yıllardır kafamı kurcalayan şeyin ne olduğunu bu akşam farkettim. biz hayata kaybedenlerin safında katılmışız. başarı bizim için düşünülecek lüzumlu işler sırasında hep arka sayfalara atılmış. çünkü bu dünya güçlü olabilenin, ayakta durabilenin dünyası. şimdi sevgili
freud yaşıyor olsaydı gidip kendisine bir danışma fırsatımız olabilirdi. en azından " bi geçmişine bakmak lazım, bilinçaltının dışavurumunu psikoseptik analizler vasıtaları ile bir inceleme yoluna başvurabilirdik" demesi bile bu önermenin haklılığını kanıtlayabilirdi. fakat daha hayatın derinliklerine inmeyi bırakın dibe dalacak nefes kuvvetine sahip olamayan bu yazar kim bilir neresinden uydurdu diyebilirsiniz. ama bu önerme tamamiyle doğrudur. gerçek kişilerce alakası da vardır.
bu ülkenin insanları
duşakabin,
küvet vs. yıkanmak için gerekli olan edevatları yakın zamanda öğrenmeye ve hayatlarına sokmaya başlamışlardır. çoğunuz da bilirsiniz ki önceleri yıkanmak için gerekli araçlar arasında sayılabilecek malzemeler bir
leğen, bir su kovası, bir
tas ve beyazından bir adet hacı şakir
sabundu. bu gibi gereksiz ayrıntılıarı aletleri beyninizde parçaları birleştirme yolu ile mantıklı bir görünüye çevirme işini size bırakıyorum ve asıl konumuza geliyorum.
pazar günü akşamı sobalı evde yaşayan aileleler için bir yıkanma, paklanma ve pisliklerden arınma günüdür. pazatesi hayata yeni bir başlangıçtır. yeni güne umutla bakmaktır. bu güzide akşam ise veletler için dünyanın en tiksindirici kendisinden nefret ettirici fakat kaçınılmaz bir durumdur. küçük veletlerimiz, yani geçmiş bizler kendimizi annemizin ellerine bırakır, leğenin ortasına çömelir, isteğe göre tabureye oturur ve olan biteni çaresiz bakışlarla çözümlemeye çalışırız. beyaz sabunun genizi yakan kokusu, köpüğün gözü yakması akabinde bir tas suyun kafadan boşalması için yapılan feryatlar fakat bütün bu çabalamalara rağmen bütün kozların annenin elinde olması. işte o an biz bitmişizdir. artık bu noktadan sonra sittin sene sesimizi duyuramayız. bağırıp da duyuramamak denebilir buna. çünkü sizi bu dünyada dinleyen yoktur bu raddeden sonra. kafanızdan kaynar sular dökülürken sizin çaresiz ağlayıp sızlanmalarınız. sonucunda kafanıza sabun kalıbıyla vurulan darbe sizin hayatta hep boynunuz bükük, hep bir küçük emrah tavırlarında dolaşmanıza sebebiyet verecektir.
şimdi sevgili
freud olsaydı da anlatsaydı bu durumu. anlatsaydı da herkes bi geçmişini yoklasaydı. ceplerinizdeki tozlu hatıraları, unutmak istediğiniz kilitli bölmelerdeki anıları bir çıkarabilseydi de dediklerimi bir anlayabilseydiniz.
bu dünyada kaybedenler çocuk yaşta kendi hayatlarını ailelerinin sözleriyle yönlendirenlerdir. benim bir yarım da bu grubun içinde. fakat bir yanım asidir. onun da nedeni şu:
afedersiniz mahrem bölgelerde tüylenmeler başladıktan sonra leğenin içinde külodumla yıkanmaya başlamıştım. artık annem bir nebze de olsa düşüncelerime saygı göstermişti. artık kafama sabunla vurmuyordu.