delinin biri hastanenin merdivenlerinden yukarı çıkıyormuş...merdivenin bir kenarında tersine çevrilmiş boş bir saksı duruyormuş...merakla saksıya yaklaşan deli hayret içinde bakakalmış...saksıyı eline alıp dikkatle inceledikten sonra "allah, allah, bu saksının ağzı yok" demiş...sonra saksıyı tersine çevirmiş fakat hayreti birkaç kat daha artmış ve kendi kendine mırıldanmış: "vay anasını, dibi de yok!"... meselelere bakış açısı ve önyargılar çok önemlidir... tamamiyle doğru ve haklı bir olaya ters bir mantıkla yaklaşılırsa topyekün ters bir sonuca ulaşılır...
islamiyet’e göre kulluk açısından kadın ile erkek arasında hiçbir ayrım yoktur...
hucurat suresi’nin, 13. ayetinde "ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi ırklara ve kabilelere ayırdık... allah yanında en üstün olanınız o'ndan en çok korkanınızdır... şüphesiz allah bilendir, her şeyden haberdar olandır..." fakat yaradılış açısından erkek ile dişi arasında farklar mevcut olup, bu farklar insanlararası ilişkilerde sözkonusudur...
al-i imran suresi’nin 36. ayetinde de söylediği gibi "...erkek, dişi gibi değildir" şimdi herkesin dilinde pelesenk olmuş iddiaları, konulara bölerek naçizane cevap vermeye çalışacağım;
evlilik
islam’a göre kadın ve erkek evlilik denilen bir sözleşme ile aile kurarlar...bu sözleşmede her iki tarafın da rızası sözkonusudur...her iki taraf da, evlenme teklifi yapma hakkına sahiptir...ne var ki günümüzün toplumunda sadece erkek tarafının, kız tarafına evlenme teklifi yapması geleneksel hale gelmiştir...oysa ki peygamber’in ilk eşi olan hatice ile evlenmesi, hatice’nin teklifi ile olmuştur...nübüvvet geldikten sonra da kız tarafının evlenme teklifinde bulunması hakkı devam etmiştir...2. halife ömer dul kalan kızını evlendirmek için sırasıyla ebubekir’e, osman’a ve en sonra muhammed’e teklif etmiştir...bilhassa anadolu’da yaygın olan ve islam ile özdeşleştirilen "erkek tarafının, evlenme teklifi yapması"nın hükümsüz olduğu bir gerçektir... gelelim en fazla eleştirilen "4 kadınla evlenme hadisesi"ne...pek çok kişinin malumu üzere [böylesi durumlar çok hoşuma gider, kur’an-ı kerim’in bir defa olsun açıp yüzüne bakmaz ama bir yerden duymuş olduğu surenin ismini, ayet numarasını bir araya getirir ve o sure/ayete adapte olur ya da önceden reçete edilmiş hislerini de devreye sokarak olası bir şekilde okuyacağı kur’an-ı kerim’de "hata/kusur/yanlış arama" gafletine düşer]
nisa suresi’nin 3. ayetinde "eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz... eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin... doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir"...dört kadına kadar evlilik sadece bir izin, bir üst sınırdır...üstelik asıl olan tek kadınla evliliktir ve bu da belirtilmiştir...zaten insanlığın sorunu buradadır; islamiyet demiyor ki ille de 4 tane kadına sahip olun...ama müslüman kisvesi altında böyle bir şey yapan kişi hem de bunu islamiyetin bir şartıymış ya da ziyadesiyle doğalmış gibi karşılayan güruhun edimleri sonucunda, bu hareketleri yorumlayan başka bir güruh da islam’a laf atıyor, "nasıl bir din bu" diyerek...bir erkeğin dört kadın ile evlenmesi için hangi şartlar oluşmalı? bu meyanda şunu belirtmeliyim ki; sanıldığının aksine islamiyette kadına danışılmadan, rızası alınmadan, sadece babasının ya da vasisinin onayıyla evlenmesi gibi bir hadise yoktur...kadının rızası olmadan yapılmış tüm evlilikler hükümsüzdür...böyle bir bilginin ışığında, şu soruyu sorabilir miyiz; "hangi basiret sahibi kadın, bir erkeğe ikinci, üçüncü ya da dördüncü eş olmak istesin?" bir kadın eğer ki böylesi bir durumu kabul ediyorsa, ya duldur, ya bedenen rahatsızdır, belki korunmaya muhtaçtır yani evliliği bekar kalmaya tercih etmiştir...erkek razı, kadın razı olduktan sonra özellikle feministlerin –son dönemde erkekler de katıldı bu gruba, tebrik ediyor, davalarını can-ı gönülden destekliyorum!