|
|
- (bkz: 17 ağustos 2007 kanal d baskını)
- türkiye insanının en hassas olduğu konulardan biridir isim konusu. değer verdiği, hatta bokunu çıkartıp taptığı tarihi kişiliklerin isimlerini başkalarının kullanmasına, kendi inançları doğrultusunda izin verir. hüseyin ismini köpeğe koydurmaz, muhammed ismini oyuncak ayıya koydurmaz. o ismi kullanma lüksü yalnızca kendisine aittir. oğlu olursa ali, hüseyin, muhammed gibi çok çok kutsal(!) isimleri seçebilir isim olarak. ama tabi çocuk ilerde babası gibi devletsevici, vatana millete hayırlı bir evlat mı olur, yoksa it kopuk hatta hatta daha da uç bir örnek olarak vicdani retçi, ateist bir eşcinsel mi olur bilemez.
ama bu ülkede, daha doğrusu müslüman bir ülkede yaşamanın bedelidir işte bu. isimler bile parsellenmiştir birileri tarafından. siz siz olun, köpeğinize falan isim koyarken dikkat edin. bir gün yolda köpeğinizi gezdirirken ağzından köpükler saçan birisinin üzerinize saldırması an meselesidir. burası türkiye. cehenneme hoşgeldiniz.
- muasır medeniyetlerde yaptığım araştırmalarla incelediğim eylem.
gelin hadi, abd veya ab topraklarında bir evcil hayvan alalım. köpekleri severim genelde, köpeğimizin türü de, pitbull olsun. bu hayvanın adını ola ki, maria, jesus gibi bir isim koyduk. veya gittik yahudi mahallesine, adamlar arasında köpeğe moshe gel, aaron git diyoruz. sonuç, o yerleşim yerinde çok tepki alırız. hatta fiziksel bir saldırı ile karşılaşmamız bile mümkündür.
insanların inançlarına veya inançsızlıklarına saygı göstermeye çalışıyorum. şimdi benim köpeğim olsa adını marx koysam, engels koysam hoşunuza gider mi? neden empati yapmaz bazı denyolar anlamış değilim.
- bu isim parselleyen insanların en önemli özellikleri taptıklarının isimler değil, o isimlere sahip olan insanlar olduğunu farkedememeleridir. aradaki fark, cümledeki kadar ince bile değil oysa. o sadece bir isim gençler. sakin olun.
- türkçe de bu isim parsellemeyle ilgili trajik de bir durum vardır.
"yusuf yusuf atmak" diye bir deyim ve bir osuruk çeşidi olarak da "yusuf" osuruk vardır. zaten sanırım bu yusuf yusuf atmak deyiminin çıkış noktası da bu osuruk çeşididir. ne kadar ayıp.
(bkz: hz yusuf)
- bazı şeylerin ön savunmasında artık öyle kıvırma teknikleri kullanılıyor ki, valla televizyonda dansöz izleyesim gelmiyor. hani yılbaşı da yaklaşıyor, belki trt1'de dansöz verirler ama kıvırma işi artık oryantalist bir dans öğesinden çıkıp, konu çarpıtmaya kadar gelmiş. gerçekten düşündürücü ve vahim bir durum.
yusuf yusuf olmak örneği fikir teorisinde yapılan bir çarpıtmanın örneği olmalı. başka türlüsünü düşünmek, bunu sonuna kadar savunabilecek bir kişinin varlığı açıkçası beni ziyadesiyle ürkütüyor. gerçeklerle yüzleşmek bu kadar acı olmamalı.
açıkçası bu konunun ağustos ayında gerekli cevapları verilmişken, bazılarının ellerinde argüman ve iddia kalmadığı için bunu ısıtıp, ısıtıp, okurların gözüne sokması ise zaten ayrı bir tartışma konusu olmalı. bunu insanlara tapınmak olarak algılamak ise bambaşkalık* gibi bir şey herhalde.
gelelim kontrollü deneyimize. yarın kendime sadık bir it alıp, ad olarak bir sözlük yazarının nickini seçeceğim. *sonra köpeğimle olan tüm maceralarımı, kızları korkutmalarımı, bana getirdiği kemikleri, oyunlarımızı sözlüğe yazacağım teker teker. sizin açınızdan bir sorun yoksa benim için de sorun yok.
