21 mayıs 2012 pazartesi
günün başlıkları: 830 tane
günün başlıkları: 830 tane
- ·uludere katliamı (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·oğlum bak git (16)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·çörekotu (2)
- ·gheorghe popescu (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·yesilelbiselikız (2)
- ·
- ·
- ·asdasd qwerty (6)
- ·kadın peygamber (10)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·game of thrones (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
videolar
belki ilginizi çeker
iran
- tam adı iran islam cumhuriyeti olan devlet.
- başkenti tahran
- 2500 yıllık uygarlık
- tarih boyunca büyük düşünürler ve yazarlar yetiştirmiş, klasik devrimlerin geçiş süreçlerini aynen yaşamış ülke
- yetkililerin ağızlarından her zaman teröre karşıyız mesajları verdiği, aynı zamanlarda da terör kamplarına ev sahipliği yapan bu ülke şimdi de pkk-kongra gel'le mücadele konusunda türk hükümeti ile bir mutabakat imzalıyor.
bence en iyisi mutabakata 10.yıl marşını iliştirip hatemi'ye geri yollamak. zira bu mutabakatın başka bir işe yarayacağı yok
(bkz. tarihten ders çıkarmak) - en güzel gözlü kadınların ülkesi.
- humeyni devrimi'den sonra çağlarca geriden gelen,amerika'ya "büyük şeytan" demelerine rağmen deprem gibi doğal afetlerde yardım istemeye çekinmeyen ülke..oysa halkının büyük çoğunluğu aydındır.ancak devletlerinin kendilerine ajite ettiği "medeniyetin muna koyum" zihniyeti yüzünden seslerini duyuramamaktadırlar.insanları -hele de kadınları- ülkenin rejim yanlısı kadın polisleri tarafından bir hayli ezilmektedir.
- iran medeniyeti de aynı türk medeniyeti gibi geçmişi binlerce yıllara dayanan bir medeniyettir. yolu hep,ama karşı karşıya ama yanyana türklerle karşılaşmıştır. bu ülke bir çok arap ülkesi gibi ,sınırları cetvelle çizilerek, batı tarafından yoktan var edilmiş değildir. bu sebeplerden ötürü rejimi ne olursa olsun iran halkına karşı hep bir saygım, hep bir sempatim olacaktır.
- şu an dünyanın en iğrenç ceza hukukuna sahip ülkedir kanımca.
şu vereceğim örnekle bile o ülkeyi yok etmeyi isteyeceğinizden eminim.(hatta varsa kız kardeşinizi de düşünün). idam edilmek üzere cezalandırılmış bir kız* iran'da şii yasalarına göre infaz edilemez. mutlaka bekaretini kaybetmiş olması gerekir. efendim insanı öne aldıkları için bir bakireyi öldüremezlermiş. çözüm de şöyle bulunmuş; tamamen iran yasalarının verdiği yetkiye dayanarak ve emir üstüne; cezaevi müdürü bu kıza incitmeden tecavüz eder, iyice emin olur her şeyin tamam olduğundan, daha sonra eğer emin değilse kendinden(tabi işi kitabına uydururlar herkes yararlansın nasılsa ölecek diye) diğer cezaevi görevlileri de kızın işinin bittiğinden emin olana kadar rütbe sırasına göre sırayla tecavüz ederler. bakın artık insanı öne almış olan bu insanlar* bakire birini incitmiş olmayacaklardır. artık gönül rahatlığıyla vinçte asabilirler.
ek: bilgi bir iranlı'dan dolaylı olarak edinilmiştir. - (bkz: kaçıııın iran geliyor.)
- (bkz: tudeh)
- (bkz: abd nin iran a saldırması)
- (bkz: güney azerbaycan)
(bkz: gamoh)
http://www.azadtribun.com/094.htm - (bkz: prince of persia)
- barış heyeti amerika birleşik devletlerinden vize istemiş, yerine babayı almıştır...
- sinema alanında en azından dünyada kendine has bi yeri olan bu nedenle özgürlüklerin kısıtlanmasından maddi imkansızlıklardan bahsedip türk sinemasının karakter sahibi olamamasına bahane bulanlara gülmeme neden olan köklü bir geleneğe ve kültüre sahip bütün antidemokratik yapısına rağmen hala bir medeniyet olmayı başarabilen ülke.