- karışmaya ne hakları var? "efendim biz, üzerine ikinci kadın getirilen ilk kadının hakkını arıyoruz" derlerse onlara da şunu söyleyebilirim ki, ikinci kadın ile evlenmesi için, erkeğin, ilk eşinden izin alması şartı vardır...bunları okuyup da “erkek, ilk eşine cebren kabul ettirir bu izni ya da farklı müeyyideler uygular” diye düşünen olursa, ben de gönül rızası ile kabul edilmeyen tüm sözler allah indinde hükümsüzdür derim...bunu kıçımdan uydurmuyorum, bizatihi allah kelamı...zaten islamiyet’e iman etmek ; kalp ile tasdik, dil ile ikrar şeklinde olur...başkasının davranışları islamiyet’i ilgilendirmez...ben müslümanım diyorsam ve yalan söylüyorsam, "islamiyet yalanı destekleyen dindir" demek ne kadar rasyonel olur, sormak gerekir...ayrıca ikinci bir kadınla yaşamak ihtiyacı hisseden bir erkek kanuni bir yasakla karşılaşırsa , iki şıktan birisini tercih eder: ya metres hayatı yaşayarak birinci hanımını kandırır –ki rağbet edilen model budur- ya da birinci karısını boşar [islam’da boşanmak da sanıldığı gibi kolay bir hadise değildir, burada o konuya girmeyeceğim]...bu durumda ilk eş’in önüne iki yol çıkar: "ya sayısız metreslere sınırsız rıza gösteririm ya da boşanmayı tercih ederim"...fakat dörde kadar kadınla evliliğe izin verilmesi halinde, bir kadının eşi, karısı ile yetinmeyip başka kadınları arzu ediyorsa; bu durumda da karşısına iki seçim hakkı çıkar: "ya birkaç ortağa mümkün olduğu kadar adil ve eşit ölçüler içerisinde rıza gösteririm ya da boşanmayı tercih ederim"...islamiyet’in sunduğu tek fark şudur: "sınırsız metresler" yerine "sınırlı ortaklar"...bunun dışında kalan boşanma hakkı muhafaza edilmektedir...şu halde seçim yapma hakkı kadına verilmiştir... farzedelim ki şöyle bir durum var: bir kadının küçük çocukları vardır ve bu kadın müzmin bir surette hastadır, ev işlerini yapamayacak hale gelmiştir, evlilik hayatının tabii ihtiyaçlarının tatminini bir tarafa bıraksak bile kocasının bir hizmetçi tutmasına maddi imkanı yoktur...bu durumda ikinci bir evliliğe bakış açınız nasıl olur? kaldı ki bu ekstrem bir örnek de değil...bu örnekleri daha fazla yayabiliriz, bilhassa savaş dönemlerinde, erkeklerin sayısında olan azalmaları da hesaba katarsak –ki insanlığın ilk dönemlerinden itibaren yeryüzünde savaş durumu her-dem tetiktedir- 4 kadın ile evlenme limitine hak veririz...tekrarlıyorum, bu bir zorunluluk ya da olağan bir şey değildir, sadece bir üst limittir...
miras
islam miras hukukunda kadın, erkeğin yarısı kadar miras hakkına sahiptir...nisa suresi 176. ayetinde de bu bilgi şerh edilmiştir...tabii islamiyet’in erkek egemen bir din olduğunu savunan insanlar bu ayete de hilaf olmaktadırlar...islam , harcamakla ancak erkeği mükellef kılar...kadının kendine ait mallarından, şahsi ve süs ihtiyacından başka şeylere harcamasını emretmez [kadının aile efradına bakacak tek sorumlu olması müstesna, akrabalık derecesi uzak bile olsa kendine akraba olan bir erkek varsa o, kadına bakmakla mükelleftir...yani kadının eve bakma mecburiyeti nadir hallerdir]...şu halde eşitsizlik nerede? kadın, sadece kendine sarfetmek için veraset yoluyla intikal eden servetin üçte birini alır -menkul mallarda yarı yarıya bir bölüşüm sözkonusudur-, erkek ise, ilk önce kadına, sonra aile ve çocuklarına sarfetmek için miras servetinin üçte ikisini alır...hesap ve rakamlar mantığı ile düşünüldüğü zaman iki taraftan hangisine daha fazla isabet eder?
