ensest, hipnoz, dumur, intikam konularına temas eden muhteşem bir film. yalnız ilişki sahneleri o kadar açık seçik gösterilmeli miydi diye düşünüyorum zaman zaman. olayı tam manasıyla aksettirebilmek için yapılmış şüphesiz ama bu kadarı da fazla yani dediğim zamanlar olmuyor değil. yalnız büyük sürprizi açıklamalarından 10 dakika kadar önce çözmüştüm. kouşmalar dikkatle takip edildiğinde o kadar da zor değil.
gaza gelerek şu satırlarda "mükemmel bir film,kesinlikle izleyin.." ya da "vaktinizi bu filmle harcamayın.." gibisinden bişiyler yazmak isterdim ancak filmden pek birşey anlayarak çıktığımı söyleyemem. aslına bakarsanız güzel bir kurgusu var filmin, uzak doğu felsefesine yakışan bir içeriğe sahip... ayrıca filmde sık kullanılan bir iki harika replik de bulunmakta: birtanesi "sen güldüğünde dünya da senle güler;ağladığında tek başına ağlarsın" ; bir diğeri de "bir hayvandan daha kötü olsam bile benim de yaşamaya hakkım yok mu?" gibisinden birşeylerdi.
şurası kesinki filmde anlatılmak istenen şeyler asla boş veya içeriksiz birşeyler değil..fakat ben niye anlamadım bilmiyorum hakikaten,şansım olursa 1 kez daha izlemekte fayda var.
çok güzel işlenebilecek bir konu ve hikayenin ne kadar kötü filmleştirilebileceğinin örneği. açıklamak icap ederse filmin sürprizini öyle 30 dakika önceden falan değil, daha filmin başında adamımız esirlikten kurtulduktan sonraki ilk sahnede tahmin etmek, filmi izledikçe de bunu yavaş yavaş doğrulamak mümkün, filmin daha başından "acaba?" diye akla gelen sürprize karşı yönetmen çeşitli kanıtlarla "hayır öyle değil" demeye çabalarken aslında o blöfü farkedenlere mantık açısından "evet öyle" demiş oluyor... eğer bir filmi anlatırken olası bir sürpriz* iyi bir şekilde gizlenmek isteniyorsa gizlemek için filme çok şey eklenmemeli. hele size birileri filmde müthiş bir sürpriz olduğunu söylemişse tamamdır. zaten filmi beğenenler bile "yarım saat önceden anladım", "aslında belliydi" gibi yorumlar yapıyor ("o zaman neden beğendin?" demek geliyor içimden o ayrı)... ben ve beraber izleyen arkadaşım "eee, sürpriz bu muydu?" diye kalktık ekran başından açıkçası, şimdi burda spoiler vermek istemediğim için örnek sahneler vermiyorum ama tekrar izlemeyi düşünenler bi dikkat etsin, bize kaç sahnede sürprizin tersini gösteren sözde kanıtlar gözümüze sokulmuş? bundan tabi sadece yönetmen değil, senarist de sorumlu olmalı o ayrı...
diğer açılardan da filmin tatmin edici olmayan özellikleri var. bir kere senaryodaki ufak tefek mantık hataları keyfe keder bir durum yaratıyor. müzikler yeteri kadar etkileyici değil ki son dönem popüler japon filmlerinin genellikle en eksik yanı budur. yönetmen yukarıdekilerden ayrı olarak bazı ilginçlikler yapacağım derken arada güzel işler çıkarsa da sık sık saçmalamış ve gereksiz yere aşırıya kaçmış. bunların hepsinden önemlisi film belli duygular üzerine yoğunlaşamamış, yüzeysel olarak çeşitli duygularda kalmış, bu da filmle izleyici arasında yeterli bağın kurulamamasına sebebiyet vermiş diye düşünüyorumörneğin zaman zaman bir gerilim havasına bürünmüş izleyiciyi germiş, zaman zaman romantik bir filme dünüşmüş, zaman zaman aksiyonla heyecanlandırmış ama hiçbirini tam etkileyici doza getirememiş diye düşünüyorum... acımasız bir yorum yapacak olursak duygual açıdan biraz ondan, biraz bundan derken çorba olmuş çıkmış demek mantıklı olur belki de, yönetmen bunu sondaki etkileyiciliğe çok güvendiği için yapmış olabilir ama hata etmiş bence...
