merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

insanlığın yaratılışı

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. ege'nin iki yakasının öyküsü'ne göre..

    dağlar, ovalar ve denizler yaratılmış, evren tanrısal varlıklarla dolmuştu..ne var ki dünya üzerinde henüz insanoğlu yoktu..hesiodos altın ırk denilen ilk insan soyunun kronos zamanında yeryüzünde görüldüğünü söyler.. birdenbire sona eren bu ırktan sonra zeus'un olympos'a hakim olmasıyla ikinci bir soy görüldü.. çocuklukları yüz yıl süren ve gümüş ırk denilen bu soya ait insanlar tanrıları saymıyor, tapınaklara gitmiyorlardı. zeus bu insanlara kızdı ve o güne kadar bir mevsimde yaşanan dünyayı dört mevsim haline getirdi..böylece insanlar kışın soğuğunda mağaralara sığınmak zorunda kaldılar.. sonunda densizlikleri bitmeyen bu insanları zeus toprağın altına gömdü ve onları yeraltı cinleri haline getirdi..


    zeus üçüncü bir soy yarattı..bu soy bronz ırk idi.. bu soyu da yok eden zeus,kahramanlar ırkı, daha sonra da demir ırkı yarattı.. onlara korkuyu, üzüntüyü ve sevinci tattırdı.. onlar yalnızca erkekti, henüz kadınlar yoktu. bunlara prometheus yardım ediyor, onların yanında yer alıyordu.. prometheus, iapetos'un dört oğlundan biri idi.. onun diğer iki kardeşi ve babaları titanlar'ın yanında yer almışlardı.. zeus bunun için menoitios'u yıldırımları ile yere serdi..

    titanları yendikten sonra atlas'ı da evrenin batı ucunda dünyayı taşımakla cezalandırdı.. herakles, hera'nın verdiği oniki görevden biri olan altın elmaları almak için dünyanın en batısına gidince atlas'ı orada dünyayı taşırken buldu. altın elmaların yerini yalnızca atlas biliyordu. onun yükünü bir müddet için üzerinden alarak onu altın elmaları almaya yolladı. ancak atlas elmalarla geldiğinde dünyanın yükünü tekrar yüklenmek istememesine rağmen herakles bir hile ile tekrar dünyayı taşımasını sağladı. atlas'ın diğer kardeşleri olan prometheus ve epimetheus zeus'un yanında yer aldıkları için zeus, onları yanına almıştı..

    zeus titanları ve gigantları yenince olympos dağı'na yerleşerek kardeşleri ve çocukları ile beraber oniki olymposlu tanrılar kuşağını açtı. bunlarla evreni paylaşarak dünyayı oradan idare etmeye başladı. kendisine karşı gelmeyen, hatta kazanması için kendisine fikirler veren prometheus'u da yanına aldı. o çok kurnazdı.. zekası ve kurnazlığı ile zeus'la başediyor, bazen de kurnazlıkları zeus'u deli ediyordu.. zeus zaman zaman insanların arasına karışıp onlarla yemek yiyordu..

    bir keresinde kesilen bir öküzün paylaştırılması prometheus'a düştü.. her zaman insanların dostu olan prometheus, ırkını bitiren ve onları mahveden zeus'a için için kin beslemekteydi.. onun için kesilen öküzün iyi parçalarını bir yana, kemiklerini de bir yana ayırdı.. etlerin üzerine işkembe parçaları koydu, kemiklerin üzerini de yağlı parçalarla örttü.. zeus'a hangi parçaları alacağını sorunca, tanrılar tanrısı da güzel görünüşlü olan kısma elini attı.. sonunda prometheus'un kendisini aldattığını anlamıştı.. ona çok kızdı ve prometheus'un çok sevdiği insanlardan intikam almak için onlara ateşi yasakladı.. prometheus da olympos'tan bir kamışın içine sakladığı ateşi insanlara geri götürdü..