- türkiyede bir çocuk oyuncağına muhammed adını verdiğinde tepki alsaydı, yaklaşımım bunun bir saygısızlık olmadığı ve konunun abartılmaması gerektiği şeklinde olurdu ama ingiliz çocukların aklına gele gele bu isim mi gelmiş diye merak ediyorum. sanki bir yönlendirme var gibi, o rahatsız edici.
bu arada kardeşimin bir oyuncak ayısı vardı ve biz o zaman sevmediğimiz birinin ismi olan hamdi adını vermiştik ayıya.
her hamdi deyişimizde de gülerdik. o da mı suç acaba günümüzde.
edit:sudanlı müslüman çocukların oybirliği ile belirledikleri bir isimmiş.ingiliz hocanın kültür farkı nedeniyle sakınca görmemiş olabileceğini düşünüyorum bu durumda.
- sanırım haber dikkatli okunmamış.sorun, bir ingiliz'in oyuncak ayıya muhammed ismini koyması değil;sudan'da öğretmenlik yapan bir ingiliz'in müslüman olan öğrencilerinin oyuncaklarına bu ismi koymalarına oylama sonucu izin vermesi temeline dayanıyor.
özetle:avrupalı bir hıristiyanın hoşgörüsüyle,bir müslümanın tabusu karşı karşıya anlayacağınız. (ya da benim anladığım bu.)
bir de şu var:oyuncak ayıya 'muhammed' demekle,muhammed'e 'ayı' demek arasında epeyce fark olmalı diye düşünüyorum.
- üslubumu bozmadan fikri tartışmaya devam ediyorum. aksine ad hominem deniyordu sanırım. neyse.
inançlarınız, onları sahiplenmeniz için değil, sadece onlara inanmanız içindir. yani sizin inançlarınızla ilgili bir ismi sahiplenip, ona kullanım alanı belirlemek gibi bir tasarrufunuz söz konusu değildir. ama özgürlük kelimesinden ve anlamından ölesiye korkan insanlar isimleride kendi tekeline alırlar ve bunu mantık çerçevesi içine oturtmaya çalışırlar. ama istediğiniz kadar savunun, dünyanın bir yerinde birileri köpeğine ya da kedisine kutsal bulduğunuz o isimlerden koyacaktır mutlaka.
kendisine nick olarak ahmak kelimesini seçmiş bir adamı da "bak senin nickinle hayali bir köpek yaratırım" diyerek tehdit etmek ancak düşünmeyi beceremeyen bir aklın kurtarıcısı olabalir. özgürlüklerden yana olan benim. ne isim parsellerim, ne de nick. ama bu durumda tartışmayı da bitirmiş oluyoruz sanırım. herkes istediği ismi istediği şekilde kullanabilir demek oluyor bu. e başından beri söylediğimde bu zaten. buyrun nickaltım herkese açık, herkesinkinin açık olduğu gibi. hayatı yalnızca ahmak ı hayal nickinden ibaret bir insan değilim neyse ki.
- bir takım isimlerin dokunulmazlığının olmasını gerektiren durum.(tanım sizin olsun)
bu yaşa geldim hiç köpeğine,domuzuna,öküzüne annesinin babasının ismini veren birisini görmedim. merak ettim araştırdım niye verilmiyormuş ebeveynin isimleri diye.sonuç olarak sevdikleri kişilerin isimlerini bu tip hayvanlara vermezlermiş saygılı, sevgili insanlar. gördük ki sevilen varlıkların isimleri hayvanlara verilmiyor,peki birilerinin sevdiği muhammed,ali,hüseyin,kadir vs. gibi isimleri hayvanlara vermeyi niye destekler ki bir insan.sana göre bir anlam ifade etmiyor olabilir ama benim için yeterince manayı taşıyor bu isimler ve bu isimlerden asıl kimlerin kastedildikleri.yok ben senin gibi düşünmüyorum diyorsan köpeğine annenin ismini ver.bakalım hoşuna gidecek mi?(tüm anneler benim için kutsaldır,yazar burada insanların biraz düşünmesini bekliyor)
- konu ile ilgili yanlış anlaşılmalar mevcut. şöyle;
sudan'daki olayı tam bilmiyorum. benim eleştirdiğim nokta kanal d'nin en az iki dizisindeki olaydır. isimlerini tam hatırlamıyorum dizilerin ama köpeklere tacettin ve hüseyin gibi isimler konulmuştu.