filmin olumlu tarafı ise herşeye rağmen sonu, diğer duygularda veremediğini oradaki dram ile vermiş, ne kadar sürpriz olmasa da o dram insanı etkilemeye yetiyor aslında, tabi bunda filmin diğer olumlu yanı olan başarılı oyunculukların da etkisi var, özellikle başroldeki "min-sik choi" tek kelimeyle döktürmüş... bir insan her türlü ifadeyi bu kadar iyi mi verir yüzüne, öyle ki hiç konuşmasına gerek yok, gerçekten bu filmi tek başına alıp götürebilecek bir performans sergilemiş. diğer oyuncular da kayda değer performanslar sergilemişler. bir de tabi filmin felsefik yapısını gözden kaçırmamak lazım, "gülersen bütün dünya da seninle güler, ağlarsan tek başında ağlarsın" gibi felsefik sözler filmin başlı başına bir tartışma olabilecek hikayesiyle uyum sağlamış ve filmi biraz daha etkileyici kılmış...
"aman filmi izlemeyin çok kötü" gibi şeyler demiyorum dikkat ederseniz, çünkü filmin hikayesi tek paragrafta anlatılsa bile etkileyici bir hikaye olduğuna göre bunun 2 saatlik anlatımı daha etkileyici oluyor, o kesin. yani izlemeye değer bir film ama çok şey beklemeyin, eğer çok şey bulursanız sürpriz olsun. ama yine de şunu da göz ardı etmeyin: başrolünü nicholas cage'in oynayacağı bir amerikan yeniden çevrimi yapılıyormuş, kendi açımdan bu yeniden çevrimin orjinalinden güzel olabileceğini düşünüyorum. gerçi nicholas cage'in "min-sik choi" ile aynı performansı göstereceğinden şüpheliyim ama yönetmenliğin daha iyi olacağını umuyorum. bu yüzden filmin sonunu öğrenmeden önce iki kere düşünün derim...
2 saat boyunca insanı defalarca dumur eden cinsten bir film.. dae-su oh'un 15 yıl boyunca hotel odasında yaşadıkları, hotelden çıkınca dünyayı tekrar tanımaya çalışması, onun üzerine oynanan oyunlar, filmin sonunda önceki olayların aslında nasıl olduğunun öğrenilmesi.. bunların hepsi mükemmel bir şekilde anlatılmış ve filmin psikopat bir final bölümü var..
sadece bu filmi izleyerek kore sinemasına aşık olabiliyor insan..
15 yıl bir hücrede tutulup intikam almak için 5 gün verilen bir adamın hikayesi. senaryosu aynı isimli bir mangadan esinlenilerek yazılmış. gubidik hollywood filmlerinden sıkılmış bünyelere ilaç gibi gelecek bir film. filmin sonunda da sanal gerçeklik olgusuna farklı bir şekilde değinilmiş.
ayrıca (bkz: kore sineması japon sinemasına basar)
!!!seyretmeyenler için sakıncalı!!!
filmle ilgili birkaç gereksiz bilgi:
ahtapot yeme sahnesindeki ahtapo gerçekmiş ve sahneyi çekebilmek için bir sürü ahtapot feda etmişler. chol min-sik budist olduğundan her ahtapot için ayrı ayrı dua etmiş. (bkz: aferim)
daesu'nun mido'nun evinde kafasını sehpaya çarpma sahnesi senaryoda yokmuş ama çekimler sırasında olunca eklemişler filme.
filmin son sahnesi yeni zellanda'da çekilmiş.
chol min-sik, woo-jin le olan son sahnelerinde film boyunca konuştuğundan daha fazla konuşuyormuş.
holywoodun içine girdiği kısır döngüde gözleri uzakdoğu sinemasına çeviren , senaryosu ve olaylar arası ilişkide hakikaten ağzı açık bırakan bir film.. ailecek izlenmesi absurb sorunlar çıkarabilir..
filmin sonunda dehşete düşmekle kalmıyor bir intikamın insan hayalini ne denli zorlarcasına büyük ve hayatının anlamı yapacak kadar kurguya dönüştürdügünü görüyorsunuz..