    bundan sonra gelişen olayları hesiodos'tan dinleyelim: pandora "kızdı bulut devşiren zeus, dedi ki ona: iapetos oğlu, sivri akıllı kişi, seviniyorsun ateşi çaldın, beni aldattın diye, ama bil ki dert açtın kendi başına da aldığın ateşe karşılık bir bela öyle bir bela salacağım ki insanlara, sevmeye, okşamaya doyamayacaklar bu belayı" böyle dedi ve güldü insanların ve tanrıların babası.. namlı, şanlı hephaistos'u çağırdı hemen: "bir parça toprak al, suyla karıştır dedi, içine insan sesi koy, insan gücü koy, bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin, bedeni güzelim genç kızlara.." zeus'un bu buyruğu hephaistos tanrı tarafından derhal yerine getirildi.. varlık tanrıçalar kadar güzel olmuştu.. yüzü, vücudu bir genç kızın vücudu gibi diri ve ölçülü idi.. ona ruh vererek canlandırdılar.. athena onun ince beline kendi kuşağını sardı.. kharitler altın takılar taktı boynuna.. horalar bahar çiçekleri ile donattılar saçlarını.. güzel mi güzel olan bu ilk kadına tanrıların hediyesi anlamına gelen pandora dediler.. zeus yaratılan bu kadının prometheus kadar zeki olmayan kardeşi epimetheus'a gönderilmesini buyurdu..

    prometheus, kardeşinin kendisi gibi kurnaz olmadığını bildiği için ona tanrılardan gelecek hiçbir hediyeyi kabul etmemesini sıkı sıkı tembih etti.. gönderilen hediyenin insanların başına bela olacağını bildirdi. epimetheus da ant içerek hiçbir hediyeyi kabul etmeyeceğine dair söz vermişti.. fakat kapı çalınıp dayanılmaz güzellikte bir varlık görünce bütün sözlerini unutarak onu eve aldı.. ertesi gün de bu güzel varlıkla evlendi.. tanrılar pandora'ya bir de kutu verdiler hediye olarak.. pandora kutunun kapağını açınca içinden korkular, üzüntüler, hastalıklar ve dertler fırladı.. kapağı kapatıncaya kadar bütün bunlar dünyaya yayıldı. kapak kapandığında kutunun içinde yalnızca bütün insanları peşinden koşturtan "umut" kalmıştı. o güne kadar dertsiz, tasasız yaşayan insanlar büyük belalarla karşılaştı.. zeus'un insanlardan intikamı kötü olmuştu.. bu intikamın bir kadın eli ile gelmesi daha da acı olmuştu..

    (bkz: altın ırk)
    (bkz: gümüş ırk)
    (bkz: bronz ırk)
    (bkz: kahramanlar ırkı)
    (bkz: demir ırk)
  2. tevrat'a göre:
    oluş (tekvin) bölümü,

    semitik dinler olarak da tanımlanan orta doğu kökenli semavi dinler, ortaya çıktıkları coğrafyanın da etkisiyle öncülleri olan sümer mitolojisinden birçok öğeyi içlerinde barındırarak günümüzün kutsal yaratılış inancının şekillenmesini sağlamışlardır. dikkate değer olan, tevrat’ın, musa’dan 800 yıl sonra ve hatta musevi tarihinde “babil esareti” olarak adlandırılan uzun bir dönemin ardından ilk defa yazılı metin haline getirilmiş olmasıdır. bu süre zarfında musevi yaradılış inancı aşağıda görüleceği üzere ağır bir şekilde dönemin sümer inançlarından etkilenmiştir.

    bilimsel savların aksine tevrata göre, evrenin 6.000 yıl önce tanrı tarafından 6 gün içersinde yaratılmış, 7.nci gün ise istirahate (sabath) ayrılmıştır. aşağıda ayrıntıları sunulmuştur;

    bap 1.:

    başlangıçta allah gökleri ve yeri yarattı. yer ıssız ve boştu ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı, ve, allah'ın ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. ve allah dedi: ışık olsun. ve ışık oldu. ve allah ışığın iyi olduğunu gördü ve allah ışığı karanlıktan ayırdı. ve allah ışığa gündüz, karalığa gece dedi. ve akşam oldu ve sabah oldu birinci gün.

    ikinci gün: allah suları sulardan ayırmak için arasına kubbe yaptı. kubbeye “gök” dedi. (demek ki gök kubbe üzerinde de sular, yani, denizler bulunan başka gezegenler olduğu haber veriliyor).