bu aralar demokrasi gibi özgürlük de sanki birilerinin tekelinde. ben kimsenin neden böyle yaptığını sorgulamıyorum ki özgürlük kalkanı kullanasın. işin aslı özgürlükten feyz alarak yapılan bu hataları eleştiriyorum. yani bu konuda özgürlüğümü kullanarak bu uygulamayı yeriyorum.* burada inancı tapulu malı gibi gösterip, sahiplenenler yok ama dışardan sanki sahiplen varmış gibi görmek ve olmayan şeyleri göstermeye çalışmak poser işidir, herkes gerçeklerin farkında.
kaldı ki dünyanın herhangi bir köşesinde bir olay şu anda tam konumuz değil. yine burada da bir kıvırma manevrası yapılmış. yine sudan'daki uygulama da etik bir davranış değil ama oradaki ingiliz'in cahilliğine vermek gerek olayı. sudan'daki olaya çok üzüldüm, ağla 1 gibi bir tepki bekliyor herhalde birileri. yine burada da bir kıvırma örneği. " vallahi azizim, trt1'de arkadaşlar var, yılbaşında seni sahneye çıkartmak istiyorlar, iyi para veriyorlarmış gülüm."
ortalıkta olmayan bir tehditin varlığını meşrulaştırmak için yapılan açıklamalar da gözlerden kaçmıyor. yine bir kıvırma örneği daha. ortalığa atılan bir lafı, tehdit olarak alglamak da gerçekten ilginç bir durummuş. demek ki açıklamamdan tırsanlar olmuş ki, " yaz ne yazarsan yaz, tırsmıyorum " gibi içte bir korkaklık örneği barındıran, dışa karşı ise " ben cesurum" mesajı verilmeye çalışılmış.
"artık bunlarla uğraşma canım, gün geçtikçe kan kaybediyorsun, bunun farkındasın. özgürlük kalkanını kullanmayı bırak, dönülmez akşamın ufkundasın, zaten sana güvenen de kalmıyor, son olayın ile çok kan kaybettin. gel kanatlarımın altına sığın, seni abi şevkati ile koruyayım, kimse vurmasın artık sana..."
düzeltme: imla hataları
- parselleyenlerin yok bizde öyle bir şey diyerek parselleme işlemine devam ettikleri durumdur.
isim parsellemeyle ilgili bir konunun altına yazılan yazılara bakıyorum, siz zaten istesenizde her hangi bir şeyi parselleyecek, ne akla sahipsiniz, ne de güce. tartışma karşında tartışabilecek kişiler varsa zevkli bir hal alıyor. kişisel saldırılarla işim yok. olsaydı şimdiye kadar çoktan devam ederdim. siz edin ama. yolunuz açık olsun.
- herkesin yapması gereken pireemptiv bir hareket. ben tonguç'u parselliyorum. bundan sonra adı tonguç birisi yeni bir din kurarsa veya peygamber olarak ortaya çıkarsa köpeğime de koyarım ismini, muhabbet kuşuma da. önce ben dedim çünkü.
(tüm tonguçlardan özür, sizi de seviyorum.)
- giriye başlamadan önce biraz etrafa çemkireyim, adetten olmuş sanırım: "dansöğzz, teretebir. eheğ eheğ."
güzel arkadaşlarım, bazı isimler bazı insanlar için önemli olabilir. bunu gerçekten anlamaktayım; ancak bu konuda aranızdan bazılarının duymaktan pek hoşlanmadığı "özgürlük, anlayış, hoşgörü" gibi kavramlardan yola çıkmaya çalışacağım.