"gülün dünya sizinle gülsün; ağlayın ama tek başınıza"
mutlaka seyredilmeli de intikam neymiş görmeli dediğim film. kurgusu çok başarılı. holifud filmlerinden sıkılmış bünyelere süper gelecek nadide film.ahtapot yeme sahnesine dikkat derim seyredecek olanlara.seyredin derim bi de mutlaka.zira çok başarılı bi film kendisi.
chan-wook park'ın yönetmenliğini yaptığı bu film, inanılmaz paralellikte ki akıcılığı ile quentin tarantino tarafından da oldukça beğeni görmüştür, türkiye'de ihtiyar delikanlı adıyla gösterilmiş. müzikleri çok güzel oturmuş, kullanılan akıcı görüntülere de şapka çıkartmak gerek. bana göre standartların üzerinde bir film. senaryo işleyişi izleyiciyi etkisi altına alıyor, yer yer duygularımızı al aşağı edip oldukça başarılı bir yapım olduğunu gösteriyor. insanı etkisi altına aldığı gerçekten doğru, filmi izledikten sonra ki bir kaç saat gülememe sorunu olabiliyor. film aksiyon filmi olmanın yanında asıl vurgulanan yönünün dram olduğu görülmeli.
şimdi usual suspects tadında bir kurgu..masumiyette ki haluk bilginer tadında bir oyunculuk..charlie kaufmann tadında bir senaryo..space odyssey 2001 tadında bir görsellik..izlemek istiorsanız ayy canım sarı ırk film mi çekermiş demeden bu filmi izleyin derim..gerek politik duruşuyla olsun gerek sinema diliyle olsun bu film son yıllarda seyrettiğim en iyi filmlerden biridir..(yukardaki filmlerle kıyaslamıyorum yanlış anlaşılmasın) uzakdoğu sinemasının bu atılımınıda ilgiyle takip ediyorum
(bkz: bin jip)
(bkz: batoru rowaiaru)
(bkz: in the mood for love)
(bkz: 2046)
an itibarıyle izleyip çiğ yemek sahneleriyle midemi bulandıran diş çekme ve yatak sahneleriyle öğürmeme sebep olan ama konu ve oyunculuk adına fena olmayan bir film...
yönetmenliğini chan-wook park'ın yaptığı aksiyon-gerilim türünde mükemmel bir kore filmi. türkçe adı ihtiyar delikanlı'dır. film tam 2 saat sürüyor ve kesinlikle sıkmıyor. filmde 15 sene süre boyunca otel odasına kapatılmış bir adamın intikamını anlatılıyor. senaryo mükemmel ve filmin finalinde donup kalıyorsunuz. filmde geçen şu söz de hafızalardan silineceğe benzemiyor:
son yılların en iyi filmlerinden biri olarak addedilen bu kore yapımı şaheser öncelikle bir kara film* örneğidir, kara filmlerin gerektirdiği şekilde ortada birbirine karşıt gibi duran 2 erkek ve 1 de bu erkeklerle ilişkisi tam olarak çözülemeyen geçmişi geleceği bilinmeyen bir kadın vardır* ayrıca filmde kullanılan renkler, kamera açıları, dekor ve kıyafet seçimleri de janra uygun bir atmosferi başarılı şekilde yaratmaktadır.
senaryo genel olarak bir intikam hikayesi olarak görünse de temelde vermek istediği ve hep kafamızı meşgul eden düşünce bu üç kişinin bağlantısıdır.
son dönemlerde uzakdoğudan kaliteli filmler çıkmaktadır fakat old boy diğerlerini gölgeleyebilecek kadar önde durmaktadır.
bu arada yanlış hatırlamıyorsam filmin bir amerikan versiyonu da çekilecek ve başrolünde de hiç birimizin karşı çıkamayacağı şekilde karaktere cuk oturacak olan johnny depp olacaktır.