isimsiz diyar   

adana çık aradan

  1. zamanında yazmış olduğum iğrenç ötesi hikayedir. bir erkeğin kendini bulduğu dünyayı karanlıktan kurtarmasını anlatır. saçmadır aptalcadır. daha çok ileriki eserlerime eskizdir. ayrıca bu hikayeyle yaratmaya çalıştığım dünyanın adıdır. ben sadece dünyayı yaratmak istemiştim. sonra o dünya'da farklı olaylar yazacaktım. şimdilik o hikayeye devam ediyorum. başkaları sonra gelecek...


    (bkz: birşeyler yazdım diye götü kalkmak)

    (bkz: reklam)

    edit: (bkz: göt kadar yaşıyla dünya yaratmaya çalışmak)
    (the killer, 18.03.2007 21:19 ~ 22:01)
  2. isimsiz diyar



    açtı gözlerini. karanlıktı etraf. neredeydi ya da kimdi? gözünün önünden çekti saçlarını, etrafına bakmaya çalıştı. başı dönüyordu. karanlıktı. her yer karanlıktı. tekrar kapattı gözlerini.her yerini saran derin bir acısı vardı. büyük bir gayretle kaldırdı ellerini. kendini kaldırmak istedi, destek verdi elleriyle. sert bir şekilde düştü boşluğa. kapadı gözlerini. sadece kapamış olmak için. bir kaç damla yaş aktı kapalı gözlerinden. sert bir rüzgâr çarptı yüzüne. bir kaç yaş daha aktı yüzünden. üşüdü.


    arkasındaki uğultunun oluşturduğu melankolik melodiyle yavaş bir ıslık tutturdu.karanlığa bir kez daha baktı. bir gayret daha gösterdi.ayağa kalktı.ışığı gördü uzakta.bir gülümseme belirdi yüzünde.başı dönmeye başladı. hafif hafif bıraktı bedenini. kapadı gözlerini, yayıldı boşluğuna. ruhu çıktı karanlık çıkmazdan. aydınlığa gitmeye çalıştı bir kez. kayboldu aydınlığın yolunda, karanlık çıkmazda. belki bırakırdı ruhunu. kimliğini düşündü. asla bilmediği kimliğimi. öğrenemeyeceği kimliğini.

    tanımıyordu kendini. tanımıyordu kimseyi. neydi bilmiyordu. içine baktı. renkleri gördü. siyahın baskısındaki renkleri.karanlıktaki renkleri. karanlık çıkmazını gördü içinde…


    ***

    sonu gözükmeyen ağaçlar uzanıyordu. bulutlara girdiklerinde kaybediyordunuz uçlarını. büyükçe dalların içinden bin bir çeşit melodi geliyordu. hafifçe sisleniyordu ağaçlık. sonsuza kadar devam edecek gibi görünen bir patika yer alıyordu tüm ağaçların arasında. hafif hafif otlarla örtülmüştü. kimse geçmemiş gibi düzgündü. ancak kapanıyordu üstü; sis çoğalmaktaydı. .

    bir kaç uluma geldi uzaklardan, bir kaç "şey" havalandı. rüzgar başlamıştı; hafif hafif esiyordu şimdilik. bir kaç kuş yavaş yavaş ötmeye başladı. sesleri her şeyden güzeldi sanki. arkadan bir kaç uluma daha geldi.kuşların ve kurtların bu inanılmaz güzel düetine ağaçların arasında gelen rüzgarın melodisi katıldı. sonsuza kadar dinleyebilirdiniz belki. yavaş yavaş hızlandı şarkıları. öteki hayvanlar da katıldı.gök gürültüsüne kadar sürdü bu şarkı; mutluydu.

    hızlı bir yağmur başladı.toprağın güzel kokusu sardı etrafı.güneşi görmek için yukarı baktı hayvanlar.bulutlar açıldı…sis kayboldu.güneş gösterdi yüzünü o uzun ağaçların arasından.hepsinin yüzünde bir gülümseme belirdi.mutluydu hepsi.gülümseyerek girdiler dalların arasına.bir tanesi kaldı dışarıda. güneşle birlikte yok olan sisin arkasından çıkan şeye baktı. garipti.son bir kez kolladı etrafını.girdi dallarının arasına…bir daha çıkmamak için.karanlıktan kaçmak için…

    ***

    başı ağrıyordu.hala yaşlıydı gözleri. o kadar yorgun değildi.parmaklarını oynattı.umutsuz bir gülümseme belirdi yüzünde.saçlarının arkasında sessizce açtı gözlerini. korktu; tekrar kapadı.çok sıcaktı.yaşlarını sildi.yalnızlık duygusu belirdi içinde.ağlamak istedi; ağlayamadı.

    kalkmak istiyordu artık…korkmamalıydı. elleriyle destekledi bedenini. doğruldu hafifçe.hala kapalıydı gözleri.korkuyu unuttu. açtı gözlerini.uzun ağaçlarla çevriliydi her yer.güneş ışıkları hafif hafif vuruyordu otlara.güneşe bakmak istedi.bakamadı.ağaçların içinde uzanan patikayı fark etti. yavaş yavaş yürüdü. sonsuza kadar uzanıyordu. o sonsuzu aramıyordu. ama başka şans yoktu. takip etti patikayı. tek yol oydu onun için…