- büyük iskender dönemi haricinde hiç bir zaman emperyalist işgal altında olmamış ve tarihin her döneminde bağımsızlığını korumuş dünyanın en seçkin uluslarından birisinin yaşadığı ülke. türkiye'de tarihi bir önyargıyla değerlendirildiği için çok az bilinip tanınır. osmanlı kendisine siyasi rakip olması ihtimaline karşı halkına şia ve iran nefreti aşılamayı başarmıştır. hala bu kompleksten kurtulamamış olan türkler iran'a nefret derecesinde bir önyargıyla bakarken buz gibi bir iranlı olan mevlana'yı büyük türk bilgesi şeklinde değerlendirip kendisini teselli etmeye çalışır. bilinmesi gereken bir şey de şudur ki iran için asıl büyük tehlike amerika ya da israil değil, türkiye etkisiyle hareket eden ve türkiye'ye gelir gelmez orasını burasını açıp içki içen seçkin halk azerilerdir. olası bir savaşta ırak'taki kürtleri oynadığı rolü iran'da da azeriler büyük bir istekle oynayacaklardır.
- aylardır bilmediğimiz bir doğalgaz krizinde olduğumuz ülke.
- artis bir ülke. mahmud ahmedinecad'a randevu vermedik diye bize gaz vermeyen ülke. onlar artizliğe devam etsin ondan sonra da niye sap gibi ortada kaldık desinler...
- uluslarası telefon kodu 98 olan ülke.
- (bkz: ayran)
- zamanında türkiyedeki bizbullah terör örgütünü desteklemiş, uğur mumcu kışlalı cinayetlerinin arkasındaki ülke. şimdi ezilen ülke modunda da sempati topluyor. ya da ezilen halklar için bir sembol oluyor. aynen amerika atom bombası atmadan önce japonya gibidir. amerika birilerinin kirli çamaşırlarını yok ediyor. dua etsin amerikaya.
- türbansız kadınların hapse atılmaya başlandığı vahim ve acınası bir oluşum.
http://www.milliyet.com.tr/... - uçaklarıyla topraklarındaki pkk kamplarını bombalayan ülke. sanırsam pkklıları sınırda kurduğumuz yığınaklara doğru sürmeye çalışıyor. belki sürdü bile. ayrıca ırak snırına da hayvan yığınak yaptık. nedense medyada pek lafı geçmiyor. allah allah
- konuyla alakası olması itibari ile bir alıntı.iran hakkında sadık yalsızuçanlar'ın muhteşem yazısı :
"hâlâ yapılıyor mu bilmiyorum, seksen eylülünden sonra üniversitelere, danıştay’a, anayasa mahkemesi’ne, benzeri onlarca kuruma personel atanırken, adaylar özel bir güvenlik soruşturmasından geçirilirdi.
bi dolu tuhaf bilginin yanı sıra kestirmeden, ‘arnavutlukçu, iran sempatizanı’ vs. yazılır, böylece, ilgili yasada bir hüküm olmamasına rağmen, amirin ‘takdir’iyle tayin yapılmazdı. bilhassa seksen eylülü 12. günün sabahı omuzlarına karabasan gibi çökmüş benim gibilerin dosyalarında böylesi atıflara çokça rastlamak mümkündür. ‘irancı’, ‘iran yanlısı’, ‘iran sempatizanı’... bütün bu ifadeler, atfedenlerin, iran denince zihinlerine nelerin üşüştüğünü ele verir. (bunu sanırım rahmetli özal kaldırdı sonra. atamalarda bu raporların belirleyici olmamasına ilişkin yasal bir düzenleme yaptı.) iran, bir karabasanlar ülkesidir. bir ‘molla’lar, ‘ayetullah’lar, ‘kara çarşaflılar’ yurdu. bir baskılar, işkenceler, insan haklarının ihlalinden geçilmeyen ‘geri kalmış’lar memleketi. yaklaşık algı budur.
iran dipten gelen dalga mı?
bizim okur yazarlarımız, sosyoloji, siyaset bilimi ‘uzman’larımız iran’ı lanetlerken, bugün üzerinde ırak gibi bomba yağdıran uçaklarla demokrasi sortileri yapmayı planlayanların ‘uzman’ları arasında bile ciddi bir yaklaşım farkı olduğunu bilenler bilir. iran’ı bir örümcek kafalılar ülkesi olarak niteleyen israil muhibbanı ‘profesyonel’ sosyal bilimciler dışında, örneğin iran devrimi’ni objektif biçimde yorumlayan çok sayıda batılı sosyolog, siyaset bilimci de vardır. bunlardan birinin ifadesiyle, humeyni’nin, milyonlarca kişinin hoşamedi yaptığı ünlü rövanş dönüşünün ilk okuması şu idi: ‘amerika balonu söndürülebilir!’