    üçüncü gün: allah dedi; gök altındaki sular bir yere biriksin ve kuru toprak görünsün ve böyle oldu. ve allah kuru toprağa “yer”, suların biriktiği yerlere “deniz” dedi. ve allah dedi: yer; ot, tohum veren sebze ve yer üzerinde tohumu kendisinde olup, cinslerine göre meyve veren ağaçlar hâsıl etsin ve böyle oldu.

    dördüncü gün: allah dedi; gündüzü geceden ayırmak için gök kubbesinde ışıklar olsun ve alametler için ve vakitler için ve günler ve seneler için olsunlar. böyle oldu ve allah iyi olduğunu gördü.

    beşinci gün: ve allah dedi; sular canlı mahlûkların sürüleriyle kaynaşsın ve yerin üstünde, gökler kubbesinin yüzünde kuşlar uçsunlar. böyle oldu ve allah: “semereli olun, çoğalın” diyerek onları mübarek kıldı.

    altıncı gün: ve allah dedi; yer, cinslerine göre canlı mahlûkları, sığırları ve sürünen şeyleri ve cinslerine göre yerin hayvanlarını çıkarsın. ve böyle oldu ve allah iyi olduğunu gördü. ve allah dedi: suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım, ve, denizin balıklarına ve göklerin kuşlarına, ve sığırlara ve bütün yer yüzüne ve yerde sürünen her şeye hakim olsun. ve allah, insanı kendi suretinde yarattı, onları erkek ve dişi olarak yarattı ve onları mübarek kıldı ve onlara dedi: semereli olun ve çoğalın ve yeryüzünü doldurun ve onu kendinize tabi kılın.

    bap 2:

    yedinci gün: ve gökler ve yer ve onların bütün orduları tamamlandı. ve allah yaptığı işi 7 günde bitirdi. ve yedinci gün istirahat etti.
  3. incil’e göre:

    kanonik olarak adlandırılan dört incil arasında (matta, markos, luka ve yuhanna) sembolik anlatımı en yoğun biçimde kullanan yuhanna incil’inde bile, insanın yaradılış öyküsünün tevrat temel alınarak oluşturulduğu, açık olarak görülebilir.

    bap 1. “kelam başlangıçta var idi ve kelam allah nezdinde idi ve kelam allah idi. her şey onun ile oldu, ve olmuş olanlardan hiç bir şey onsuz olmadı. hayat onda idi ve hayat insanların nuru idi. nur karanlıkta parlar ve karanlık onu anlamadı...

    ve kelam beden olup, inayet ve hakikat ile dolu olarak aramızda sakin oldu, biz de onun izzetini, babanın biricik oğlunun izzeti olarak gördük...”

    yaratılış düşüncesini savunmayı sürdüren çeşitli protestan mezheplerinin aksine katolik kilisesi, yirminci yüzyılın sonu gelip çattığında evrim kuramıyla uzlaşmıştır. papa ıı. jean paul 1996 yılında papalık bilimler akademisi’ne verdiği mesajda, xıı. pius’un darwinci evriminin, kanıtlanmamış ciddi bir varsayım olduğunu ifade eden humani generis genelgesini düzeltmişti. papa, bu önemli ikrarında (saklamayarak söyleme, açıkça söyleme-tdk): “bugün genelgenin yayınlanmasından yaklaşık yarım asır sonra, yeni bilgiler, evrim kuramının varsayımdan öte bir şey olduğunun kabul edilmesine yol açmış bulunmaktadır.” diyebilmektedir.
  4. islâm’a göre:

    kuran, yaratılış sürecinin bütününü, tekvin’de olduğu gibi tek bir metin içinde anlatmaz; birbirinden farklı sureler içinde, dağınık olarak yerleştirilmiş ayetlerde, gerek görüldükçe canlıların yaratılışlarına ilişkin göndermelerde bulunulur. kuran’daki surelerin içeriklerinin eski ahit’teki gibi bir “tarihsel akış” ya da kronolojik kaygısı gütmeyip, genel olarak “inanmayanlara ya da kuşku duyanlara kanıt sunmak” amacına yönelik bir polemik üslubu taşıması olabilir.

    semavi dinlerin sonuncusu olan islamiyet’te de, sümer mitolojisinin etkisi altında kalmış bir musevi inancı kalın çizgilerle devam etmektedir. kur’an’da yer alan yaradılışa ilişkin belli başlı ayetler:

    islâm'ın kutsal kitabı kur'an, ilk insanın yaratılışını şöyle anlatır.