    ***
    yavaş yavaş yürüdü. ona günler gibi gelen saatler geçti. yorulmuştu. sonsuz bu kadar uzak mıydı? olmamalıydı, olamazdı.hiç biri birbirinden ayrılmayan ağaçlardan birine yaslanıverdi.güneş hala kendisini hissettiriyordu.ama belliydi ki yavaş yavaş da azalmaktaydı.
    bir süre dinlenmek istedi. çekti narin dizlerini kendine doğru.kafasını yasladı dizlerine. rahattı böyle. sonsuza kadar kalabilirdi burada. ama gitmesi gerekliydi; biliyordu. bilmesi gereken şeyler vardı belki. hiçbir şey bilmeden yaşayamazdı. ya da şu an yaşayıp yaşamadığını bilmiyordu. kararsızdı; her zamanki gibi. hayatı da bu karasızlığına sıkışmıştı.
    gözlerini kapadı hafifçe. kendi karanlığına baktı. siyahı çekmek istedi oradan. uğraştı saatlerce. olmadı. çok ağırdı siyah, çok güçlüydü. yormuştu onu. uyumak istiyordu. güçlenmeliydi.birisi güçlendirmeliydi onu.sürekli kısmak zorunda kaldığı gözlerini açabilmeliydi. kaçmalıydı uzaklara belki de.sonsuzdan uzağa geçiş var mıydı? hiç bir şey bilmeden yol alabildiğini düşündü. belki bilmemek rahatlatıyordu onu. ama içini yiyip bitiren de buydu. gözlerini yavaşça açtı, kısmıştı masmavi gözlerini.etrafa baktı.yeşilliklerle doluydu burası.gücünü toplamaya çalıştı.güvendi kendine; ilk kez.yavaşça kendine doğru çekti bin bir çeşit yeşili.sımsıkı tuttu elinde; kalbinin üstüne dayadı. kendi karanlığına tekrar baktı. hala simsiyahtı. yeşilleri bıraktı oraya hafifçe. hafif bir tebessüm belirdi dudaklarında…
    güçlendiğini hissetti.mutlu olmuştu belki de.kendi karanlığını itti.hiçbir şey bilmeden de yola devam edebilirdi. devam etmeliydi; biliyordu. sonunda öğrenecekti. hissediyordu. yavaş yavaş ayağa kalktı. hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. ıslığı ona eşlik etti.yine yürüdü saatlerce.ama yorulmadı…
    uzun yürüyüşünün ardından bir yol ayrımına geldi. bir taraf karanlıktı, ne güneş vardı ne ışık.sisliydi yol.korktu buradan.yavaşça çevirdi bakışlarını öteki yola.diğer taraf aydınlıktı.geldiği yol gibi.bilemedi nereye gideceğini.kararsızdı yine.kararsızlığın acısıyla bir kaç damla yaş belirdi gözlerinde.karar vermeyi özlemişti.onun için bir karar şansı vardı; değerlendirecekti. belki.
    ***
    saatlerce bekledi yol ayrımında. sırtını tam ortadaki yaşlı ağaca dayayıp ağladı.gözlerinin iyice canını yaktığını fark edene kadar.hava kararmıştı iyiden iyiye.uzaklardan ulumalar yükseliyordu acımasızca. yakınlarda hiçbir canlı yoktu ağaçlar dışında. onların bile canlı olduğundan şüpheliydi aslında.rüzgarın tekinsiz sesinde bir cesete benziyordu yaşlı gövdeleri.yabancılaşmıştı bu "sevimli" yere.

    iyice korkmuştu artık.kendi karanlığına daldı. yeşilleri ağlıyordu. yalnızlıklarına ağlıyorlardı.onun yalnızlığı gibiydi bu.belki bir kaç renge daha ihtiyacı vardı.kötü kalpli; ya da hiç kalbi olmayan siyahı yenmek için.aslında siyah sadece düşmandı. yenmesi gereken bir düşman.isimsiz diyar’ı kurtarmak için yenmesi gereken düşmandı.aslında düşman olmayan düşman…

    dayanamazdı. acıydı yeşilin savaşı. kendineydi savaşı; onunki gibi. hızla ayaklandı yeşili için. kaldırdı ağırlaşmış bedenini hızlıca. derin gözleriyle taradı etrafı. belki asırlarca baktı, belki bir kaç saniye.sonunda sisli patikanın yanından akan suyun parlaklığını gördü; siyah için çok beyazdı. ama oraya gitmek istemiyordu.korkuyordu.kendinden korktuğu gibi.ağacının yanına döndü. yalnızlığına verdi kendini, gölgesine sarıldı.ama o bile kaçıyordu ondan. sessizliğe sarıldı bu sefer.ama içinde ağlayan yeşilin sesiyle ürktü. çok yalnızdı yeşil.bir renge ihtiyacı vardı yeşilin; yalnızlığını unutturacak bir renge. ve bulmak zorundaydı. cesaretlenmişti artık. hızlı hareketlerle ağır bedenini kaldırdı yerinden. altındaki toprağa baktı. sonra tekrar döndü parlak suya. toprak soluktu, cansızdı. tuttu elinde.korkuyla titredi. belki işe yaramayacaktı bu.ama denemekten başka şansı yoktu. karanlığına döndü elinde toprakla. yavaşça bıraktı ve yeşile gitmesini bekledi. ama gitmedi. yavaş yavaş siyaha karıştı kahverengi. ama hızla saldırdılar yeşiline. daha da yana attılar.daha da üzüldü yeşili. daha çok ağladı. acı çekiyordu yeşil. ağrıtıyordu onun kalbini. bir hata yapmıştı. bir daha yapamazdı.