dünyanın tartışmasız en büyük egemen’ini, ‘büyük şeytan’ olarak nitelemişti humeyni. bir molla, sürgünde, yaşlı, hasta, güçlükle yürüyen bir adam. o kadar. ne topu tüfeği, ne uçaksavarı, düzenli ordusu, ne nükleer, kimyasal bombası, ne modern teknik düzenekleri vardı. sadece inanmış ve toplumunun diplerinden gelen dalganın ilk titreşimlerini kıvılcımlamayı doğru zamanda yapabilmişti. sadece, koruma kullanmıyordu, makam aracı yoktu, iki odalı kerpiç bir evde yaşlı eşiyle yaşıyordu ve evine gelen konuklara eşi çay demleyip ikram ediyordu. sadece yarı koma halindeyken de gözleriyle namazına devam ediyordu. sadece konuşmalarında hafız-ı şirazi’den, senai’den, firdevsi’den, hayyam’dan şiirler okuyabiliyordu. o dalga eğer dipte birikmişse, hiçbir güç, ‘en büyük benim’ diyen hiçbir otorite önünde duramazdı.
coğrafî bilinç üstüne...
sonrasına girmeyeceğim. bu yazının sınırlarını aşar. ben öncesine dönmek istiyorum. abdulkadir badıllı’nın anılarında okumuştum. 1953 yılında, ziyaretine gittiği bediüzzaman, ona, ‘nereli’ olduğunu sorar. ‘urfalıyım efendim’ der. ‘peki adın nedir?’ ‘abdulkadir efendim.’ ‘evet, çok güzel, maşallah, ben, abdulkadir ismiyle çok alakadarım.’ badıllı ilkin bişey anlamaz. tekrar sorar bediüzzaman, ‘peki, urfa’dan van’a yol var mı?’ ‘var efendim. ‘van’dan bağdat’a var mı?’ ‘onu bilmiyorum efendim.’ kendisini badıllı, urfa’ya davet etmiştir, buna işareten bediüzzaman, ‘eğer oralara gelirsem, bağdat’a gitmek isterim. ben, abdulkadir geylani ile çok alakadarım kardeşim.’ bu anı parçası bende, daima, ‘coğrafî bilinç’in temeline ilişkin bir düşünce uyandırır. bağdat kimdir? abdulkadir-i geylani’dir. bu, sartre’ın, ‘fransa benim’idir. ya da almanya kimdir? sorunun birkaç cevabı olabilir; ama benim aklıma ilk gelen, heidegger’dir. fransa sartre mıdır, yoksa göçmen derrida mı, ne bileyim bi başkası mı, bu tartışılır; ama kesin olan şudur ki, her yer ve zaman, bir veya birkaç bilge veya şairdir.
amerika kimdir sorusunun cevabı ise ‘iran kimdir’den kat be kat daha çetin ve cevabı neredeyse imkansız bir sorudur. iran’daki ‘öcü’ mollalar, ayetullahlar hermeneutik’in kılcal uçlarında gezinirken, abd, bilgeliğin ve erdemin yuvası olan kızılderilileri katletmekle meşgul idi. o zaman amerika kimdi, iran ne idiyse, aslında bugün de büyük oranda bu geçerli değil midir? amerika kararlıdır. insan hakları, demokrasi, özgürlük ve toplumsal barış getirmekte kararlıdır büyük ortadoğu’ya. amerika, vahşice katlettiği yerlilerden kalan bilgelik kırıntılarıyla, firdevsi’nin, hafız’ın, sadi’nin, rudegi’nin, tabetabai’nin ülkesinin insanlarına insanlık, erdem ve ahlâk getirmekte ısrarcı görünüyor. gerçi bunu dünyanın birinci göğünün altında, savaş uçaklarından onlarca ton bomba yağdırarak yapıyor. bırakılan bu bombalar fevkalade akıllı ve erdemli olduğundan, çocukları, sivilleri, kadınları, yaşlıları ayırt ederek, evinde, mahallesinde, bakkal dükkanında, mescidinde, okulunda savaşmakta olan askerlerin üzerine düşüyor. bu bir savaş ayrıca. bakın ırak meğer dünyayı bir anda yok edecek nükleer ve kimyasal silahlara, tesislere sahipmiş. ve iki yüz elli bin insan katledilince, bu silahlar, tesisler bir anda buharlaştı. ırak’a demokrasi, insan hakları geldi. güvenlik, esenlik ve barış içinde yaşıyor geylani’nin torunları. amerika, ırak’ta sağladığı bu insanlık ve erdem kazanımını, iran’da da gerçekleştirme konusunda kararlı.