bu konudaki hassasiyetin, karşı karşıya kalınan durum incelendikten sonra gösterilmesi taraftarıyım ben. örneğin bir kişi köpeğine bir isim koyuyor ve bu isim de benim rahmetli dedemin ismi. karşıdakinin bana karşı kötü niyeti bulunmuyorsa, bu olaya tepki göstermenin yersiz olacağını düşünüyorum. kanal d mevzusunda da durum aynı gibi. köpeğe hüseyin adını verenlerin bir grup insan için değerli olan bir kişiliğe saldırma amacı güttüğüne inanmıyorum. beni aşağılama amacı gütmedikten sonra isteyen evinde beslediği köpeğine, dinozoruna veya koalasına benim adımı verebilir, bundan gocunmayacağımı beyan ediyorum. hatta koalasına benim adımı verirse gocunmak bir yana çok mutlu olurum. ha, farzedelim beni aşağılamak için böyle bir eylemde bulunuluyor. bir suç teşkil etmediği için bu olaya yegane verebileceğimiz tepkinin de olayı protesto etmek olduğunu hatırlatayım.
- ama bu ibnenin evladı lamasına benim anneannemin ismini koydu. beni rencide etmek istemediğine yemin billah etse de ben kötü niyetli olduğunu biliyorum.
o pek sevmediğimiz hoşgörü ve anlayış kavramları da burada devreye giriyor. mantıklı bir şekilde düşünerek bunun üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorum. kanal d olayını baz alarak konuşayım, bu kanal bünyesindeki bir yapımda köpeğe hüseyin ismi koyulmasının kimseyi rencide etme amacı taşımadığını düşünüyorum. keza köpeğin adı çok sevdiğim herhangi bir kişinin adı olsaydı bu durumda tepki göstereceğimi düşünmüyorum.
ancaaak
iyi niyet, anlayış filan diyoruz. olayın bir de şu noktası var. "köpeğe atatürk, che guevara, marx, engels adını versem napardın? he? güzel sıkıştırdım di mi abi?". işte bu iyi niyet ve kötü niyetin ayrıldığı, saçmalamanın başladığı noktadır bence. hüseyin, orhan veyahut fatma gibi isimler toplumda insanlara verilen ve binlerce kişi tarafından paylaşılan isimlerdir. bu isimlerin bir hayvana verilmesinde iyi niyet veya kötü niyet aranabilir yukarıda bahsettiğim gibi. tek bir insana ait isimleri verme durumunda ise (marx, engels vs.) böyle bir arama sözkonusu olamaz, direkt olarak bir kötü niyet sözkonusudur. aradaki farkı yine şöyle bir örnekle açıklayayım, bir insan köpeğine hüseyin adını vermişse bu konuda iyi niyetli veyahut kötü niyetli olabilir. birini rencide etme amacında olabilir, olaylardan tamamen habersiz bir komikçilik çabasında da olabilir. aynı insanın köpeğine hz. hüseyin adını vermesinde ise bu tür ihtimallerden söz edilemez diye düşünüyorum ben. o yüzden "köpeğimin adını marx koydum ehehe" tarzı şakacılıkların konuyla alakasız örnekler olduğunu düşünüyorum.
kimsenin değer verdiği şeylere bir saygısızlığım yok; ancak bu denli tepki gösterilmesinden önce biraz sakin kafayla düşünme taraftarıyım. keskin sirke küpüne zarar.(twinkle, 27.11.2007 12:30 ~ 12:32)
- ad hominem diye ağlayanların sonrasında sıkışınca bir tarafları, karşı tarafı akıl noksanlığı, güç eksikliği gibi ithamlarla aşağılamaya çalışmaları ve zeytinyağı gibi su üstüne çıkmaları hoş olmuyor. bunlar milattan önce kullanılan tartışma taktikleri idi. günümüzde bir etkinliğinin olmadığını herkes biliyor.
gelelim, konuyu yine yanlış anlayanlara. hoşgörü ve özgürlük kavramlarına sıkı sıkı bağlıyız. yapılmamış bir eylemi, sadece empati amaçlı bir örneği, yapılmış gibi göstermek, konuyu bu kişilerin özel isimleri nedeniyle olmaz gibi göstermek yeterli bir argüman değil. sonuçta köpeğe marx ismini veren biri, sadece karl marx'dan ilham almamıştır, çünkü tek marx o değil. o zaman diyeceksiniz ki, dünyadaki tek hüseyin hz. hüseyin de değil. evet bu da öyle ama, ben yapılmış olan bir uygulama hatasından bahsediyorum. kafalara iyi girsin, köpeğe marx ismini veren yok ama, hüseyin var.
burada aslında değinmek istediğim bir konu daha mevcut. yıllardır hepimizin en çok şikayet ettiği bir olgu vardır. halkın konulara olan duyarsızlığı, sivil bir hareket olarak tepki gösterememesi falan deriz. halkın burada bir tepkisi mevcut. gerekli protestolar yapılmış ben de protesto yapanların yanındayım tabii. halkın tarafını tutuyorum var mı daha ötesi?