    "and olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. " (mü'minün, 12-16 ayetler.)

    daha birçok surede aynı açıklamayı okuyoruz: "biz onları cıvık çamurdan yarattık."(es safaat,11),

    "o, insanı bardak gibi çınlayan kupkuru bir balçıktan yarattı."(er-rahman,14).

    yine kur’an-ı kerim’de, “biz insanı en güzel şekilde yarattık” şeklinde tarif edilen insan, yaratılırken maddi unsurların yanında, insanın varlığına ilahi bir şeyin de ilave edildiğini açıkça görmekteyiz. allahın, maddi unsuruyla birlikte insana vermiş olduğu ilahi şey de kur’anda şöyle ifade edilmekte: rabbin meleklere: “ben balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. onu şekillendirip ruhumdan üflediğimde, ona secde edin, demişti”.

    bu son surede, islam’da, diğer semitik inançlara kıyasla daha da yoğun bir biçimde rastlanan antropomorfik (insanda tanrısal karakter) tatminin arayışının öne çıktığı bariz olarak göze çarpmaktadır.
  5. mitsel görüş açısından:

    mit (myth-mitos15), sözcük olarak belli bir durumun yarattığı insan düş gücünün ürünü olup, belli bir şey yapma niyetini gösterir.

    mitleri ve kutsal metinleri, geçerli birer tarihsel kaynak gibi bire bir “yaşanmışların kaydı” olarak kabul etmek, büyük bir yanılgı olur ve ancak körü körüne inancın varlığını gösterir. ama dünyanın değişik bölgelerinde binlerce yıldan bu yana varlığını koruyan, büyükçe bir bölümü çok eski çağlardan bu yana sözlü gelenekle aktarılmış bu külliyatı bütünüyle “uydurulmuş hikâyeler” olarak görüp, dikkate almadan bir kenara atmak, sandığımızdan çok daha vahim bir hataya sürükleyebilir bizi.

    düşeceğimiz en büyük ve en korkunç yanılgı, sahip olduğumuz bilim ve teknolojiye narsist bir tutkuyla bağlanıp, “ne çok şey bildiğimizi” düşünerek böbürlenmek; eskiçağdaki atalarımızaysa “hiçbir şey bilmeyen batıl inançlı cahiller” olarak yargılamaktır.

    evren ve bu gezegendeki varlığımız hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. el yordamıyla başlayan ve hızlanarak süren bir bilgilenme dönemindeyiz henüz; elimizdekilerse son derece az. çok açıktır ki, eskilerin yazdıklarına daha saygılı bir tavırla yaklaşmamız gerekiyor.

    william ırwin thompson “tarihin kıyılarında” adlı müthiş kitabında ‘ya dünyanın tarihi bir mitse, ama bu mit, dünyanın gerçek tarihinden geriye kalanlarsa?’ diye sorar.”

    dünyanın nasıl oluştuğu ve nasıl işlediğinin az ya da çok özenli, ayrıntılı öykülerinden oluşan mitoloji, dünyalar yaratan bugünkü insan aklının bir ürünü olup dil aracılığıyla paylaşılabilir. dünyadaki dinleri de içermek üzere her inancın özünde, bir halkın nasıl oluştuğunun bir öyküsü olan yaratılış mitolojisi vardır.
  6. joseph cambell, "öyle görünüyor ki insanoğlu genel mitolojik kalıta bir biçimde inanmadan edemiyor. her toplum, doğaüstü inançlarının simgesinin kazılı olduğu damgasını öncellerinden teslim alır; kendi içinden çıkan kahramanlarca taşınan bu damganın izleri halkın yaşamına, deneyimlerine yansır" demektedir.

    kutsal kitaplarda söz edilen "insanın çamurdan yaratıldığı" söylemi, kutsal kitapların ortaya atılmasından çok daha önceki çağlarda yaşayan insanların eserlerinde ve efsanelerinde görülmüştür. bu durum, kutsal kitapların içine bu eser ve efsanelerden alıntı yapıldığının, kutsal kitapların bir tanrı tarafından değil, kendilerine peygamber adını veren, zamanının toplum lideri olabilecek kabiliyette insanlar tarafından yazıldığının (hazırlandığının) somut bir göstergesidir. bu efsane ve kutsal kitapların ifadeleri çok özet olarak şu şekildedir:

    1. gılgamış destanı: "ellerimi yıkadım. bir parça çamur koparıp yazıya attım. ve bu yazıda, kahraman engidu'yu yarattım."

