gelmiş geçmiş en büyük ve en özel futbol yazarlarındandır. her yazısı geyik dozajını özel bir ciddiyette helva kıvamında sunan eserlerdir. felsefik yaklaşımı ayrı bir tat ayrı bir heves katardı camiaya. lakin 2001 senesinde vefat etti.
nam-ı diğer zogo.
"fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz" gibi bir laf etmiş büyük insandır. nur içinde yatsındır
"fenerbahçe büyüklüğü ne kupa büyüklüğü ne de şampiyonluk büyüklüğüdür.fenerbahçe büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,adı konamaz" lafı fenerlilerin her geyiğinde baz alınan bir laf haline gelmiştir.e ama kendisi bunu neye dayanarak söylemiştir,ben de aynı lafın galatasaray,beşiktaş,artvinspor versiyonunu söyleyip işin içinden çıksam olur mu?böyle şeylerle gelmeyin.
ilk yarısı 3-0 biten ve fenerbahçenin 4-3 kazandığı galatasaray maçı hakkında 4 mayıs 1989 da milliyetteki köşesinde şöyle bir yazı yazmıştır.efsanedir kendileri.
bu bir fenerbahçe destanıdır.
bu 4-3'luk kupa destanını gören yaşı yirmilik fenerbahçe taraftarı, bir 30 yıl, galatasaray-fenerbahçe rekabeti söz konusu olduğunda hep bu maçı anlatacaktır, bobürlenerek fenerliliğini höpürdeterek.
ve fenerbahçeli bu destan maça şöyle bir kabadayılık asacaktır; "biz onlara ilk yarıda 3 gol avans verip, galatasaray'ı kupada pacavra ettik."
ne müthiş ne uyunamaz bir kabus ilk devresi idi fenerbahçe için.
baldırına çok iri bir bandaj geçirmiş bir oğuz maç başlamadan önce çimene pek nazlı koyduğu sol ayagı ile fenerbahçe için sakatlıktan sonra gelen bir mutluluk muydu, yoksa hiç çözülemeyecek bir bilmece miydi ?
fenerbahçe'nin mevsim başından beri bir türlü klas ve emek disiplinine sokamadığı geri dörtlüsü, prekazi gibi umulmadık uzak goller vuran, uğur gibi çok ters gol kontratakları çıkaran, tanju gibi onsekiz dışı ve içi hareketlerde esrarengiz file senaryolari yazan rakipler karşışında, ne kadar başarılı bir defans grafiği çizeceklerdi ?
maç başladıktan sonra görüldü ki oğuz'un o sol ayağı tanrı'dan kendisine verilmiş bir sol ayak degil, sonradan takılmış tahta bir bacaktı sanki.
en basit top kontrolunu yapamiyor, o sihirli ve rahat diriplinglerine kisilik koyamıyor, oyunun galatasaray orta sahasina doğru kaçışını çaresiz gözlerle seyrediyordu.
oğuz kaybolmuştu, arkasından fenerbahçe kaybedecekti belki de.
çünkü alabora olan fenerbahçe orta saha gemisinden sonra bu alanın gerisinde titrek bir filika gibi oynayan geri dörtlü, gittikçe kabaran ve haşinleşen galatasaray denizinin üstünde fazla canlı olarak kalamayacaktı.
maç iri bir orkinos ağı gibi örülüyordu fenerbahçe'nin üstünde.
çok iyi oynamaya basladığı zamanlar, eksantrik görüntülerle galatasaray defansının önleyemediği gol pozisyonu bulduğu zamanlar, deda'nın dönmüş düdüğüne teknik tavırlar koyduğu zamanlar.
ne oldu biliyor musunuz ?
fenerbahçe galatasaray'dan 3 gol yedi.
biri acemi savunma hareketli ergin'in penaltısından, ikincisi rakibe sunulmuş ters bir kafa vuruşundan, üçüncüsü yan hakeme göre nizami, tv yayınına göre ofsayt kritik bir hareketten.
fenerbahçe ile alay ediyordu, galatasaray kale direkleri.
3-0 yenik fenerbahçe'nin hasan'ın ayağından çıkan volesi bile galatasaray'ın yan odunlarından birisine vuruyordu.
ne vardı 3-0'dan sonra galatasaray galerisinde ?
tribünlerin hepsinde, vatandaş tribününde, basın ve şeref tribülerinde ciklet yerine fenerbahçe'yi ciğneyen alaylı şapur-şupurlar ve rakibini küçümseyen dudak valsleri.
avrupa kupasında final hayali görürken kendi hayatını öldüren, türkiye liginde ise bu yıl hiç doğmamış mustafa denizli'nin ortalara çıkıp, piste dikilip, kupanın hiç olmazsa yerlisinde yeni bir final hayatı araması ve bu hayatı yakaladığına inanması o kadar doğaldı ki.