şahitlik
üzerinde en fazla konuşulan hadiselerden biri de, bir erkek şahidin ikamesinin iki kadın olması...bakara suresi 282 . ayetinde : "...erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun... eğer iki erkek yoksa razı olduğunuz şahitlerden bir erkek, iki kadın... ta ki kadınlardan biri yanıldığında diğeri ona hatırlatsın" buyurulur...bu hüküm, yarattığı insanların her yönünü sonsuz ilmiyle bilen allah’ın hükmüdür...evvela şunu belirteyim; burada bir eşitlik söz konusudur...şöyle ki hem kadın, hem de erkek için yapılacak şahitliğin mahiyeti aynıdır...haklarında mahkemece karar verilecek erkek veya kadın sanıklar için durumda herhangi bir farklılık yoktur...sanıklar, yahut anlaşma yapan taraflar açısından durum böylece aynıdır...gelelim bir erkek şahide mukabil iki kadın şahidin gerekli görülüş hikmetine –tabii ki allah’ın koyduğu hükümlerdeki bütün hikmetleri kavrayabilecek durumda değilim, bizimki sadece bir bakış açısı- : ayette ne diyordu; "ta ki kadınlardan biri yanıldığında -yahut unuttuğunda- diğeri ona hatırlatsın..." dikkat edilirse allah kadınları suçlamıyor...mesela "biri yalan söylediğinde diğeri düzeltsin" demiyor...kadının iradesi dışındaki doğal bir kusuruna dikkatimizi çekiyor: "unutkanlık ve yanılmak"...erkeğin de yanılma ve unutma ihtimali yok mu? elbette var...zaten şahitlik sisteminde, en az iki adil erkek olması bu sebebe binaendir...sadece ayette kadının unutma ve yanılma ihtimalinin erkekten daha fazla olduğunu anlıyoruz...kadının yapısal olarak daha duygusal olduğu, daha çok heyecanlandığı, regl dönemlerinde bu durumun daha da arttığı, uzaysal tasavvur yeteneği, daha merhametli olması v.s gibi özellikleri hesaba kattığımızda şahitlik/tanıklık görevini olumsuz yönlerde etkileyebileceğini düşünüyorum...lise dönemlerinde okuduğum bir psikoloji kitabında –reading in social psychology/fısıltının temel psikolojisi- şahitlik meselesinde kadın ve erkeğin durumunu araştıran bir deneye rastlamıştım...amerika’da yapıldığı anlaşılan bu deneyde belli sayıdaki erkek ve kadın deneklere tek tek belli bir süreyle bir resim gösteriliyor...bir otobüsteki yolcuları görüntüleyen bu resim, çeşitli detaylar içermektedir...belli bir zaman geçtikten sonra, erkek ve kadın deneklere, daha önce kendilerine gösterilen resimde gördükleri olayı anlatmaları istenir...sonuç ilginçtir: resimde ayakta karşı karşıya duran iki yolcudan birisi zenci, diğeri ise beyazdır...deneklere, kavga eden bu zenci ve beyazdan hangisinin saldıran olduğu, usturanın hangisinin elinde bulunduğu sorulduğunda kadınların önemli bir bölümü usturanın zencinin elinde bulunduğunu ve beyazın savunma durumunda olduğunu belirtmişlerdir...erkeklerin büyük çoğunluğu ise aksini söylemiştir...bu deney, önyargıların kadınları daha çok etkilediğini ve şahitlik konusunda olumsuz rol oynadığını belirtmektedir...amerikan toplumunda zenciler genellikle serseri ve saldırgan olarak bilinir...işte bu toplumsal şartlanma kadınları daha fazla etkilemekte ve bu da şahitlik anına yansımaktadır...hele ki bir olayın resmiyle değil bizatihi kendisiyle aniden karşılaşmanın verdiği ürkü ve heyecanın erkeklere nispeten kadınlarda daha çok olduğu gerçeğini ve bunun da olayın hakkıyla kavranmasında olumsuz bir etken olduğunu hesaba kattığımızda kur’an-ı kerim’de belirtilen ayetine çok da farklı gözlerle bakmayız...yalnız şunu da hatırlatmakta yarar olacağını sanıyorum: kadınlara özgü [doğum, süt anneliği, boşanma v.s ...] konularda sadece kadınların, hatta bir tek kadının şehadeti bile islam hukukuna göre geçerlidir...
sonuç olarak: cahiliyye toplumunda kadını hayvandan daha aşağı görmeler, kız çocuklarını yüz karası sayarak -dayı’ya gidiyoruz diye- diri diri gömmeler, sınırsız kadınla evlenmeler, miras hakkınının olmaması gibi kadına tamamiyle zulmeden bir tavır gelenekleşmişti...islam, erkeklerin kaba kuvvet avantajını vicdansızca kullanarak kadınlar üzerinde kurdukları hegemonyayı kısa bir sürede yıktı ve kadına, biyolojik ve psikolojik yapısıyla uyumlu olarak ulaşabileceği en üstün yeri ve değeri verdi...cahiliyye devri ile kıyasladığımızda, islam kadına pek çok hak vermiştir "cennet annelerin ayakları altındadır" diyerek kadını yüceltmiştir...tekrar ediyorum, cahiliyye devri ile kıyaslandığında...
hamiş: hepimizin islamiyet ve/veya sair semavi dinler hakkında kafamızı meşgul eden sorular var...tabii ki eleştireceğiz, tabii ki idrakimizi, mantığımızı paçavraya çeviren hadiseler hakkında düşüneceğiz ve fakat elzem teşkil eden, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma yolunu denemeye kalkmamak ve önsezilerimizden sıyrılmak, objektif olarak değerlendir(ebil)mek...