filistin direnişçilerinin israil işgaline karşı başlattıkları mücadele. tanklara karşı sapanlarla yapılmaktadır. birinci ve ikinci intifada diye ikiye ayrılır.
filistinliler
adalet, özgürlük ve barışsloganıyla yola çıkmışlardır.
kelime anlamı, irkilmek, başkaldırmakdır.
başka hiçbirde dilde anlamı ve telafuzu bu kadar zengin bu kadar karizma olmayan kelime.filistin direnişinin özel adı.tanklara karşı silah olarak yalnızca taş atılarak başlatılmış 'sapan'lar o dönem intifadanın sembolü olmuştur.(çocukluğumuz boyunca sürekli trt haberlerinde görür ne yapmaya çalıştıklarını anlayamazdım.saçma gelirdi bana.silah almaya paraları yokmuş diye düşünürdüm.bir çocuk oyunu gibi gelirdi.ancak şimdi düşünüyorum da kesinlikle 'aslında hiç başlamayan' ikinci intifadanın canlı bombalarından çok daha fazla sarsardı israil tanklarını.)herşeye ve herkese rağmen bir gün mutlaka başarıya ulaşacağına ümitle inandığım hareket
(suspect, 20.10.2005 16:52 ~ 16:57)
çocukların eline sapan veren de son teknoloji kimyasal füzelerin üzerine çocuklara "sevgiyle ölün" yazdıranlarla birdir diyordu bir yüzsüz.
küçük fakat yarım asırlık kanlı bir işgalin eğittiği metanet dolu elleriyle kavradığı sapanın bir tarafını bırakıyor bir intifada çocuğu. taş namlusu çocuğa yöneltilmiş makineli tüfeği taşıyan tanka çarpıyor. kırılmıyor tank, yamulmuyor da, hatta hiç mi hiç sarsılmıyor. tankın içindeki asker evine döner dönmez sivil kıyafetlerini giyecek üzerine. her senenin bir dönemi düzenli olarak askeri eğitim gören bu askeri sivil her hissiyat coşmasında askeri kıyafetlerini giyip işgal ettiği topraklarda sivil avına çıkmayı hiç ihmal etmiyor. küfrediyor tanka çarpan taşa. namluyu çocuğa odaklayıp makineliyi ateşliyor. "hayatımı çaldığınız yeter, gidin evimden!" diye haykırıyor yerde paramparça duran ceset. hiç mi vicdanı sızlamıyor tankın içindekinin, bir an düşünüyor belki, sonra siyonist ahlakı yetişiyor yardımına ve vicdanının ağzına bir şamar patlatıyor. ve bu hep oluyor, hep oluyor, elinde sapanla tankları karşılayanı da sahilde ailesiyle piknik yapanı da, intifada çocukları hep ölüyor, hep intifada çocukları ölüyor.
tanktan seken taş geliyor ve çarpıyor sinemize, bir dev meteor olarak çarpıyor küremize, unufak olup kör gözlerimize doluyor sonra. ayıp diyor, ayıp size! az önce beni kavramış olan günahsız eller kanlar içinde yatarken ayıp size. güçsüzlüğümüzün, yüzsüzlüğümüzün, acizliğimizin utancı ile gözlerimizin görmeyişine şükrediyoruz.
hizbullah'ın füzelerinden çok daha derin hasarlar veriyor tanklara filistin'li intifada çocuklarının fırlattığı taşlar. iyi ile kötünün arasını açıyor. israil'in yaptığı işgal midir, terör müdür? filistin'li çocuk bilmiyor bunu, sadece "babamı öldürdüler" diyebiliyor gözleri yaşları, kör gözlerimiz görmüyor, görsek de susacağız, iyi ki kör, sağır, dilsiziz diye şükrediyoruz. tarih aczinin utancıyla değirmen taşı altında ezilir gibi inleyen sineleri belki affedecek ama filistin'li intifada çocuğuna bakarak politika yapanları, yüzsüzlüğünü kapatmak için filistin'li direnişçilere laf atanları asla affetmeyecek.
meclis toplanır, celse olur ve türk askeri lübnan yollarını tutacaktır. binlerce yorum, bölgedeki konumumuz, dış politika, birleşmiş milletler, binlerce sözcük uçuşuyor havada. günlerdir aklıma nice stratejik yorumlar geliyor, nihayet hepsini siliyorum, tek mihenk var:"allah bundan razı olur mu?" evet, allah bundan razı olur mu?...
ikincisi 2000 yılının eylül ayında başlayan özgürlük mücadelesi. sözlük anlamlarından biri silkinmektir.
hükumetimle problemi olan bir başka hükumetin benim masum çocuklarımın üzerine tanklarını sürerken yahut şehrimin etrafına duvar örerken, beni açlığa mahkum ederken, elektriğimi, suyumu keserken emin olun tel avivde patlayan bir bombanın onursuzluğu at s.kinde kelebek kalır. kıyaslanamayacak şeyleri yan yana getirmek ancak ucuz hümaniter bir aklın ürünü olup ne gerçek mana da barışa hizmet eder ne de çocuk ölümlerinin durmasına...
birileri etrafınıza duvar örerken, yaşamanız için gerekli kaynakları yokederken, soykırımdan bahsederken, çocuklarınızı öldürürken, üzerinize yağacak bombalara sevgilerle yazdırırken onurlu mu değil mi diye düşünmeyeceğiniz harekettir. emeğe saygı. defacto ülkeniz insanları öldürürken tel aviv de oturup kahve içmeye hakkınız var mı yok mu, bu da çok çetrefilli bi konu.
türk kurtuluş savaşı'nda olduğu gibi bir özgürlük mücadelesidir.
cemil meriç'in "-izm'ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir" sözünün eşliğinde dünyanın yaşanmaya değer olmasından umudu kestiğiniz bir anda karşınıza çıkan, her türlü -izm'den uzak olan, müsebbibi olmadıkları bir savaşın içinde kendilerini bulan çocukların karanlığa doğru haykırmaları...
tel-aviv'de ölen de insan, tankın altında ezilen de. elinde taş ve sapan tutan çocuğunsa tek derdi, artık kimsenin ölmemesi. masum insanların "yok yere" öldükleri topraklarda zulmün eksik olmayacağı aşikârken, bu "onurlu" mücadeleyi misilleme hırsına dönüştürenlerde suç. kimin parça tesiri yüksek sorusu önemsiz kalıyor bu râddede...
evet, sikik dünyanın sikik savaşında tel-avivli kahve sever de filistinli çocukcağız da "zâhirde" aynı topakta çürüyor. lakin birinin düştüğü toprak çoktan kanla sulanmış, kızıl kokuyor....
filistinlilerin tarihe düşürdüğü yürekli bir direniş ateşidir.
ilk intifâda 1987’de başlayıp 13 eylül 1993 tarihinde ishak rabin ve yaser arafat arasında washington'da imzalanan "filistin özerklik ilkeleri deklerasyonu" ile sona erdirildi.ikinci intifâdâ 2000 yılında başladı,şubat 2005´te, mısır´ın şarm el şeyh kentinde, mahmud abbas ve ariel şaron arasındaki ateşkes anlaşması ile "resmi olarak" sona erdi.
intifada,filistinli insanların çoluk çocuk, kadın erkek,yaşlı ihtiyar demeden hepsinin vatanlarını israil işgalinden kurtarmak için başlattıkları direniş hareketi.aslında 90larda sağcı gençliğin idolü eşref ziya sayesinde dilimize dolanan nakarat da denebilir.