umutlarımızı yok edenler kimler?
amerika kararlı da, iran’la yüzlerce, binlerce yıldır gönül ve zihin yakınlığı olan biz neyiz? biz kimiz, iran nedir? geçenlerde istanbul’a otobüsle giderken, yanımda oturan beyin okuduğu gazete ilgimi çekmiş, sormuştum berbat ingilizcemle, ‘nerelisiniz?’ diye. iran, deyince de yol boyu, hafız’dan, şehname’den, bostan’dan, gülistan’dan, ali şeriati’den, süruş’tan sohbet etmiştik. meğer dil engeline rağmen, bir iranlıyla ne kadar derin ve çok müşterek üzerinde konuşabiliyormuşuz. ben hafız deyince, gözbebekleri ışıyordu adamın. tahran’da üniversitede fizik profesörüymüş. kimliğini öğrenince, hafız-ı şirazi, dedim sadece. heyecanlandı birden ve gazetesini katlayıp kaldırdı, başladık söyleşmeye.
i.ö 3. bin’e değin uzayan bilinen tarihiyle iran’ın kim olduğuna ne bu satırlar yeter, ne bu zamanlar. ona, ‘sibeveyh’ dedim. kulaklarına inanamadı. bu büyük fıkıh ve dil bilgini’ne, klasik iran şiirinin kurucusu ve benim de edisyonunu yaptığım kelim ve dimne’yi ilk kez farsçaya çeviren, efsanevi rudegi’yi ekledik sonra. gazneliler çağının ve tüm zamanların en görkemli destan yazarı firdevsi’yi... (firdövsi diye telaffuz ediyordu.) 30 bin beyitlik dev epopenin mimüellifi. sonra hakim senai, kuşların dili’yle tüm dünya edebiyatını etkileyen ve besleyen, kozmik bir hikayenin sahibi feridüddin atar’ı... nasır-ı hüsrev’i... hele şebüsteri, gülşen-i raz’ıyla, sırlar bahçesi’yle imgesel tahkiye tarzının ve şiirin doruklarında gezinen şebüsteri... kirmani sonra... ibn arabi ekolünün takipçilerinden bir altın şair molla cami... sonra basra ve kufe’de, ortaçağda, parşömen üstüne kufi hattıyla yazılan ve harikulade tezhiplerle çevrelenen kutsal kitaplardan söz ettik... iran resminden, minyatür sanatından... hayyam’dan, tüm zamanların en büyük şairi hafız’dan, akif merhumun şiirlerini ezbere bildiği sadi’den, mutahhari’den, allame tabetabai’den daha nicelerinden... ısfahan’dan, merv’den, şiraz’dan, eski şiraz’dan söz ettik. sonra bağdat’ta yok edilen on binlerce çocuktan, binlerce el yazması eserden, katledilen umutlardan, insanlık umutlarından, erdemlerden... amerika hem himaye ettiği hem himayesine sığındığı mazlum israil’in iran’a yönelik tahrip planlarının binbir dilli politik manevralarıyla dolu bugünlerde. suriye’ye bir ara verdiği gözdağını, bugünlerde yeniden ısfahan’a, şiraz’a, tahran’a, tebriz’e yöneltti ve kimin hangi çıkarını ve hesabını görüyor bilinmez.
görünen şu ki, ankara da, bir zamanlar ‘yek sengine tümünü feda ettiği’ istanbul da, acem mülkünün talan edilmesi ve orda da insanların, insanlığın katledilmesinin çok fazla derdinde değil. istanbul ne ise şiraz odur. bursa kim ise ısfahan odur. bizim bir amerikalıyla bir yolculukta kalbimiz titreyerek konuşabileceğimiz kaç cümle vardır? bir tahranlı ile günlerce gözlerimiz nemlenerek, yüreğimiz kabararak, şiirler okuyarak, hikmetten, bilgelikten, tarihten, edebiyattan, felsefeden, insanlıktan konuşabiliriz. nükleer ve kimyasal silahları ilk kullanan kendileridir. en çok üreten kendileridir. nerede, ne zaman, nasıl bu işler yapılır bilen, yöneten onlardır. demokrasi ve insan hakları deyip insanları katlediyorlar. ülkeleri işgal ediyorlar. umutlarımızı yok ediyorlar."