    ***

    yavaşça yere bıraktı kendini. pişmanlık ve üzüntüyle kendini öldürdü. ama ölmedi.yeşil ölüyordu onun yerine. ama o yeşilin ölmesine izin veremezdi. sinirle kalktı ayağa; parlak suya doğru yürüdü. umut'la baktı suya.çok güçlüydü; hissedebiliyordu.kendinde emin bir şekilde almaya çalıştı. rengi yoktu.ama renkten fazlası vardı suda. çok güçlüydü.tekrar tekrar denedi.öfkeyle ve umutla kaldırdı rengi.çekti kalbine doğru. bir tebessüm belirdi dudaklarında uzun bir aradan sonra. tekrar karanlığına döndü.yeşil iyice solmuş; ölmüştü. umutları sönüyordu.tekrar umutsuzluk istiyordu siyah ve kahverengi. yavaşça bıraktı parlak suyu karanlığına.sadece kahverenginin yok oluşunu gördü; siyahın kaçışını.ama dönecekti siyah.tekrar saldıracaktı. yavaşça gözleri kapandı .çok bitkin ama mutluydu.suya baktı tekrar.teşekkür etti hafif sesiyle.karşılık vermişti su sanki.ama yere yığılıyordu, duyamadı.gözlerini kapatmadan önce bir karartı gördü suyun yanında.bulanıktı; anlayamadı.açmaya çalıştı ağzını; kapandı hafifçe.

    ***
    yavaşça kıpırdandı yerinde. her zamanki gibi oynadı yumuşak hatları. huzursuzdu, ama bir o kadar da mutlu görünüyordu. kapkara saçları, masmavi gözünün önüne geçiyordu.gizemli ve melankolikti. uyanmaya çalışıyordu.ama gözleri ondan yana değildi. kendiyle savaşıyordu; her zamanki gibi.açık tenli yüzünden yaşlar aktı. kontrolünü kaybetmişti kendine karşı. acı çekiyordu. bekli sadece gözleriyle değil, kabuslarıyla savaşıyordu. mutlu görüntüsü kayboluyordu, yerini acıya bıraktı yavaşça.sevimli yüzü kaybolmuş, korkuyla dolmuştu.uyandırmak istedi kendini, ama yapamadı.sanki kurtarılmayı bekliyor gibiydi…
    ***
    bir el hissetti yanağında. hem çok sıcaktı, hem çok soğuk. yavaşça ilerledi yanağında. korku kayboluyordu yavaş yavaş.küçük bir gülümseme belirdi tekrar yumuşak hatlarına kavuşan yüzünde. göz kapaklarını hafifçe aralarken yanağından çekildi el. beyazlara bürünmüş bir kız vardı karşısında. kapkara saçları, benliğini simgeleyen mavi gözlerini örtmeye çalışıyordu.beyaz bir başlığı vardı, onu gizemli kılıyordu.derin ve geriden gelen bakışları da bir o kadar belirsizdi.yumuşak hatlara sahipti yüzü, çok güzeldi.hafifçe aydınlanıyordu, bir bebek gibi.ama o istemiyordu. hiç öğrenemediği benliğinden kaçar gibiydi. kaldırdı bedenini hızla. şaşırmıştı belki de.yalnızlığın kalbinde birisini bulabileceğini düşünmemişti. mutlu olmuştu.belki o bir şeyler biliyordu. ama soramadı.açamadı ağzını.
    karanlığına baktı sessizce.bembeyaz olmuştu. siyah gitmişti.gülümsedi. kıza baktığından onun da güldüğünü gördü.kız ellerini uzattı ona. kendine doğru çekti. bir öpücük kondurdu dudaklarına.sarıldı hızla.ilk kez kendini yalnız hissetmedi.tekrar sarıldı kıza…
    onlar el ele tutuşup yürürken hayvanlar çıktı ağaçlardan.ulumalardan kesildi.kuşlar cıvıldadı neşeli bir melodiyle.sis kalkmıştı isimsiz diyar’dan o’nun gözlerinden kalktığı gibi.kızın gözleri kadar maviydi gökyüzü.kalpleri kadar temizdi hava... sevgi sarmıştı etrafı…
    gitmişti siyah.yanında karamsarlık ve umutsuzluğu da götürmüştü.kurtulmuştu isimsiz diyar…



    not: buyrun bol bol dalga geçin :)
    (the killer, 18.03.2007 21:33)