- asla sağlam argümanlarla savunulamayacak olan konudur.
hüseyin ismi hz hüseyin le bir ortaya çıkmış bir isim değildir. isteyen de köpeğine marx ismini koyabilir. hatta bana kalırsa karl marx ismini de koyabilir ama çağırırken zor olur, tavsiye etmem. bi de hayvanın üzerine garip bir karizma gelmeye başlayabilir. evinizde "zincirlerimden başka kaybedecek bir şeyim yok" diyen bir köpek istemezsiniz değil mi?
gelelim ad homineme. zaten konu altında ad hominem yapıyorsun demek bile bir nevi konudan sapmadır ama bunu söylemeden de karşı tarafa ne yapmakta olduğuna dair bir uyarı yapamazsın. bildik bi paradoks yani.
başlığı açan ve sadece başlıktaki fikri tartışmaya çalışmaya özen gösteren benim. söylediğim akıl noksanlığı mevzusuda savunduğunu adam gibi savunacak mantıksal açıklamalardan yoksun insanların olayı başka taraflara çekmeye çalıştığıydı. şöyle bir okuyun isterseniz, ad hominem in kralı bu başlıkta. kimin bundan medet umduğu açıkça ortada.
- bu konuda en büyük ayıbı hz adem yapmıştır. hani ilk ya, adem ismini parsellemiş, kendisinden sonra aynı ismi taşıyanlar hep "ilk insanın ismini taşıyor" yaftasıyla yaşamışlardır. bu hususta çok sinirliyim. hayır, adım adem değil ama, bizim bir adem abi var, ona çok ayıp oluyor.
havva yenge olayından hiç bahsetmeyeceğim.
- eski mezopotamya'da şeylerin isimlerine büyük bir önem atfedildiği biliniyor. yıldızlar başta olmak üzere çeşitli kutsal veya güçlü kabul edilen cisimler üzerinde güç ya da etki sahibi olmak isteyen soylu kişiler, bu isimleri öğrenebilmek için zamanın astrolog/rahiplerini işe koşmuşlar. isim belasına astronomi ve matematik alanında bir sürü ilerlemeye imza atmış mezopotamya uygarlığı.
bu konunun popüler bir yansımasına da fantastik edebiyatta, ursula k. le guin'in yerdeniz serisinde rastlıyoruz. bu eserde de kadim lisandaki "gerçek isimler" gizlidir. bu isimleri bilenler ya da bulabilenler,* kişiler ve canlı cansız her türlü varlık üzerinde güç sahibi olurlar. örneğin baş kahramanımızın gerçek ismi ged'dir, ama ismi veren büyücü ve bir-iki en güvendiği dostu dışında kimse gerçek ismini bilmez, günlük hayatta çevik atmaca diye uydurma bir isim kullanır.
şimdi gelelim bizim dünyamızda kişilerin ya da varlıkların isimlerine. bu isimler, bildiğim kadarıyla, bir kişiyi ya da varlığı diğerinden ayırt etmek dışında herhangi bir işleve, güce ya da etkiye sahip değildir. bir taşın taş olduğunu (ya da diyelim akik olduğunu) bilmek, sadece bilgidir. o taşı çağıramazsınız, yapısını bozamazsınız, başka bir şeye dönüştüremezsiniz. bir anlamda ged'in çevik atmaca'sından farksız yani bizim isimlerimiz.