    2. sümer'lilerin enuma-eliş destanı: "bunun üzerine ben de ea'nın yardımını istedim. toprağı, kingu'nun kanıyla yoğurdum. ilk insanı meydana getirdim."

    3. çin efsanelerinden: "bunun üzerine tanrıça ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti. ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı."

    pen-gu. “havayı toprak ve yeryüzü olarak ikiye böldüm. sonra öldüm. nefesimden rüzgarlar, sesimden gök gürültüsü, gözlerimden güneş ve ay, vücudumdan dağlar, kanımdan ırmaklar ve denizler, saçlarımdan yıldızlar, terimden de yağmur meydana gelmiş. daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden insanlar oluşmuş”

    ve devam etti. “zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. bunun üzerine tanrıça ngüho, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.”

    4. mısır'da luxor tapınağı'nda bulunan kabartma bir resim: "kral amonhotap ııı olarak betimlenen tanrı khnemu çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratıyor."

    5. hesiodos destanı. "namlı, şanlı hephaisdos'u çağırdım hemen. 'bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'içine insan sesi koy, insan gücü koy."

    6. yunan efsaneleri'nden: "gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (prometheus anlatıyor.) bir insan heykeli yaptım. sonra bu heykele ruh verdim. ilk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.) zeus'a ise, “namlı, şanlı hephaistos'u çağırdım hemen, 'bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'içine insan sesi koy, insan gücü koy. bir varlık yap ki, yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin.' koca hephaistos, topal tanrı, hemen yaptı dediğimi. bir kız biçimine soktu toprağı. ses koydu içine. ve pandora adını koydu. işte, böyle yarattım insanı.”
  7. türk kozmogonisine göre:

    altaylardan verbitskiy'in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tanrı ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu.

    göklerden gelen bir ses tanrı ülgen'e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. göğün emri ile oturacak yer bulan tanrı ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :

    bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım

    bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım

    bunun çaresi nedir, ne yolla yarataymış

    su içinde yaşayan ak ana,su yüzünde göründü ve tanrı ülgen'e şöyle dedi :

    yaratmak istiyorsan ülgen, yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren:

    de ki hep," yaptım oldu " başka bir şey söyleme.

    hele yaratır iken, “yaptım olmadı" deme.

    ak ana bunları söyledi ve kayboldu. tanrı ülgen'in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : " dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz." tanrı ülgen yere bakarak : " yaratılsın yer!" göğe bakarak "yaratılsın gök!" bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.

    tanrı ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş. tanrı ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye mandı şire'ye balıkları denetleme görevi vermiş. tanrı ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeyen büyük altın dağın başına geçip oturmuş. dünya altı günde yaratılmışı, yedinci günde ise tanrı ülgen uyumuş kalmıştı. uyandığında neler yarattım diye baktı: ayla güneşten başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. günlerden bir gün tanrı ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü" insanoğlu bu olsun, insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. tanrı ülgen bu ilk insana "erlik" adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. ancak erlik'in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. tanrı ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.

    tanrı ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. erlik'in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. tanrı ülgen insanları idare etmek üzere may-tere'yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı.
  8. budist kozmolojiye göre:

    dünya beş elementten inşa edilmiştir: uzayın destekleyici elementi ve dört temel element olan toprak, su, ateş ve hava. uzay diğer elementlerin tümünün varlığını ve işlemesini mümkün kılar. kalaçakra sistemi, uzayı tam bir hiçlik olarak değil son derece hassas “madde” parçacıkları olduğu düşünülen, “boş parçacıklar” veya “uzay parçacıkları”nın ortamı olarak takdim eder. bu uzay elementi ondan doğan ve gene ona geri katılan, dört elementin gelişimi ve yok olmasının temelidir.

    * yok olma süreci şu sırayla gerçekleşir: toprak, su, ateş, hava.

