kısırlayan ve yozlaşan her toplum kendini kurtarmak için en az iki söylence ve inanç yaratmak zorundadır: birincisi verimi artırmak için, ikincisi yaratıcılığı desteklemek için.
yalnızlık ve günah sorunu, birlik ve bolluk içinde çözümlenebilir. içinde yaşadığımız çağdaş toplum da kendi mitoslarını yaratmıştır. burjuva toplumlarının kısırlığı ya kendi canına kıyma ile ya da daha yaratıcı olan bir katılıma süreciye sonuçlanacak gibi görünüyor. düşlerimizin özüyle eylemlerimizin anlamı işte bu sorunda düğümleniyor.
çağdaş insan, uyanık olduğuna ve de doğru düşündüğüne inanmak istiyor. ama bu tür inanç ve düşünceler bizi karabasanlara soktu -akıl aynalarımızda, art arda işkence odalarını gördüğümüz karabasanlardı onlar. bu karabasandan çıktığımızda, uyanık durumda düş gördüğümüzü ve usçu düşlerimizin dayanılmaz düşler olduğunu belki de fark edeceğiz. ve ondan sonra, belki de gözlerimizi kapayıp yeniden düş görmeğe başlayacağız