şuna gelmek istiyorum; isimlere, o isimleri bir zamanlar kullanmış kişilerden yola çıkarak, ya da başka herhangi bir nedenle, aslında sahip olmadıkları bir güç ve önem atfetmek gereksiz bir mistikleştirme (kelimeye gel) çabasından öte bir şey değil gibi geliyor bana. belli isimlerin belli kültürlerde büyük anı değerleri olabileceğini, bu anı değerlerine mümkün mertebe saygı gösterilmesi gerektiğini inkar etmiyorum. ancak bu saygı gösterilmediğinde de verilebilecek maksimum tepki kınamak, üzüntü bildirmektir. fazlası batıl itikat sınırlarına girer.(tembel, 27.11.2007 13:54 ~ 13:54)
- gördüğüm kadarıyla sürüyle başlık-giri uyumsuzluğu mevcut. sanırım bir köpeğe hüseyin/bir oyuncak ayıya muhammed ismi verilmesinden rahatsız olan kişilere "isim parsellemek" ana başlığında eleştiri getirmeye yeltenilmiş. tabii böyle olunca eleştiri biraz havada kalmış, acemice olmuş.
öncelikle bir kişinin neden bu durumdan rahatsız olduğu irdelenmeli. hali hazırda örnekler verilmiş. mesela tarihe "vaka-ı huseyn" olarak geçmek üzere olan hadise. ben dizide köpeğe bu ismin kasten verildiğine inanmıyorum. yani kasıtlı bir saygısızlık yok. kasıtlı yapılan bir hakarete verilecek yerinde bir örnek-giri vardı ama başlığı açan arkadaş silmiş sanırım. söz konusu giride kendisi müslüman olmama sebebini/sebeplerinden birini, namazı kastederek; "domalmayı" gereksiz bulmak olarak açıklıyordu. ancak eylemde kasıt bulunmaması her zaman eylemi meşrulaştırmaz. burada "ihmal" kavramı devreye girer. açıklamaya lüzum var mı? bence yok. anlayacak olan anlar zaten. anlamayacak olanlara zaten ek açıklama hiçbir zaman işlemedi. %100 başarı söz konusu. sekmedi.
özgürlüğü "hakaret edebilme hakkı" olarak değerlendirirseniz zaten tartışılacak argüman bulmakta zorlanırız. sanırım hepiniz erişkin insanlarsınız. bu yaşınızdan sonra hakaretin ne demek olduğunu, bu mefhumu özgürlük anlayışıyla yanyana getirmenin abesle iştigal olacağını benden öğrenmemelisiniz. böyle bir hamlede bulunursam ben de size hakaret etmiş olurum. muhakkak ki aptal değilsiniz.
"neden kişilerin isimlerini kullanarak hakaret edebilme hakkını elimizden almaya yelteniyorsunuz?" böyle bir sorunun cevabı yok. daha doğrusu herhangi bir cevaba gerek yok. keza bu hakka haiz olmak için yanıp tutuşan dimağ(lar)ın az önce dediğim gibi namaz kılmayı zamanında "domalmak" şeklinde nitelemesi her şeyi açıklıyor. yani "sizin ne düşündüğünüz önemli değil, ben inanmıyorum ve inanmadığım şeye küfretmek istiyorum. bunu da bir kulp uydurup demokrasiyle, düşünce özgürlüğüyle açıklamak derdindeyim"
kendisi gibi düşünenlerle beraber toplu sayıklama seanslarıyla kendinden geçen bünye şunu biliyor olmalı; bu aciz duruş ancak benim "apolitik labarba" dediğim, biraraya geldiğinde anlamsız bir metin oluşturan kelimeler diziniyle savunulabilir ki zaten gördüğüm manazara da farklı değil. "tartışamazsınız, mantıklı bir cevap veremezsiniz. ad hominem, hop eminem, paradoks bunlar" falan filan...
bazıları dinle ilgili en ufak eleştiriye dini olarak da kabul görmeyen saldırılarla karşılık verebilir. reflekslerinin bu yönde işlemesi aynı mabedi kutsal gören başka insanları bağlamaz. hatta eğer dini inançtan bahsediyorsak, benim bu hayatta gördüğüm insanlar arasında dinine en bağlı kişi varg vikernestir.
sa-pı-na kadar sosyalist olan damarım karıncalanıyor, başka bir rahatsızlığım yok. diğer hassasiyete gelince; ateş olsanız ne kadar yer yakarsınız?
|