fakat o galata kulesi dibi eski yahudi kılıklı eskiciye benzeyen, her maçtan önce güya galatasaray'ı ısıtan hamamcı görevini üstlenen alman kondisyoner pandomimcisi devre biterken hangi top ilim ve irfanına sığınarak eli ile fenerbahçe tribünlerine "beş...beş..." işareti yapıyordu ?
o eli fenerbahçe lavabona sokar sonra.
bitmemiş bir maçın, en tehlikeli yanı "güven"in dozudur.
mustafa denizli ve takımı maçın ikinci yarısına maçi kazanmış ekip güveni ile çıkarken, kendi timinin bünyesine 5 yer değişikligi ile başka bir nefes ve hırs sokan veselinovic'in fener ihtarını, ne galatasaray ne de mustafa ciddiye aldı.
herhalde kazandığını düsünen takım, kaybetmeyi düsünmeyen bir ekiple yarışırken, ne onun kadar inançlı, ne onun kadar yırtıcı, ne onun kadar hırslı, ne onun kadar onurlu olabilir.
bir metafizik golü atan aykut kaybetmeyi düşünmüyordu.
ikinci devre boyunca galatasaray yarı sahasında şeytanın bolerosundan figürler yapan rıdvan kaybetmeyi düşünmüyordu.
son 45 dakika inanılmaz bir fizik gücü ile orta saha oyuncusu olarak kendi geri dörtlüsünü lehimleyen müjdat, adam markajını anıtlaştıran nezihi kaybetmeyi düşünmüyordu.
galatasaray yarı sahasının sol tarafına hangi sarı-kırmızılı futbolcu gelmişse, onları ayaklarından püskürttüğü eterle bayıltan hakan kaybetmeyi düşünmüyordu.
hele hele 90 dakikanın her dakikasında, sahanın her yerinde galatasaray takımı ile tek adammış gibisine mücadele eden, 3 muhteşem gol atan ve şimdilerde türkiye'nin en iyi santrforu fetvasını çıkaran hasan, kaybetmeyi hiç mi hiç düşünmüyordu.
bu basit bir maç değil, fenerbahçe için bir tarih maçıdır.
belki fenerli bir şair, ilerde bu maç üstüne şöyle bir mısra düşürecektir.
"fenerbahce yenilmez... bu forma ile fazla dalga gecilmez..."
fenerbahçeliler tarafından sözleri vahiy seviyesinde kabul gören, oysa ki dışarıdan bakıldığında fener taraftarı haricine bir anlam ifade etmeyen rahmetli spor yazarı.
(reino, 27.08.2009 00:32)
biraz kafası karışık bir yazardı. zira, futbol yazarlığıyla sanatı birbirine karıştırmıştı. yazarlığı döneminde üslubuyla diğer birçok yazarı da etkilemişti.
oğuz’un kaptan olduğu fenerbahçe takımının bir maçının analizini yaparken, oğuz’un iyi oynadığından bahsettikten sonra, maça sakallı bir şekilde çıkmasını kibarca ayıplamıştı. çünkü ona göre fenerbahçe kaptanı maça tıraş olup öyle çıkmalıydı.
fenerbahçe’ye böyle değer verirdi islam çupi.
(bkz:
saygıyla anılan insanlar)
"sonbahar yaprakları gibi savrulan savunma"
bir islam çupi yorumu okudunuz.
her yazısında fanatiklikte zirveye çıkan sıradan futbol yazarı. konu fenerbahçe olunca ve tabi "fenerbahçe cumhuriyeti" gibi bir zırvanın kaynağı olunca böyle pohpohlanıyor.
allah rahmet eylesin kendisine ancak;
"fakat o galata kulesi dibi eski yahudi kılıklı eskiciye benzeyen, her maçtan önce guya galatasaray'ı ışıtan hamamcı görevini üstlenen alman kondisyoner pandomimcisi devre biterken hangi top ilim ve irfanına sığınarak eli ile fenerbahçe tribünlerine "beş...beş..." işareti yapıiyordu. o eli fenerbahce lavabona sokar sonra"
"tribünlerin hepsinde, vatandaş tribününde, basın ve şeref tribülerinde ciklet yerine fenerbahçe'yi ciğneyen alaylı şapur-şupurlar ve rakibini küçümseyen dudak valsleri."
şeklinde ırkçılık ve holiganizm dolu yazan bir insan nası efsane olabiliyor anlamadım. hayır ercan saatçi her maç sonrası böyle saçma yazılar yazıyor. onu da efsane yapın.
en büyük şanssızlığı alex’i izlemeden ölüp gitmesidir. tabi kimleri kimleri izlemiştir, orası ayrı. ama ekmek kadayıfının üzerindeki kaymağı kaçırmıştır.
bizim de en büyük şanssızlığımız ‘o’nun alex’i izlemeden ölüp gitmesidir. zira alex’in aklına ancak ‘o’nun kaleminden çıkan ezgiler yakışırdı. şimdi gürcan bilgiç falan yazıyor.
yazık lan bize…