    * doğum süreci de şu sırayladır: hava, ateş, su, toprak.

    budist kozmoloji evrenin gelişimini şu şekilde belirler: önce bir oluşum dönemi gelir, sonrasında evrenin devam ettiği bir süre, arkasından da yok olduğu bir dönem bulunur, bunu da yeni bir evrenin oluşumundan önce bir hiçlik dönemi izler. dördüncü, yâni boşluk dönemi sırasında uzay parçacıkları var olmaya devam eder ve yeni bir evren içindeki tüm madde de bu parçacıklardan ortaya çıkar. tüm fiziksel dünyanın temel nedenini de bu parçacıklarda buluruz.
  9. insan yaşamının dünya üzerine başka bir yerden getirildiğine ilişkin görüş:

    zecharia sitchin “insanı, maymunlar üzerinde genetik mühendislik ‘oynamaları’ yaparak, dünya dışı yaşam formları mı (uzaylılar) yarattılar?” sorusunu sorduktan sonra, kitab-ı mukaddes’ten de ilham alarak şu yanıtları vermektedir.

    sitchin, evrim teorisi ile homo sapiens’in ortaya çıkışını tam olarak açıklayacak “eksik halka”ya, hiçbir zaman ulaşılamayacağını, çünkü bu aşamanın, üst-insansı dediğimiz türe, anunnaki soyunun genetik müdahalesiyle gerçekleştirildiğini ileri sürmektedir.

    eğer yaşam, bir dizi kendiliğinden kimyasal tepkimeyle başladıysa, yaşamın neden şans eseri bir çok kaynağı değil de tek bir kaynağı var? ve niçin dünya üzerindeki canlı madde, gezegende bol bulunan kimyasal elementlerin çok azını ve nadir bulunan kimyasal elementlerin pek çoğunu içermektedir? öyleyse, yaşam dünya üzerine başka yerden mi getirildi?

    aniden ve açıklanamaz biçimde, 35.000 yıl kadar önce, yeni bir insan ırkı, yani homo sapiens (düşünen insan), nasıl yoktan var oldu? ve ne oldu da neanderthal insanı dünya yüzünden siliniverdi.

    cro-magnon diye adlandırılan modern insanların bize bu kadar çok benzemesi, ister istemez günümüzde bu tür soruların sorulmasına zemin hazırlıyor. modern insan, nasıl olmuş da, atalarından daha ileri bir evrimsel gelişme takip ederek 2.000.000 veya 3.000.000 yıl sonra değil de 300.000 yıl kadar önce ortaya çıkmış? dünyaya başka bir yerden mi getirildik yoksa eski ahit’in ve diğer kadim kaynakların iddia ettiği gibi tanrılar tarafından mı yaratıldık?

    1957’de, ralph solecki tarafından bulunan fosil kayıtlarında 100.000 ila 13.000 yıl öncesi arasındaki buluntuların değerlendirilmesi şaşırtıcıydı. bu dönem aralığında insan kültürü bir ilerleme değil, bir gerileme göstermekteydi. belirli bir standarttan başlayarak, sonraki nesiller daha gelişmiş değil, daha az gelişmiş bir uygarlağın standartlarını göstermekteydiler. ve m.ö. 27.000’lerden m.ö.11.000’lere dek, nüfusun gittikçe azalışı, yerleşimin tamamen ortadan kalktığı bir noktaya kadar varmaktaydı. iklimsel olduğu tahmin edilen nedenlerle, insan 16.000 yıl kadar önce ortadan neredeyse tamamen kalkmıştı.

    ve derken, m.ö. 11.000 civarında “düşünen insan” yeni bir şevk ve izah edilemez biçimde daha yüksek bir kültürel seviye ile tekrar ortaya çıktı.

    homo cinsinin hominid’i, evrimin bir ürünüydü. ama homo sapiens ani, devrimci bir olayın ürünüdür. homo sapiens, açıklanamaz biçimde 300.000 yıl önce, (evrimin gösterdiğinden milyonlarca yıl erken) ortaya çıkmıştır.

    sichin’e göre, tevrat ve incil’in bahsettiği uzaysı yaratıklar (nefilimler), memelileri, primatları veya hominidleri yaratmadı. incil’in “adem”i bir homo cinsi değil, atamız olan bir varlıktı, yani ilk homo sapiens. bildiğimiz modern insanı, nefilimler yaratmıştı. işte, bulmacanın cevabı: nefilimler, insanı yoktan “var etmemiştir”, var olan bir yaratığı almışlar ve “tanrıların suretini tutturmak” üzere üstünde oynamışlardır, bir başka deyişle “ona tanrının ruhundan üflemişlerdir”.

    özetle, insan evrimin ürünüdür ama modern insan, yani homo sapiens, “tanrılar”ın ürünüdür. çünkü yaklaşık 300.000 yıl kadar önce nefilimler maymun-adamı (homo erectus) aldılar ve üstünde kendi suretlerini ve benzeyişlerini yerleştirdiler.
  1. 1