. hz. aişe radıyallahu anha anlatıyor: "resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir."
    (chucklet, 05.11.2009 17:58 ~ 17:58)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil